Sevdaş: Aşkın üçüncü hali
Şimdilerde "kanka" diyorlar adına; ağızda çabuk dağılan, harfleri birbirine sokulmuş o kelime...
Sanırım "iyi bir arkadaş" demek istiyorlar. Ama benim dilimde bu, bir insanın bir başkasının uçurumunda dahi güvenle yürümesi demek.
İçinizi, bir denizin dibini döker gibi döktüğünüz... Sırlarınızın keskin kıyılarında, ayaklarınız kanamadan birlikte yürüdüğünüz o sahil şeridi. Kalp yangınlarını, birinin avucundaki suyla değil, bakışındaki serinlikle söndürdüğünüz o liman.
Tarifsiz bir can sıkıntısı ruhunuzu gri bir sis gibi kuşattığında, yüzünüze gökkuşağından bir tebessüm yansıması için soluk soluğa yanına koştuğunuz o sığınak...
***
Öyle bir yer ki orası; utanmak, kapının eşiğinde kalır. Ne kadar maskeniz, ne kadar zırhınız ve üzerinize ağır gelen ne kadar örtünüz varsa, hepsini bir kenara bırakırsınız. Tüm barikatlar yıkılır, tüm duvarlar iner. Karşısında ruhunuzun en çıplak, en korunmasız haliyle durmaktan korkmazsınız. Çünkü bilirsiniz ki; o bakış, sizi yargılamak için değil, yaralarınızı saymak için oradadır.
Böylesi bir samimiyeti bulmak kolay mı?
Hele bu yapaylık çağında...
Bulmuşsanız... Bir mucizeye emanet ruhunuz... Özgürleşmek böylesi tinde; güçlenmek ve çoğalmak...
***
İlişkilerin bir vitrin camı kadar sığlaştığı, samimiyetin kapılarının rüzgârla değil, hırsla yüzümüze çarptığı bir çağ bu. Haset, kötülüğün toprağında kör bir kuyu gibi bizi gözlüyor. Güven duygusu, ruhumuzun fay hatlarında dinmeyen artçı sarsıntılarla çatlaklar açıyor. İki yüzlülük, soluduğumuz havaya karışmış toz zerrecikleri kadar sıradan; çürümüşlük kendine en parıltılı renklerden bir kostüm dikmiş.
Renksizliğin "renk" diye pazarlandığı, kirliliğin "hayat" sanıldığı bir zamanın içinden geçiyoruz.
***
İnsanın kendini en ongun ve güvende hissettiği ruh ikizinin, karşı cinsten olabileceğine inanırım nedense. Belki bir madalyonun iki ayrı yüzü gibi birbirini tamamlamanın sessiz bilgeliğidir bu. Belki şehvetin sessiz çekiciliği... İnsan, karşı cinste kendi eksikliğinin yankısını bulur. Çok daha içten dökülür kelimeler; barut artığı kokan bu kirli dünyadan, hayatın yozluğundan ve karanlığından sıyrılıp kendi dinginliğine, yine bir başkasının dinginliğinde kavuşur.
Yeni çizilmiş ve henüz adı konmamış bir mevsimin kokusuna benzer bu dostluk. Yağmurdan kaçarken, sığınacak bir saçak altı değil, bahar bahçe bir sığınak bulmaktır.
Karşınızdaki ne tam bir sevgilidir, ne de sadece bir arkadaş... Sevgiliden bir nebze eksik, arkadaştan epeyce fazla...
Ben "Sevdaş" derim adına.
Ruhun, sevdasına yoldaş bulma halidir bu. En kıymetlisidir, çünkü tanımı yoktur. Sevgiliyle arkadaş arasındaki o ince, sızılı ve kutsal boşlukta salınır.
Dedim ya, öyle kolay kolay ele geçmez.
Üstelik kimseler de artık böyle inceliklere inanmıyor kolay kolay...
O karşındayken, soluğun göğüs kafesinde çırpınan kırmızı bir kuş kesilir; ruhun ise ipek bir örtüyle sarmalanmışçasına sakinleşir.
Aşkın bir başka halidir bu, evet.
Ama hangi hali derseniz...
Sessizlikten başka bir yanıtı olmaz.







