1. YAZARLAR

  2. Latif Aran

  3. Jean Monnet’nin ödünç atı ve Avrupa bütünleşmesi fikri
Latif Aran

Latif Aran

Jean Monnet’nin ödünç atı ve Avrupa bütünleşmesi fikri

A+A-

9 Mayıs günü “Avrupa Günü”ydü.

9 Mayıs, 1950 tarihinde Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın “Schuman Bildirgesi” olarak adlandırılan ve Avrupa’nın bütünleşmesine yönelik olarak fikirlerini açıkladığı bildirgenin kamuoyu karşısında okunduğu gündür.

Robert Schuman Bildirgeyi okurken hemen yanında bu Bildirgede sözü edilen Avrupa bütünleşmesi planının mimarı olan Jean Monnet de oturuyordu.

Birleşik bir Avrupa oluşturma fikri, Avrupa’nın savaşlarla dolu çalkantılı tarihinde çok defa gündeme gelmiş bir konudur. Roma İmparatorluğu, Kutsal Roma İmparatorları, Napolyon ve en sonunda da Hitler böyle bir bütünleşmeyi sağlamaya çalışmıştır. Bu çabaların ortak noktası ise tümünün de güce dayalı ve “zoraki”  bir bütünleşme çabası olmasıdır.

Tarihteki tek gönüllü bütünleşme hareketi, Jean Monnet’in katkılarıyla hazırlanan “Schuman Bildirgesi”nde öngörülen ve yine onun katkılarıyla yürürlüğe konulan bütünleşme planıdır.

Peki Jean Monnet bu planı hazırlarken nereden esinlenmiştir?

Elbette hazırlanan planda, Jean Monnet’nin önemli bir bürokrat olarak edinmiş olduğu deneyimlerin ve dönemin kendine özgü koşullarının da büyük payı var. Ancak Jean Monnet, anılarında bu bütünleşme planının esin kaynaklarından birinin de Kanada’ya yapmış olduğu seyahat, buradaki gözlemleri ve özellikle de kendisine karşılıksız olarak önerilen bir atın olduğunu belirtmiştir.

9 Kasım 1888’de doğan Jean Monnet, konyak  taciri  Jean-Gabriel Monnet’nin dört çocuğundan ilkiydi. Ailesi  Fransa’nın batısındaki küçük Cognac kasabasında yaşıyordu. Konyak üretimi ve ticareti ile ünlü olan bu kasabanın en büyük firmaları Martells ve Hennessys idi. Bu iki firma satın almalar yoluyla küçük üreticileri teker teker ele geçiriyor ve tekel oluşturmaya başlıyordu. Baba Monet bu satın almalara şiddetle karşıydı.  Bu bağlamda büyük işletmelerin satın alma tekliflerini reddederek bölgedeki üzüm üreticilerinin kooperatifleşmesine önayak olmuştu.

Jean Monnet, okula pek meraklı değildi. Okula gitmekten ve arkadaşlarıyla zaman geçirmekten fazla hoşlanmıyordu. Onun en büyük tutkusu Cumartesi yemekleriydi. Çünkü Cumartesi günleri, babasının ticari işletmesine büyük fıçılarla damıtılmış konyak sağlayan çevredeki üreticilerin geliş günüydü. Bu üreticiler, işlerini bitirdikten sonra ailesi ile birlikte aynı masaya oturur ve diğer ülkelere yaptıkları seyahatleri anlatırlardı.

Cognac’ta içki ticareti yapan bu kişiler, ürünlerini satmak için dünyanın pek çok ülkesine seyahat ettiklerinden, yabancılarla hiç karşılaşmamış, izole bir şekilde yaşayan diğer Fransızların aksine, yabancılara karşı oldukça hoşgörülüydü. Kasaba halkı, dışarıdan gelen yabancılara karşı da büyük bir yakınlık gösteriyordu. Kasabadaki konyak üreticilerine çoğunlukla İngilere, Kanada, Rusya, Almanya, İskandinavya ve ABD’den olmak üzere dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ve müşteriler gelmekteydi. Bu ziyaretçi ve müşteriler, kasabada otel olmadığından akşamları şarap üreticilerinin evlerinde kalıyordu.

Küçük Jean üreticilerin seyahat anılarını ve kasabaya gelen yabancıların ülkelerine dair anlattıklarını dinlemekten çok büyük keyif alıyordu. Bir gün kendisinin de bu ülkelere seyahat edeceği günü  iple çekiyordu.

Jean, 16 yaşındayken okulla ilişkisini tümden kesti. Artık babasının konyak ticareti yapan işletmesinde bir çıraktı. Baba Monnet, oğlunun çıraklık dönemini işletmenin en önemli ticari ilişkilerinin olduğu Londra’da geçirmesini ve orada İngilizceyi öğrenmesini istemişti. Bu doğrultuda Jean, Londra’daki W.H. Chaplin and Co. Şirketinin sahibi Chaplin’lerin evinde iki yıl geçirecekti.  Jean burada yaşadığı iki yılda İngilizceyi akıcı bir şekilde konuşmayı ve daha da önemlisi ticareti öğrendi.

Genç Jean’ın ikinci ve kendi deyimiyle en önemli seyahati  Temmuz-1907’de “Yeni Dünya”ya olmuştu.

Babası genç Jean’ı bu kez, sattıkları içkileri pazarlaması için Kanada’ya göndermişti. Başında bir iş gezisi olarak planlanmış olmasına karşın, Jean’ın Yeni Dünya’ya, Kanada’ya yapmış olduğu bu gezi, anılarında da ifade ettiği gibi, onun yaşam hakkındaki fikirlerinin gelişiminde büyük rol oynamıştır.

Jean Monnet’nin Kanada’daki  ilk durağı Winnipeg idi. Winnipeg, 20. Yüzyılın başında ülkenin en hızlı gelişen şehriydi. Nüfusu kısa zamanda 7 binlerden 160 binlere çıkmıştı. Şehre olağanüstü bir göçmen akını vardı. Göçmenlerin önemli bir kısmı Alman ve İskandinav ülkelerinden gelmekteydi. Kaldığı Pasifik Demiryolu İstasyon Hoteli’nin   penceresinden bakan Monnet şunları yazmıştı:

“Tren dolusu İskandinav göçmenin geldiğini gördüm. Mülteci değillerdi. Açlıktan ölmüyorlardı. Çok zor ama ödüllendirici bir iş için gelmişlerdi-yeni toprakların fethi! Buradaki en yaygın kişiler spekülatörler değil girişimcilerdi. İlk kez, işi zaten var olanı yönetmek değil, onu durmaksızın geliştirmek olan bir halkla tanıştım. Kimse sınırları düşünmüyordu ve kimse sınırların nerede oluğunu bilmiyordu.”

Çok kısa zamanda ekonomik anlamda olağanüstü gelişim gösteren bu şehirde, birbirinden farklı ülkelerden gelen göçmenlerin geniş ufukları ve farklı iş ve yaşam kültürleriyle bu gelişmeye olan katkısı Monnet’yi çok etkilemişti. İnsanlar arasında gözlemlediği ve alışık olmadığı biçimdeki açıklık ve karşılıklı güven anlayışı onu özellikle etkileyen unsurlardan biriydi.

Monnet, Saskatchewan’dan Alberta’ya yaptığı bir yolculuğun ardından yolu Calgary’ye düşer. İşte orada yaşadığı bir olay, yıllar sonra Avrupa bütünleşmesi fikrinin oluşması bağlamında esin kaynağı olmuştur. Monnet yaşadığı olayı şöyle anlatır:

“Tanıştırıldığım bazı İskandinav çiftçileri ziyaret etmek istedim. Demirhanesinin önünde çalışan bir demirciye ulaşım araçlarının neler olduğunu sordum. Çalışmayı durdurmadan, bölgeye giden hiçbir ulaşım aracının olmadığını söyledi. “Ama,” diye ekledi, atını işaret ederek “ne zaman istersen atımı alabilirsin. Geri geldikten sonra da onu aynı yere bağlarsın” dedi.”

Kanada’nın bu bölgesinde yaşayanlar için bir at yaşamsal önem taşımaktaydı. Gidilecek olan yerlere yalnızca atla gidilebiliyordu. Bir demircinin hiç tanımadığı bir kişiye atını hiçbir karşılık beklemeden emanet etmesi genç Jean’ı derinden etkiledi. İnsanlar arasındaki ilişkide en temel unsurun güven olduğunu ve sağlam bir ilişkinin tesisi için önce insanlar arasında güven bağının kurulması gerektirdiğini düşündürdü. “Cognac’ta insanlar komşularına karşı temkinli ve yeni gelenlere karşı da güvensizdi. Burada ise olaylara yeni bir bakış açısıyla karşılaştım.”

Monnet’nin yıllar sonra Avrupa bütünleşmesi için öngördüğü plan da temel olarak, birbirleriyle yıllarca savaşmış halklar arasında en önce onları bir araya getirme ve birbirleri arasında güven yaratma ilkesine dayanmaktaydı.

Sektörel bazda başlayan bütünleşme, giderek diğer sektörlere genişleyecek ve aşağıdan yukarıya doğru gerçekleşecekti. Avrupa’da savaşın en önemli iki ham maddesi olan kömür ve çeliği uluslarüstü bir topluluğun denetimine vermeyi öngören Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Anlaşması’ndan sonra imzalanan iki antlaşmadan biri olan Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması, insanları bir araya getirmeyi, aralarında ticaret yoluyla, işçilerin ülkeler arasında serbest dolaşımıyla yakınlaşmayı ve güven tesis etmeyi öngören bir antlaşmaydı.

Avrupa bütünleşmesinin bu kadar başarılı olmasının nedenlerinden biri de halklar arasında güveni tesis etmeyi temel almış olmasıdır. Yine Monnet’nin dediği gibi bu bütünleşmenin hedefi “devletleri değil, halkları birleştirmek”tir.

Halklar arasında güveni sağlamak, Kıbrıs’ta da barışı tesis etmek bağlamında da  öncelikli hedef olmalı. Bu çerçevede, Avrupa bütünleşme modeli esas alınabilir diye düşünüyorum. Güven yaratıcı önlemler iyi bir başlangıç noktası

 

Kaynak: Trygve Ugland, Jean Monnet and Canada, Early Travels and Idea of European Unity, University of Toronto Press, 2011.

Bu yazı toplam 1435 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar