Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

KAOS

A+A-

Herhangi bir durum yönetilemiyor, düzene sokulamıyorsa…

Dış etkenlerin gelişigüzel etkilerine maruz kalabiliyorsa…

İstikrarsız ve öngörülemiyorsa…

Kontrol edilemiyorsa….

Bunu, sözlükler ve kuramlarda açıklayan tek bir kelime var;

Kaos!!!

Tam da her gün içinde yaşadığımız durum…

Adına devlet dediğimiz yapı, ya da hükümet dediğimiz mekanizma, neredeyse artık sadece kaos yaratıyor…

Yazın son günlerinde yaşadığımız ve hala acısını, travma ve etkilerini hissettiğimiz deniz faciası buna bir örnektir, örneğin.

Nedenleri ve süreç bir başka yazıya saklı kalmakla birlikte, bir ülkenin, o ülkedeki insanların nasıl öldüğüyle tanındığının altını özellikle çizmek gerekiyor…

Albert Camus’nun yüz yıl önce önümüze koyduğu hala bizim gerçekliğimiz yani…

Yoksa, Eğitimden sağlığa, trafikten kamu yönetimine kadar her alanda ağır bir kaosun kurbanlarıyız hepimiz…

Hafta başında devlet okullarının da açılmasıyla birlikte, eğitimdeki bütün alt yapısal sorunlara ek olarak, toplu taşıma sorununu da kucağımızda bulduk.

Taşımacılara borçlu olan hükümet, kaybettiği yaptırımıyla, zamanında belirleyemediği eksiklerin bedelini yine vatandaşının omzuna yükledi.

Otobüsler kontak kapatınca bir anda ülke geneli büyük bir trafik kaosunun altında kaldı.

Trafik kilitlendi…

Çocuğunu okuldan almaya çalışan veliler keşmekeş içinde çocuğunu dahi bulmaz oldu.

Hem sabah hem öğle saatlerinde trafiğe girmek zorunda kalan ek araç yükü, gün boyuna yayılan ağır bir kaos yarattı.

Bu vesileyle anladık ki, ağır aksak da olsa çalışan toplu taşıma sistemi gerçekten önemli.

Sadece öğrenci taşımacılığı bile bu ülkenin trafik yükünü alabiliyor.

Bu yaygınlaştırılsa, bütün kamu ve özel okul öğrencileri daha fazla toplu taşımaya teşvik edilse, işleyebilen genel bir toplu taşıma sistemi yaratılabilse, trafik sorunumuz çok önemli ölçüde çözülecek.

Dahası daha çevreci, daha pratik ve ekonomik sonuçlar yaratacak.

Yoksa bu yapıda her gün yeni yol yapsanız da bu yük artarak devam ettiği sürece, sorunu çözmek mümkün değil.

Evlendikten sonra 12 yıl Lefkoşa’da yaşadım. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızdan farklı olarak şehrin nasıl değiştiğini ve trafik yükünün nasıl arttığına şahitlik ettim.

11 yıldır da Girne’de yaşıyorum.

4 yıl Mağusa’da yaşadım.

Hala bu 3 şehirde günde rutin olarak 100-250 km araba kullanıyorum.

Bu 3 büyük şehrin trafik akışı da karakterleri gibi birbirinden farklı.

Örneğin, Lefkoşa’nın hala siesta saatleri varken yollarda yaz dönemlerinde, Girne’de yoğunluk, saatlere ya da gün veya mevsimlere bağlı değildir.

Sadece tek bir güzergah sıkışmaz, sorun varsa şehrin bütünü etkilenir.

Mağusa bu iki şehre göre bir nebze daha sakin bile sayılabilir.

Ama gerçeklik şu ki, çalışan bir toplu taşıma sistemi, bu ülkeyi bu kaostan kurtarır.

Kliması çalışan, saatlerine sadık, kolay takip edilip ulaşılabilen, güvenli, çocuk ve engelli dostu otobüslerle böyle bir sistem kurmak, aslında siyasi rant ve kemikleşmiş çarpıklık olmasa mümkün.

Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, bu konuda Güney Kıbrıs’ta kurulan sisteme benzer bir sistemin kurulabileceğinden bahsediyor.

Güney Kıbrıs’ta AB fonlarının da desteğiyle kurulan özel şirkete, daha önce taşıma izni olanların da ya paylarını satmaları ya da paydaş olmalarıyla bir iştirak yaratıldığını anlatıyor.

Ancak bizde T izinleri yıllardır siyasi bir ranta dönüşmüş, bir rüşvet oldu yıllarca.

Artık bu rant etrafında yaratılan sistemin kendisi bile, bu gidişatı kaldırabilecek durumda değil, üstelik.

Lefkoşa sınırlarında 41 kamu okulu var. Kamu eğitiminin %51’i burada toplanıyor.

Belediyelerin de paydaş olabileceği denetim mekanizmalarında yer alabileceği iştirake dayalı bir yapıda çok daha kaliteli koşullarda sürdürülebilir bir sistem yaratılamaz mı?

Harmancı daha önce yapılan fizibilite çalışmalarında toplu taşımanın belediyelerin bünyesine verilmesiyle birlikte, Lefkoşa Belediyesi’nin 60 milyon TL’lik bir başlangıç yatırımına ek olarak, yaklaşık 200 bin TL’lik de bir maaş maliyetinin hesaplandığnı ifade ediyor.

Tabii ki bunlar yerel yönetim bünyesinde önemli maliyetler. Ancak hükümetin T izinlerinden elini çekmesi ve bütün paydaşlarla ortak bir yapı oluşturulması, herşeye rağmen bu kadar ütopik olmamalı.

Kooperatifleşilebilir, şirketleşmeye gidilebilir, belediyelerin de paydaş olabileceği bir sistem pekala yaratılabilir.

Girne Belediye Başkanı Murat Şenkul, bundan 7-8 ay önce yerel yönetimler ve bakanlığın biraraya gelerek çeşitli modeller üzerinde çalışmalar yaptıklarını, ancak bir sonuca ulaşılamadığını anlatıyor.

Siyasi rant, rüşvet ve çıkar olan yerde ortak paydalar yaratılması zorlaşıyor.

Ancak herşeye rağmen imkansız değil.

Girne’de 21 kamu okulu var.

Şenkul, ilk ve orta eğitim taşımacılığının ayrı, üniversite ve genel toplu taşımacılığının ayrı tutularak, bir sistem yaratılabileceğini söylüyor. Girne’nin bir sübvansiyon desteğine ihtiyaç duymadan pilot bölge olarak bu sistemin içine girmesinin mümkün olduğunu düşünüyor.

Merkezi hükümet üzerine düşeni yaptıktan ve siyasi rantından vazgeçtikten sonra bu mümkün!

Trafikte muazzam bir araç sirkülasyonu var Girne’de…

Otobüslerin kontak kapatmasıyla, şu anda sadece Girne’nin doğusunda, 1400 ek araç yükü var. Merkez ve Girne’nin batısıyla birlikte düşünüldüğünde kent genelinde 2500 ek araç yüküne denk geliyor.

Kavşaklardan geçen 70 bin araç, yeni yapılan Girne kaçış yolunda 12-13 bin araç varken, hiçbir yeni yol projesi bu kaosa çare üretmez.

Bütün dünyada kullanılan modeller belli.

Gelişmiş her kent, sağlıklı ve işleyebilir bir toplu taşıma ağıyla ayakta duruyor.

Avrupa’nın birçok kenti temeli yüzyıl önceki sistemleri temel alıyor, bunu geliştiriyor, güncelliyor ve son derece de işleyebilen bir sistem yaratıyor.

Hazır seçim arifesindeyken, gündelik hayatımızı en çok etkileyen konulardan biri olan bu alanda, sanırım daha fazla kafa yorabilir ve somut yol haritaları talep edebiliriz.

Çünkü daha iyisini hakediyoruz…

Bu yazı toplam 197 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar