“İkinci Dünya Savaşı’nda Kıbrıslılar ve Mağusa…”
Dr. Ulus IRKAD
(Değerli arkadaşımız, Araştırmacı-yazar Dr. Ulus Irkad, Herdaim Doğa Dostları Grubu’na sunduğu “İkinci Dünya Savaşı’nda Kıbrıslılar ve Mağusa”yla ilgili araştırmasını bize de gönderdi… 31 Ocak 2026’da Mağusa Bandabuliya Kültür Merkezi’nde yer alan bu sunuşla ilgili olarak Herdaim Doğa Dostları Grubu, “Adamızın tarihine yön veren o karanlık yılları, askeri stratejileri ve savaşın coğrafyamızda bıraktığı derin yaraları konuşuyoruz! Kıbrıs bir cephe olarak savaştan nasıl etkilendi? Mevziler kurulurken doğamız nasıl değişti? Çatışmaların gölgesinde tarihi eserlerimizin akıbeti ne oldu? Dr. Ulus Irkad, askeri tarih ve çevre perspektifiyle, Kıbrıs Cephesi’nin perde arkasını ve bu sürecin mirasımıza etkilerini belgelerle anlatıyor. Geçmişi bilmek, bugünümüze sahip çıkmaktır” dedi. Bu değerli araştırmayı, teşekkürlerimizle iktibas ediyoruz… S.U.)
Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi Mağusa kenti ve limanı İkinci Dünya Savaşı’nda da önemli bir stratejik ve jeopolitik bir rol oynadı (1).
“1 Eylül 1939 sabahı Alman Orduları’nın Polonya’yı işgale başlaması karşısında Polonya fazla dayanamadı. Çünkü Almanya yıllardan beri askeri hazırlık içindeydi. Savaş başlayınca beş tümeni zırhlı (panzer) olmak üzere, 52 tümenlik bir kuvveti bilfiil savaşa soktu. Alman hava Kuvvetleri ise bu sırada Avrupa’nın en üstün kuvvetiydi. Alman Genelkurmayı şimdi yeni bir savaş metodu kabul etmişti. Bu da Yıldırım Savaşı (Blitzkrieg) idi. Esas zırhlı kuvvetlere ve sürate dayanmaktaydı. Buna karşılık Polonya’nın otuz tümenlik bir piyade kuvveti var idiyse de, bu ancak kağıt üstünde mevcuttu ve gerçekten mevcut olanın silah ve teçhizatı Alman ordusununki ile mukayese bile edilemezdi” (Armaoğlu, 1983, 275).Bu arada çok enteresan ve tesadüftür ki sırf Almanya’nın İskandinav ülkelerine saldırısını önlemek için Grönland ABD’nin kontrolüne verilir(Aynı kitap, sf.290).
CHURCHILL SAVAŞI TERENNÜM EDİYOR
Diğer yandan, işin doğrusu şu ki, 1930’larda İngiltere’de Chruchill dışında hiçbir lider savaş sözcülüğünü göze alamıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nda iflasın eşiğine gelen ülke, yeni bir savaşın yükünü kaldıracak halde değildi. Hitler, Romanya, Avusturya ve Çekoslovakya krizlerinden büyük ölçüde güçlenerek çıkarken, İngiliz ve Fransızların savaş korkusundan yararlandı.
Savaş hazırlıklarına geç başlayan bu ülkeler, Almanya karşısında çatışmaya, hem maddi hem de manevi dezavantajla girdiler. 1938’de Münih’te Çekoslovakya’yı Almanlara teslim eden Chamberlein, 1939’da Polonya için savaşa sürüklendiğinde, Skoda ürünü binlerce tank Alman ordusuna güç katmış, otuz tümen Çek askeri de Hitler’in hasımları arasında silinmişti.
İSMET İNÖNÜ İNGİLİZ HÜKÜMETİNİ ELEŞTİRİYORDU(3)
“…Cumhurbaşkanı İsmet’in bize ve Fransızlara karşı tutumu sert ve acıdır. Türkiye, iki ay öncesine göre daha zayıftır. İngiltere ile müzakerelere başlamadan önce, Türkiye’nin mal karşılığı Almanya’ya ısmarladığı silahlar muntazaman gelmekteydi, şimdi bunlar durdu. General Orbay ve askeri otoriteler durumun farkındalar.”
İngiltere, gerçekten herhangi bir yardım yapabilecek durumda değildir. Mecburi askerliği daha 27 Nisan 1939’da ilan etmiştir. Baş dostu Fransa’ya yapabileceği yardım, motorize olmayan iki tümenden ibarettir. 13 Eylülde İngiliz Seferi Ordusu, ancak dört tümendir. Churchill, 1939 yılı sonunda şöyle yazar:
“Türkiye ile karşılıklı yardım paktı imzalamıştık. Kendi araçlarımız zaten pek sınırlı olduğuna göre, Türklere neler verebileceğimizi düşünüp duruyorduk.”
28 Ekim 1940’ta İtalya, Yunanistan’a saldırdığı zaman dahi, İngiltere çok yakın bildiği bu ülkeye yardım edebilecek durumda değildi. Churchill’in sözleriyle, İngiltere’nin “bir iki bölük hava birliğinden, bir İngiliz askeri kurulundan ve tek tük askeri birliklerden başka Yunanistan’a verebileceği bir şey yoktu”. Churchill, Orta Doğu Karargahındaki Eden’e 2 Kasım 1940’ta şu direktifi verir:
“Yunanistan’a yardım sorununu önemli biçimde ele almak gerektir. İngiltere’nin verdiği garantiyi tutmak için bir çaba göstermediği görülürse, Türkiye gözündeki mevkiimizi yitirmiş oluruz.”
Eden ise, “kuvvetimiz yok” demektedir:
“Orta Doğu’da bulunan kuvvetlerimizden, Yunanistan’daki olayların gidişini değiştirecek miktarda hava ve kara kuvveti ayıramayız.”
Birbuçuk yıl sonra bile, müttefiklerine yardım edecek durumda bulunmayan bir İngiltere için, Türkiye neden tarafsızlıktan ayrılmıştır? Sorunun cevabı belli değildir. Fakat Arnavutluk işgali ve İtalyan tehlikesinin İnönü’yü bu yola ittiği söylenir. 16 Mayıs 1939 günü, Çankaya Köşkü’nde Saraçoğlu ile bilardo oynadıktan sonra yemeğe oturan İnönü, sofrada şöyle konuşur:
“Tarafsızlıktan iki yanın çıkarı ve zararı eşit olmalıdır. Tarafsızlık gerçek olmak için, bir tarafın yararına, öteki tarafın zararına çıkarsa, zararlı çıkan taraf, bu durumu kendisi için tarafsızlık saymaz. Bizim durumumuz böyle idi. Tarafsızlıktan yararlanacak taraf, sonunda, yani rakiplerini kaldırdıktan sonra, bize karşı hareket edecekti. Biz İtalya’nın zaferi için bedavadan yardım eder miyiz?”
Eylül 1939’da Müttefikler, Almanya ve Rusya’nın Polonya’yı yutmasını seyrettiler. Çünkü yapabilecekleri bir şey yoktu. Sonra altı aylık bir durgunluk geldi. Fransız-Alman sınırındaki bu bekleme sırasında, savaş denizlere kaydı.
KIBRISLILARIN SAVAŞA KATILMALARI
POLEMİDYA EĞİTİM KAMPI HAKKINDA(4)
“II. Dünya Savaşı’nın başlamasından kısa bir süre sonra, Eylül 1939’da Kıbrıs’tan gönüllü asker yazılmaya başlandığı zaman Lefkoşa’da Gönüllü Asker Karargahı karşısında geçici bir kamp kurulacağı açıklanmıştı. Bu kampın kısa süre içinde kurulduğunu ve gönüllü kaydolunan askerlerin 13 Ekim 1939 tarihinde “Lefkoşa’daki karargahlarından hareket ederek Larnaka’ya gittiklerini ve Kıbrıs’tan ayrıldıklarını görüyoruz.
Bununla birlikte 1940 yılında Kıbrıs Alayı’nın resmen kurulması ile Kıbrıs Alayı askerlerinin eğitimi için Limasol’un köylerinden Polemidya yakınlarında “Polemidya Talim Kampı” adıyla bir kamp kurulmuştur. Bu kampın kurulma hazırlıklarının 1939 yılında başladığı ve yıl bitmeden (Belki de Kasım 1939’da) tamamlandığı düşünülebilir. Çünkü 18 Kasım 1944 tarihinde Halkın Sesi gazetesinde yayımlanan bu haberde kampın kuruluşunun “5’inci yıldönümü Leymosun’da törenle kutlanacaktır” denilmektedir. Bundan hareketle kampın 1939 yılında kurulduğu söylenebilir. Kıbrıs Alayı için verilen ilanlarda da, Lefkoşa Asker Karargahı adı yerine Polemidya adı kullanılmaya başlanmıştır.
Kıbrıs Valileri zaman zaman Polemidya eğitim kampını ziyaret etmişler ve askerlerin Kıbrıs dışına gidişleri sırasında yapılan törenlere katılmışlardır. Bizim tesbit edebildiğimiz kadarıyla bu ziyaretlerden birisi Nisan 1944 başlarında gerçekleşmiştir. Halkın Sesi gazetesinin haberine göre, Vali, “askerlerin vazife için kamplarına gönderilmesi münasebetiyle Polemidya’yı ziyaret etmiştir.” Bu sıralarda kamptaki eğitim 90 gün sürüyordu.
KIBRISLILAR KUZEY AFRİKA’DA
“Askerlerin hareketlerinin görüldüğü diğer savaş alanlarında, Kıbrıs Alayı’nın er ve rehberleri 1940-43 yıllarında Batı Çölü’nde, 1941’de Eritre’de, Suriye, Yunanistan ve Girit’teydiler. Marsa Matruh, Siddi Barrani, Libya’daki Tobruk’ta Kıbrıslı katırcıların hareketleri konusunda söyleyecek çok şey vardır. 30,000 kaybı arasında, General Wavell’in Kıbrıs Alayı’ndan da adamları vardı ve bu kuvvetle Kuzey Afrika’daki İtalyan kibirliliğine karşı zafer kazanmıştır.
Fakat tekrar Yunanistan ve Girit’te Kıbrıs Alayı şeref ve onur değeri olmaya hak kazanmıştır. 1941 başlarında yeni eğitilen ordular daha fazla Yunanistan’daki Müttefik Ordulara yardım için gönderilmeye başlandı. İngiliz komutanlarla birlikte misyonları havaalanı, yollar, taşımacılık için olanaklar yaratmak ve ileri cephelere cephane taşımaktı. Almanların ilerledikleri sıralarda Kıbrıs Alayı’nın içinde bulunduğu şartlar oldukça zordu, durmadan yağan bombalar ve topçu bataryalarının atışı altında alçaktan uçuş yapıp bombalayan avcı uçaklarının mevcudiyeti de tehlike oluşturmaktaydı. Bu moral çöküntüsüne rağmen, Komuta merkezindeki raporların da gösterdiği gibi, Kıbrıs Alayı emir ve komuta zincirine eksiksiz itaat etti. Müttefikler, Almanların silme üstünlüğü olmasına rağmen bazı Kıbrıslı birlikler Atina çevresinde konuşlanarak geri çekilmeye yardımcı oldular. Diğerleri Nauplia ve Kalamata’ya gönderildiler fakat oradaki geri çekilme imkansız olduğundan teslim olmak mecburiyetinde kaldılar. Girit’te mevzi alan Kıbrıslıları da benzer kader bekliyordu. Yunanistan ve Girit’teki operasyonlarda Kıbrıs Alayı 2500 askerini ya esir ya da kayıp vermiştir.
Yunanistan’daki Kıbrıs Alayı hakkında konuşurken, Yunanistanda kalan ve eğitimlerine devam etmekte olan Kıbrıslıların 40 kadarının gönüllü olarak Yunan Ordusuna katılmalarını, bu arada Kıbrıstakilerin de Yunan Ordusu’na katılma arzularını ama daha sonra bireysel olarak Yunanistan’a gidip Orduya yazılmalarını, eğer Kıbrıstaysaydılar aksi takdirde, Kıbrıs’tan ayrılmalarına izin verilmeyebileceğini de burada söylemek gerekmektedir. Bu öğrencilerden Varnavas Şerifis şerefli bir şekilde savaş alanında savaşırken şehit düşerken, Lukis Liassidis savaşta aldığı yaralarla hastahanede, Andreas Fanos ise El Alamein’de şehit düştü. Andreas Druşodis ise kardeşleri Rodion ve Miltiades Yeorgiadis ile esir kampına giderken, Almanlara mukavemet ettiği anda, kardeşlerinin önünde öldürülmüştür.
YUNANİSTAN’DA ESİR DÜŞEN KIBRISLILAR
Esir alınan 2500 Kıbrıslı esirden bazıları on toplama kampında tutuklu kaldı. Bunlardan altısı Almanya, bir tanesi Belçika, biri Çekoslovakya, biri Yugoslavya, biri de İtalya’da bulunmaktaydı. Savaş esirlerinin 35 kadarının bir kısmı mahrumiyet, acı ve iş koşullarının sert olmasından ötürü ölürken, geriye kalanlar da öldürüldüler. Savaşta yüzbaşı olarak görev yapan ve Girit’te Naziler tarafından esir alınan Doktor Andreas Mikellidis, kurtulduktan sonra şunları yazmıştır: “Almanya’daki esirliğin ilk ayları gerçekten dayanılmazdı. Mecburi olarak çalışma 10-14 saat günde tutmakta, ve hava şartları da dayanılmaz derecede soğuk olmaktaydı, soğuk sıfırın altında 26-29 dereceydi, yeterli olmayan elbiseler ve çok kötü yemekler vardı. Kaldığımız konutlar ise insan sağlığına uygun değildi. Kuru bir parça ekmek, bir sigara veya bir patates bulmak cennete kavuşmak gibi oluyordu. Öğle saatleri geldiğinde esirler arasında acınacak bir savaş başlardı, öğle yemeği için birkaç patates savrulmaktaydı. Açlık, çökmüşlük ve sefillik buna eklenince, gardiyanların barbar davranışları da buna eklenerek, en sağlam olanları bile umutsuzluklar içerisinde, dizlerinin üzerine yığılmalarına sebep oluyordu.. Ama tüm Kıbrıslıların ülkelerine has olan sarsılmaz sadakatleri, sabırları her şeyin bir gün değişeceğine olan inançlarını sarsmadı.”(5)
MAĞUSA ÜÇ KEZ BOMBALANIR
Savaş sırasında Mağusalı Kıbrıslırum/Kıbrıslıtürk genç kadınların Mağusa Hastahanesi’nde hemşire kursu gördükleri, herhangi bir saldırıda meydana gelecek yaralanma veya ölümcül kayıplara derhal İlk Yardım müdahalesi için kurs gördüklerini de bulduğum fotoğraflarda öğrendim. O günlerde limanda görev yapan eski Mağusalılardan rahmetlik Ahmet Aysergili, Alman/İtalyan uçaklarının saldırılarında limanda bombalanan petrol varillerinin nasıl havaya kalkıp burçlara kadar yükseldiğini hatırladığını bana anlatmış, yer yer Mağusa Bölgesi’nin çeşitli bölgelerine sahte, tahtadan uçaklar yerleştirerek, onları şaşırtarak, buraları bombalamalarını sağladıkları, geceleyin casusların paraşütle indikleri bölgelere de, tuzak olsun diye teller ve tuzaklar kurduklarını belirtmiş ve bu konuları İki Dünya Harbini anlatan kitabıma almıştım. Rahmetli Ahmet Aysergili bana gene aynı tuzakları Lefkoşa Havaalanı çevresinde de, sırf Nazi ve İtalyan uçaklarını şaşırtmak için kurduklarını anlatmıştı. Genelde Alman casusları boş alanlara geceleyin paraşütlerle indirilmekte, buralarda casusluk yaptıkları için İngiliz Hükümeti’nin tedbir aldığını defalarca söylemişti. Gene eski Mağusalılar, İngilizlerin gerek denizaltı saldırılarına, gerekse havadan saldırılarına hazırlıklı olduklarını, limanda askeri hücumbotlar bulunurken, Mağusa Kalesi üzerinde de uçaksavarlarını diktiklerini, bana anlatmışlardı. Yaşlılara göre o günlerde uçaksavarlarla en az üç Nazi veya İtalyan Savaş Uçağı’nın düşürüldüğü de bana iletilmiştir. Mağusa bombalanırken, o ikinci Dünya Savaşı günlerinde birçok insanın da muhakkak anıları vardı.
“MAĞUSA MUHTELİT OKULU” BOMBALANIYOR VE OKULUN İSMİ GAZİ İLKOKULU OLUYOR
Gazi İlkokulu ise 1920’li yıllarda kurulmuş ve çeşitli zamanlar çeşitli isimler almış bir okuldu. Okulun binalarının barındırdığı binlerce anısı olduğunu, bana anlatılan gerçek öykülerle farkına vardım. Bu okulun tarihiyle de ilgilendim. Mesela yanlış biliyordum; okulun 1920’li yıllardaki ismi Gazi İlkokulu değildi. 1939 yılındaki ismi “Mağusa Muhtelit Mektebi” olarak geçiyor. Daha öncesi zamanlarda da çeşitli isimler aldığını fotoğraflardan buldum. 1939 yılında elime geçen bir fotoğrafta okulun pencerelerinin kum torbalarıyla dolu olduğunu ve bu torbaların sırf Nazi Alman ve İtalyan uçaklarının hava saldırılarından kurtulmak için konduğunu farkettim. Bu konuda elde etmiş olduğum birçok fotoğrafta okulun çeşitli zamanlarda değişik isimleri olduğunu da ortaya çıkardım. Gazi İlkokulu olması belki Atatürk’ten ötürü de olabilir diye düşünüyordum ama belli ki bir ikinci nedeni daha olduğunu araştırmalarımla ortaya çıkardım. Geçenlerde Mağusalı olup zengin bir fotoğraf kolleksiyonu olan Sayın Dr. Özkan Korun Bey’in bana gönderdiği, 1940’lı yıllarda İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalanan “Mağusa Muhtelit Mektebi” veya Gazi İlkokulu resmiyle altına da yazılan anılardan, okulun adının Alman Swastikaları veya İtalyan savaş uçakları tarafından bombalanmasından ötürü Gazi İlkokulu olduğunu, İngiliz Döneminde Kıbrıs İngiliz Hükümeti’nin de onayıyla, İkinci Dünya Savaşı sırasında okulun bombalanmasından ve Savaş sırasında Gazi çıkmasından ötürü, okula Gazi isminin verildiği görüşü bana çok yakın geldi. Bu arada okul bombalanmadan önce limandaki alarm borularıyla uyarılan öğrencilerin, okul içindeki sığınağa dolarak, öğretmenleriyle birlikte canlarını kurtardıklarını da öğrendim.
YAŞAYAN MAĞUSALILARIN ANILARI
Metin İrfan arkadaşım bana limana düşen bombadan dolayı annesinin arkasının yandığını , çocuk arabasında olan bebek yani en büyük ablasının da basınçtan dolayı kulaklarının patlayıp hayatını kaybettiğini anlatırken, Dr. Özkan Korun Bey Alman uçaklarının; Othello kalesinin deniz içindeki uzantısını da bombalandığını, hatta bu kısmında çatlama meydana geldiğini belirtti. Bu arada bir İtalyan uçağı Paralimni köyü yanındaki göle düşmüş (içinde su yoktu), pilotun İngilizler tarafından esir alındığını, kendisinin kayınpederi dahil, bu olayı Mağusalılardan gidip görenlerin olduğunu bildiğini bana belirtmiştir.
Sayın Dr. Özkan Korun yine bana verdiği bilgilerde, geceleyin Mağusa’da evlerde ışık yakılmasının yasak olduğunu, olaylar sırasında Mağusa halkının hükümet tarafından köylerdeki akrabalarının yanlarına gönderildiğini eklemiştir.
Şu anda İngiltere’de yaşayan eski Mağusalılardan Gökay Uçar ise, İtalyan uçaklarının çoğu tarihi yerleri bombalamadığını, rahmetli babasının kendisine söylediğini, mesela onların camiyi yerle bir edebileceklerini ama çok titiz davranarak yalnız üsleri bombaladıklarını, Akkule, cami ve bazı kiliselerin bombalanmadığını, babasının kendisine anlattığını, limana düşen bir İtalyan uçağının pilotunun kafasının koparak Liman’a, vücudunun da uçakla birlikte denize girdiğini, babasının pilotun kafasını bulup morga götürdüğünü belirtmiştir.
Mağusa Şehri İkinci Dünya Savaşı’nın Orta Doğu’daki en ağır şartlarını yaşamış ama Mağusalılar çalışkanlıkları ve de şehirlerini kahramanca korudukları için İkinci Dünya Savaşı’nda örnek gösterilecek bir halk olmuşlardır.
KAYNAKÇA
(1) Armaoğlu, F. (1983) 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Kronik, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.
(2) Nazım BERATLI: Kıbrıslı Türklerin Tarihi. (Lefkoşa: Galeri Kültür Yayınları, 1999), s.131.
(3) Nazım BERATLI: a.g.e., s.131.
(4) Haşmet GÜRKAN: Yakın Tarihimizde Sosyal Bir Dram-Türk Kızlarının Araplara satılması. Yeni Kıbrıs Dergisi, (Lefkoşa, Yeni Kıbrıs, Aralık 1984), s.31.
(5) Irkad, Ulus (2020) Gelibolu’dan Stalag’a-İki Dümya Savaşı’nda Kıbrıs, Khora.

İkinci Dünya Savaşı'nda Kıbrıs'ta düşürülen bir Alman uçağı...

Mağusa Muhtelit Mektebi İkinci Dünya Savaşı'nda bombalanınca Gazi İlkokulu adını almış...







