1. YAZARLAR

  2. Bülent Kılıçoğlu

  3. Üzülmek ne fayda
Birol Karaman

Birol Karaman

Her daim güncel turizm raporları!

A+A-

Ülkemizde çeşitli sektörlerle ilgili hazırlanan strateji raporlarını veya kalkınma planlarını incelemenin konuya duyulan ilgiyi beslemek dışında bana ilginç gelen birkaç yönü daha var. Öncelikle ilgi duyduğunuz her hangi bir konuda ulaşabildiğiniz raporların güncel olması gibi bir zorunluluk bulunmuyor ülkemizde. Çünkü hazırlanan raporlara ve o raporların sonundaki eylem planlarına genellikle uyulmadığından veya çok az uyulduğundan, bu raporlar büyük oranda “her daim güncel”dir.

Örneğin 2006 yılında hazırlanmış olan bir rapor içerisinde yer alan ve hazırlandığı dönemde altı aylık uygulama süresi verilen bir hedef, raporu 2021 yılında okuduğunuzda bile oldukça canlı bir biçimde karşınızda durabilir. Aradan geçen on beş yılda rapordaki öneriler zamana meydan okumuştur ve geçerliliğini halen korumaktadır.

Öte yandan bu raporları incelemenin bir diğer ilginç yanı, doğru olduğu varsayılan ancak gerçek durumla ilgisi olmayan çok sayıda yeni bilgiye ulaşılmasıdır. Başka hiçbir ülkede bu kadar sık “doğru bilinen yanlışlarla” karşılaşılmıyordur muhtemelen. “Turizm sektöründe hiçbir şekilde yerli ürün kullanılmıyor” bilgisi bunlardan biridir örneğin.

Hükümetin salgını başarısız bir biçimde yönetmesi, daha doğrusu devam eden bir salgını yok sayması sonucu yeniden evlere kapanınca bir kısmı önceden de elimde olan, bir kısmına ise yeni ulaştığım turizm raporlarını inceleme fırsatı buldum.

Öyle ya, bir turizm adasında yaşıyoruz ve her ne kadar salgın sebebiyle tüm dünyada sektör neredeyse durma noktasında gelse de Kıbrıslı Türklerin halen dayanabileceği en temel sektör turizmdir.

Turizmin kırılgan bir sektör olduğu doğru… Savaşlardan, çatışmalardan, ekonomik dalgalanmalardan birçok sektörden daha fazla etkileniyor. Ancak bir farkla!

Her siyasi veya ekonomik dalgalanmanın ardından turizm sektörü öncekinden de büyük bir ekonomik hacme ulaşarak onlarca sektöre daha can vermeye devam ediyor. Bugüne kadar hep böyle olmuş…

Körfez savaşı, 2008 küresel ekonomik krizi bunların en çarpıcı örnekleri. Her ne kadar daha kısıtlı bir ölçekte seyretse de SARS gibi salgınlar sonrasında da böyle olmuş. Geçmişte yaşanan krizler sonrasında turizm sektörünün öncekinden de büyük bir ekonomik hacme ulaşma eğilimi, içinde bulunduğumuz salgın koşullarında geleceğe yönelik umutları besleyen en önemli veri.

Bununla birlikte yaşadığımız küresel salgın sonrasında bu umudun tek başına yeterli olamayacağı ortada. Çünkü salgınla birlikte değişen hayatlarımız, salgın geçse bile bu dönemde kazandığımız bazı alışkanlıklarımızı sürdürmemiz gerektiğini, bir süre daha tedbirli davranmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Üstelik bu koşullara uygun yeni altyapıları da ülkeyi ziyaret edecek olan turistlere sunmayı zorunlu kılıyor.

Bu çerçevede -kısa vadede- kitlesel turizm faaliyetleri yerine daha seyreltilmiş gruplarla tatil anlayışının öne çıkacağı beklentisi yüksek. Kalabalık salonlarda seçilen açık büfe olanakları değil sadece değişecek olan! Tur faaliyetleri başta olmak üzere kalınacak süre içerisinde gerçekleştirilecek her türlü faaliyetin bu koşullara adapte edilmesi gerekiyor. En azından şimdilik öngörüler bu yönde.

Kıbrıs’ın kuzeyi; iklim koşulları ve doğasıyla, salgın sonrası turizm faaliyetleri için bize çok ciddi olanaklar sunuyor… Yapılması gereken en önemli şey bu doğal avantajları iyi yönetmeyi başararak içine girdiğimiz ekonomik krizden hızla çıkışın önünü açmak.

***

Ülkemize ciddi sayıda turist getiren bir iş insanı, geri dönüşlerinde turistlere yaptırdığı anketlerden söz edince heyecanla ne sonuç elde ettiklerini sormuştum. On binlerce kişiyle yapılan çalışma sonucunda turistlerin en çok çevrenin pis ve bakımsız olmasından şikâyet ettiğini öğrenince bu kadar basit bir konuyu bile çözememiş olmamıza içerlemiştim.

Her ne kadar bugün salgından en çok etkilenen ve tüm dünyada durma noktasına gelen bir turizm sektörüyle karşı karşıya olsak da salgın sonrası bizi ileriye taşıyacak en önemli sektör değişmeyecek. Salgın sonrası dönemin koşullarına uyum göstermekse sandığımız kadar zor ve maliyetli bir iş değil. Biraz irade, biraz da işbirliği lazım…

Önümüzdeki haftalarda bu konuya devam edeceğim.

Bu yazı toplam 1679 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar