İşgal değil Platres!
Tatil!
İki gece!
Nereye gidelim?
Avrupa’ya gidelim şekerim Cafer!
Şarkı öyle diyordu!
-*-*-
Avrupa neresi?
-*-*-
Pano Zodeia’dan geçip Astromerit’e git, tamamdır!
Avrupa’ya geçtiniz sayılır!
-*-*-
Oooooo; Pano Zodeia da neresi?
-*-*-
Yukarı Zodya!
-*-*-
O ne?
-*-*-
1974’te “alıp” da adını Yukarı Bostancı yaptığımız yer olmasın sakın!
Evet, evet orası!
-*-*-
Pano Zodeia ve Kato Zodeia!
1974 öncesi bizler yani Kıbrıs’ın “Türk ve Müslüman” Cemaati – bu aynı köyün aşağısına ve yukarısına, telafuzumuzla birlikte Aşağı Zodya ve Yukarı Zodya derdik!
-*-*-
Bostancı!
Öyle koymayı uygun gördük adını!
1974 sonrası!
-*-*-
Sınır kapılarından biri orada!
Biz sınır kapısı diyoruz!
Kıbrıs Cumhuriyeti “geçiş noktası” diyor!
-*-*-
Onlar, iki Kıbrıs’ı kabul etmiyor!
Biz “iki devlet” varsayımıyla “geçişlere” – “sınır” diyoruz!
-*-*-
Onlara göre mesela Zodeia köyünün hem Pano hem Kato’su, yani hem Aşağı’sı hem de Yukarı’sı “işgal” altında!
-*-*-
Peki değil mi?
İşgal değilse, siz ne dersiniz?
-*-*-
Ayıptır söylemesi, mesela Zodya’nın yani Bostancı’nın komşusu ve “ilçe merkezi” haline getirdiğimiz Omorfo’da, yani 1974 sonrası ismiyle Güzelyurt’ta “Türk mülkü” az da olsa vardı da Zodya’nın ne Aşağı’sında ne de Yukarı’sında “Türk malı” yoktu!
-*-*-
Şu anda Zodya toprakları Türk mülkü mü?
-*-*-
Soruyorum!
-*-*-
Zodya topraklarına “Türk mülkü” diyemezsiniz!
Yok eğer Taşınmaz Mal Komisyonu’nda bu konuyu “takas, iade veya tazminat” ile çözmüşseniz; o çözdüğünüz “parsellere” ne isterseniz söyleyebilirsiniz!
-*-*-
Yani, gazetelerde okuyorum, dünkülerinde de vardı; sosyal medyada rastlıyorum, bazılarımız diyor ki; “... Hristodulidis, Kıbrıs’ın Türkiye’den kurtuluşu ve işgalin sona ermesi birinci önceliğimizdir dedi...”
-*-*-
Ve sosyal medyada soranlar var; “Siz hala Rumlarla anlaşabileceğinize mi inanıyorsunuz?”
-*-*-
Yani, Kıbrıslı Rumlar, şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri ve haliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin “elindeki, kontrolündeki, yönetimindeki, korumasındaki” Kuzey Kıbrıs’taki topraklarına “işgal altındaki topraklarımız” dedikleri için anlaşma olmayacak mı diyorsunuz?
-*-*-
Eskiden başka bir şey mi söyleniyordu?
Buna “işgal” demeyen Rum mu tanıyorsunuz?
-*-*-
Kipriyanu’dan al, Vasiliu, Kleridis, Papadopulos, Hristofyas, Anastasiadis ve şu anda Hristodulidis’e gel, Kuzey Kıbrıs’tan geçmişte farklı sıfatla mı bahsediliyordu?
-*-*-
Şakasınız!
Hatta şaka bile değilsiniz!
-*-*-
Çözüm nedir?
Çözüm, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde “Kuzey” bölgenin “yasal statü” kazanmasıdır!
Aksi takdirde; yani çözüm olmazsa; Kuzey Coğrafya, “işgal”dir ve bunu anlatabilecek başka kelime kullanmak da “siyasi 31’dir”...
-*-*-
Neyse!
Bostancı’dan geçtik; Avrupa’ya vardık!
-*-*-
Lefkoşa’dan geçmek çok zor!
Bostancı’dan geçtik!
-*-*-
Önce Astromerit köyünde yani “geçiş noktasını” geçer geçmez karşınıza çıkan patates cenneti köyde, çok büyük bir süpermarkete girdik!
-*-*-
“İçecek bir şeyler alalım” dedik...
-*-*-
Ünlü süpermarket, neden gidip de buraya bu yeri açtı?
-*-*-
Araç park yerindeki plakalardan, kasap bölümünde çalışanların tamamının Türk olmasından anlayabilirsiniz!
-*-*-
Nereye gidiyoruz?
Platres’te 1930’da yapılmış bir otelde iki gece kalacağız ve “kar” göreceğiz!
-*-*-
Kar göremedik!
-*-*-
Yaklaşık bir buçuk saatlik sürüşten sonra oteldeyiz!
-*-*-
Bostancı’da markette rastladığımız müşterilerin yarısı Kıbrıslı Türk’tü!
-*-*-
Vallahi eskiden kısık sesle seslenirdik bir birimize!
Çekinirdik!
Belki de korkardık!
Şimdi gayet yüksek sesle “merhaba”laşıyoruz!
-*-*-
Ama en ilginci; otele geldiğimizde şoklarımı yaşadım!
Neredeyse Rum müşteri yok!
-*-*-
Hele bu satırları yazmaya çalıştığım Cumartesi sabah kahvaltısında, 50 müşterinin 30’u “bizden!”...
Araç park yerinde 30 otomobil saydım; 16’sı “KKTC Plakalı!”
-*-*-
Yüksek sesli “günaydın”lar!
-*-*-
Cuma akşamı, şahane bir restorana gittik!
“Kıbrıs usulü” değil de restoranın işletmecisi!
“Yunan usulü” dedi!
Kendisi de Yunan!
Enfes mezeler!
-*-*-
Reklama girerse girsin, “Art Eat” diye bir yer!
Fiyat vermiyorum, Kuzey’deki restorancı dostlarım üzülmesin!
Ülkedeki domuz üretiminin neredeyse yarısını tükettim; yanında alkol da var (Umarım diyetisyenim okumaz); ödediğim para, aynı miktarda yemeği ve alkolü Kuzey’de tüketirsem ödeyeceğim paranın yarısı kadar!
Üzüldüm mü?
Üzüldüm!
-*-*-
Haaa bu arada daha önce de yazmıştım!
Mesela bahsettiğim restoranı bir Yunan vatandaşı işletiyor ama Pano Platres’te her işletmenin, her otelin, her restoranın, her dükkanın sahibi “Kıbrıslı” Rum!
-*-*-
Hiç mi yabancı yok?
Vaaaar!
Ruslar, Ukraynalılar da almıştır diye düşünüyorum veya onlardan çok Rus turist geliyor her halde!
Tabelalarda Rusça bazen ikinci dil!
-*-*-
Sabah yürüyüşümü de yaptım!
Enfes ormanlar, su ve kuş sesleri!
İnanılmaz bir güzellik ve dayanılmaz bir zenginlik!
Ev fiyatları korkunç!
Satılık küçük bir ev gördüm, sordum, 2 milyon euro civarı!
-*-*-
Haaa çalışanlar “Kıbrıslı” değil!
-*-*-
Hatta çok ilgimi çekti; acayip büyük bir bina, değişik – farklı bir mimari!
Kapısında güvenlik!
Kolombiya Konsolosluğu!
İlginç!
Dağın ucunda!
-*-*-
Su sesi demiştik!
Biz kendi tarafımızda ne pınar bıraktık, ne dere!
Ne baraj inşa edebildik ne gölet!
Türkiye’den borularla – evet belki de mühendislik harikası ile şahane bir iş başararak – su getirdiler ama ya boru bir gün koparsa!
Ki daha önce bir kez koptu, ödümüz bokumuza karıştı!
-*-*-
Platres civarında enfes bir şelale var!
Millomeris!
Hiç durmadan akıyor!
Yaz – kış!
-*-*-
Platres, kış aylarında çok kar yağarsa ilgi görüyor...
Ama yaz aylarında, zengin Kıbrıslıların serinleme köyü!
-*-*-
Kışın köyün nüfusu 200, Ağustos’ta 10 bin!
-*-*-
Şarap üretimi çok mükemmel boyutta...
-*-*-
Platres, Lüzingyan, Venedik dönemlerinde de önemli “köy”lerden biriydi...
Osmanlı döneminde nüfusu çok azalmıştı...
-*-*-
Turizm, bu köyde İngiliz’lerle başladı...
1900’lerin başında oteller inşa edildi...
-*-*-
Ve şimdilerde, “kar görmek isteyen ve Şubat tatilinde Avrupa kıtası ile Dubai’ya gidememiş Kıbrıslı Türklerin en popüler destinasyonu!”

Platres yakınlarındaki Millomeris Şelalesi’nde...







