İşgal, istila, ilhak, Cenevre Sözleşmeleri ve tek bir örnek Kıb – Tek’e akaryakıt alımı!
Rumlar ve neredeyse tüm Dünya, Türkiye’nin 1974 yılındaki “haklı askeri müdahalesin”; akabindeki gelişmeler nedeniyle “işgal, istila hatta ilhak” demektedir…
-*-*-
Duygusal ya da vicdani değerlendirme başkadır; hukuki değerlendirme başka!
-*-*-
Bizim olaya bakışımız genelde şöyledir:
Türkiye’nin müdahalesi, çok haklıdır ve şu anda Ada’daki varlığı da “garanti anlaşmaları” gereği ve “ateşkes hali” nedeniyle “yasadışı” değildir!
-*-*-
Rumlar ve Dünya ise meseleye öyle bakmıyor…
-*-*-
Peki uluslararası hukuk eğer Türkiye’ye “işgalci” diyorsa, neden “Ada’dan çık” demenin ötesine geçemiyor?
-*-*-
Çünkü uluslararası hukuk “güçle” dengelenmektedir ve şu anda o güç, Türkiye’ye “sözlü uyarı” ötesine gitmemektedir!
-*-*-
Sözlü uyarı ötesine geçilebilir mi?
-*-*-
Bilemem ama kimse bir gün Donald Trump denen adamın, gidip de başka bir ülkeye girerek, o ülkenin başkanını kendi ülkesine kaçırmasına sanırım ihtimal vermiyordu!
-*-*-
Veya bir gün NATO müttefiki Avrupalıların Amerika ile karşı karşıya gelebileceği de!
-*-*-
Gelin, “Kıbrıs meselesinin çözümü herkesin kesinlikle çıkarınadır” diyerek, internet üzerindeki yapay zeka programlarının ve bazı kaynakların da yardımıyla, bir takım kavramlara birlikte bakalım…
-*-*-
İşgal nedir?
En basit anlatımla “işgal”, bir devletin ya da silahlı gücün, başka bir devlete ait bir toprak parçasını zor kullanarak ele geçirmesi ve orada fiilî denetim kurması durumudur.
-*-*-
İşgal edilen toprak başkasına aittir…
Mutlaka askeri güç veya zor kullanılır…
Ve işgal eden güç bölgede kontrol sağlar…
(Kuzey Kıbrıs’ı kesinlikle anlatmıyor mu? Anlatıyor!)
-*-*-
Bir ülkenin ordusunun, savaş sırasında başka bir ülkenin sınırları içindeki bir bölgeyi ele geçirip yönetmesi işgal olarak adlandırılır.
-*-*-
Uluslararası hukuka göre (özellikle Cenevre Sözleşmeleri): İşgal edilen topraklarda sivillerin hakları korunmalıdır; işgalci devlet, bölgeyi kendi toprağı gibi ilan edemez… (Elbette Türkiye böyle bir şey yapmadı ama yapmasını isteyenler çok fazladır… Ve ayrıca Türkiye, fiili anlamda Kuzey Kıbrıs’ı mutlak bir şekilde yönetiyor durumdadır… Basit bir örnek yazının sonunda verilecektir… Okumaya devam edin…)
-*-*-
İstila nedir?
İstila, bir ülkenin ya da topluluğun, başka bir ülkeye veya bölgeye geniş çaplı ve saldırgan biçimde girerek orayı ele geçirmeye çalışmasıdır.
-*-*-
Burada da askeri ya da zorlayıcı güç kullanılır… Genellikle ani ve büyük çaplıdır
Amaç çoğu zaman ele geçirmek, hâkimiyet kurmaktır… İşgalden daha saldırgan ve yayılmacı bir anlam taşır…
-*-*-
İstila: Girme ve saldırı sürecini vurgular…
İşgal: Ele geçirdikten sonraki kontrol durumunu anlatır…
(Bence bizdeki durum daha çok işgaldir… Ama tartışabiliriz…)
-*-*-
Peki ilhak nedir?
İlhak, bir devletin başka bir devlete ait olan bir toprağı tek taraflı olarak kendi ülkesine katmasıdır.
(Sayın Devlet Bahçeli büyüğümüzün en önemli arzusu…)
-*-*-
Basitçe anlatalım, “Toprak başkasına aittir… Zor kullanımı olabilir (ama şart değildir)…
Kalıcı olma iddiası vardır ve işgalden farklı olarak “artık benim” denir…
Tufan Erhürman cumhurbaşkanlığı seçimin kazandığı günlerde Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalardaki talebi “ilhak”tır!
-*-*-
İstila: Girme ve saldırı sürecidir…
İşgal: Toprağı ele geçirip kontrol etme durumudur…
İlhak: Toprağı resmen kendi sınırlarına katmadır…
Sıralama genelde: İstila - İşgal - İlhak şeklinde gelişir ki bizde Türk milliyetçiliği adına üçüncüsü hem istenen hem de beklenen bir arzudur…
-*-*-
Uluslararası hukuka göre, zorla yapılan ilhaklar hukuka aykırıdır… Ama referandum yapılmış gibi de olabilir!
Referandum yapılsa da; uluslararası toplum genellikle bu ilhakları tanımaz…
Tanındığı olur mu?
Olabilir!
-*-*-
Ama bu konuda olası bir referandum da Kuzey Kıbrıs için “tartışmalıdır”…
-*-*-
Neden tartışmalıdır?
Anlatalım!
-*-*-
Cenevre Konvansiyonlarında nüfus taşıma, özellikle işgal altındaki topraklarda, işgalci devletin sivillerin yerini zorla değiştirmesini veya kendi nüfusunu o bölgeye yerleştirmesini yasaklayan kuralları ifade eder.
Bu konu en açık şekilde 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesinde düzenlenmiştir.
-*-*-
Burada temel kural işgalci devletin, işgal altındaki toprakların yerli nüfusunu zorla başka yere gönderemeyeceği veya kendi sivil nüfusunu işgal altındaki topraklara taşıyamayacağıdır…
-*-*-
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi – Madde 49 şunları söyler:
İşgal edilen bölgedeki sivillerin zorla nakli veya sürgünü yasaktır; işgalci devletin
kendi sivil nüfusunun işgal altındaki bölgeye transferi yasaktır…
-*-*-
Bu yasak, geçici ya da kalıcı olmasına bakılmaksızın geçerlidir… “Güvenlik”, “demografik değişim” veya “yerleşim” gerekçeleriyle aşılamaz…
-*-*-
İstisna var mı?
Sadece çok sınırlı bir istisna vardır: Eğer sivillerin can güvenliği ciddi ve acil tehlikedeyse,
geçici tahliye yapılabilir… Tehlike ortadan kalkınca geri dönüş sağlanmalıdır…
-*-*-
Uluslararası hukukta nüfus taşıma savaş suçu sayılabilir… Roma Statüsü’ne göre Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanına girebilir… Ve uluslararası toplum genellikle bu tür uygulamaları hukuka aykırı kabul eder…
-*-*-
Gelelim örneğimize…
El – Sen Başkanı Ahmet Tuğcu, Yenidüzen’den Ödül Aşık Ülker’e anlattı… Ve dedi ki, “… 15 Ağustos 2024’te, Teknecik’te kirli yakıttan dolayı makinalar bozuldu. Sadece biz değil, TC’de faaliyet gösteren ve Kıb-Tek’in şu anda bakımlarını üstlenen EÜAŞ’ın Genel Müdürü de yakıtın kötü olduğunu ve Teknecik’teki makinaların kötü yakıt nedeniyle bozulduğunu söyledi.”
-*-*-
“… Yakıt kalitesi kötü, aynı şekilde devam ediyor. EL-SEN olarak biz, 2022’den beri getirilen yakıtın korsan olduğunu iddia ediyoruz ve analiz raporları yayınlanmadığı için yakıtın kötü olduğunu söylüyoruz. Yakıtın korsan olmadığını ispatlamak zorundadırlar. Bu yakıtı hangi rafineriden aldıklarını belgeleriyle ve analiz raporlarıyla açıklarlarsa, korsan olmadığını anlatabilirler. Her platformda, bunu ısrarla söylüyoruz. Yakıtın kötü olduğunun başka uzmanlar tarafından da söylenmesi, bizim tezimizin doğruluğunu ispatlar. Raporları açıklamadıkları sürece de, bu yakıtın korsan olduğu ve temiz olmadığı aşikardır.”
-*-*-
Kıb – Tek’e akaryakıtı kim – kimler satıyor?
Buna kim, nasıl ve neden karar verdi?
KKTC Hükümeti ve Meclisi bu konuyu tartıştı mı; İhale Yasası “kıç çaputu” mu?
-*-*-
Eskiden ihaleye çıkılıyordu şimdi neden çıkılmıyor!
Bunun esas sebebi nedir?
-*-*-
Yani işgali, istilayı, ilhakı anlatmak için hukuki terimlerle uğraşmanın pek bir anlamı yoktur!
Kıb – Tek’e bak, anlarsın canım benim!
-*-*-
Haaa bütün bu gerçekleri yalanmış gibi göstermelerinden; bu gerçekleri dile getirenleri yıllardır hain ilan etmelerinden ve bu hamma humma düzeninden kurtulmanın tek çaresi Kıbrıs sorununun çözümüdür!
-*-*-
Bu insanlar neden mi çözüme karşıdır?
Daha ne deyim be gardaş!
-*-*-
Kıbrıs sorunu çözülmediği müddetçe; “güçlüyüm sallamıyorum, takmıyorum, istediğimi yaparım, istediğim gibi de sömürürüm, geberin pis hainler” dense dahi; “düşmez kalkmaz bir Allah” demek istemiyorum!
Çünkü bizim o günü görebileceğimize olan inancım her geçen gün tükenmektedir!








