Halk ve Halk Tiyatrosu
“Mizah, güldürmek için değil; düşündürmek içindir” - Aziz Nesin
Halk Tiyatrosu konusuna girmeden önce şu soruyu sorarak başlayalım yazımıza; “Halk kimdir?”
“Halk” çok kullanılan, çeşitli çağlara ve çevrelere göre değişik anlamlar kazanan bir sözcük. Nitekim çoğu kaynaklara göre ilkel toplumlarda “halk” nüfus anlamına geliyormuş. Feodal toplum düzeninde ise bu kavram, yönetici ve aristokrat sınıfın dışında kalan kesimleri, yani burjuvaları, işçileri, emekçileri ve köylüleri kapsıyordu. Başka bir ifadeyle, kralların, padişahların, derebeylerinin ve diğer egemen sınıfların dışında kalan toplumsal kesimler "halk" olarak tanımlanıyordu.
Kapitalist düzende “halk” denince işçisi, emekçisi, küçük burjuvası, dar gelirli memuru ve küçük esnafıyla bütün sınıf ve tabakalar anlaşılır. Yani sömürücü olmayan sınıf ve tabakalar. Sınıfsız toplumda ise Karl Marx, “halkın” tüm nüfusu kapsayan bir kavrama dönüşeceği söyler.
Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hem hemen herkes hemfikirdir. Fakat, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar devam etmektedir. Ancak yaşadığımız kapitalist düzende “halk”ı emekçi sınıflar şeklinde tanımlamak doğru olur.
Karl Marx’a göre, “Tarihi Yapan Halktır.” Özellikle halkın üretici kesimi tarihsel oluşumun belirleyici unsurunu meydana getirir. Halkın bu tanımını göz önünde tutarsak, halkçılığın da sözü geçen kitlelerin maddi-manevi çıkarlarını gözeten bir anlayış olacağı anlaşılmalı.
Ne var ki, halkçı olmak için, günümüzde emekçi halkın çıkarlarını sadece “lâf” olarak düşünmek yetmiyor. Bunun uygulama alanına da geçmesi gerekiyor... Bu da yetmiyor halk adına umulan sonucun alınmasına. Tüm bunların yanı sıra emekten yana, gerçekçi, tutarlı bir dünya görüşüne ve eyleme ihtiyaç vardır.
Örneğin adında “Halk” sözcüğü geçen birçok örgüt, halk adına popülizm yapar. Mevcut rejimle uyumlu halk yararına “mış” gibi sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel bir politika anlayışında, faaliyetler yürütür. Bu tür anlayışların gerçekten “halkçı” bir özü, amacı yoktur. Bir çeşit aldatmaca, popülizmdir... Popülizmin ise gerçek halkçılığa aykırı bir tutumdur.
Gerçek halkçılık ise, emeğin ve emekçinin çıkarları doğrultusunda hak ve özgürlükleri korumak, genişletmek ve sömürüden, baskıdan, yoksulluktan kurtarmak için, bilinçlendirmeğe, birleştirmeğe, mücadele ettirmeye, halkla birlikte çalışmaktır.
Elbette bu çalışma, tiyatro, edebiyat ve sanat içinde geçerlidir. Büyük usta Bertolt Brecht tiyatro, edebiyat ve sanatta halkçılığı şöyle tanımlar:
“Halkçı şu anlama gelir: Geniş kitlelerce anlaşılabilir olmak, halkın anlatım biçimini almak ve zenginleştirmek; onların bakış açılarını kabullenmek, ama kuvvetlendirerek ve düzelterek; halkın en ilerici bölümünün yanında olmak, böylelikle yönetimin elde edilmesini sağlamak, bunun sonucunda halkın diğer kesimlerini aydınlatmak; geleneklerle bağlantıyı tutmak, onları geliştirmek; yönetimi ele geçirmeye çalışan halk kesimine, bugünkü yöneten kesimin elde ettiklerini iletmek.” (1)
Brecht Usta bu konuda yazarlara, sanatçılara kısa bir şiirinde de şöyle der:
“Kaleminle yazar savaş!
Sen yalnızla bir savaşçı değilsin,
Okurun da senin yanın sıra
Savaşa girecektir!”
Tiyatroda halkçılık, halkla bütünleşme sorunuyla da ilgilidir. Tiyatronun veya edebiyatın halkla bütünleşmesi de halkla ilgili ya da halkı ilgilendiren konuları ele almasıyla başlar... Ve konulara halkçı, toplumcu gerçekçi bir anlayışla biçimlendirmesiyle tamamlanır. Bu kapsamda tiyatro, edebiyat, durumu göstermekle yetinmeyerek halkın bilinçlenip onu değiştirmesine de yardımcı olur. Halkın dalkavuğu olarak değil, kılavuzu olarak görev yapar. Kısaca “Halk Tiyatrosu” ne halktan kopar ne de halk dalkavukluğu yapar.
Tiyatro sadece seçkin bir kesime seslenmekten kaçındığı oranda ve halkın geniş kesiminin de anlayabileceği, sevebileceği, çekici eserler ortaya koymasıyla halkla bütünleşir.
Tiyatro, edebiyat, sanat ancak; “Kitlelere mal olunca maddi güç haline gelir.”
Öyleyse tiyatro, edebiyat ve sanat, halkın yaşamına dokunmalı, geniş halk kitlelerine ulaşmalı, onlar tarafından anlaşılmalı, sevilmeli, özümsenmeli ve benimsenmelidir. Ancak bu yolla halkın düşünce, duygu ve estetik beğeni düzeyi geliştirilebilir... Ayrıca bu yolla, eğitimine, bilinçlenmesine, toplumsal gelişimine ve mücadelesine gerçek anlamda katkı sunulabilir. Aksi hâlde tiyatro, toplumsal değişimde ve dönüşümde üstlenmesi gereken işlevi yerine getiremez.
HALK TİYATROSU...
Halk Tiyatrosu da yukarıda belirtiğim “halk” ve “halkçılık” kavramları çerçevesinde işlevini yerine getiren bir muhalif tiyatro anlayışıdır.
Halk Tiyatrosunun kaynağı, tiyatronun kaynağı kadar eskidir. Halk Tiyatrosu, antik çağda tragedya ve komedyanın doğuşundan çok önce var olan bir tiyatrodur. Halk Tiyatrosu tarih boyunca halkların kültürleri ve folklorik değerleriyle zenginleşerek günümüze kadar gelir. Ve yüzyıllar boyunca en temel üslubu gülmece olur. O nedenle Halk Tiyatrosu öncelikle yaşama güler yüzlü bakar ve statükoya, iktidara karşı bir duruş sergiler. Halk Tiyatrosu muhalif bir tiyatrodur diyebiliriz. Bu muhalif tavrı, toplumsal, politik olaylara ve kişilere de yöneliktir. Her zaman iktidarda olanın, gücü elinde tutanların zaaflarını oyunlarına gülmece yapar, hicivle, taşlamayla alaya alır.
Halk Tiyatrosunun ustası, NOBEL Edebiyat Ödülü sahibi Dario Fo’ya göre, halk kültürünün egemen kültüre göre farklı özelliği bu gülümseyen tavrıdır. Ayrıca Dario Fo, gülmecenin basit bir taklit ya da yüzeysel bir eleştiriden değil, çelişkili olanın, aykırı olanın, paradoksal olanın, sanatsal bir sahne dili ile ortaya konmasından kaynaklandığını belirtir.
Oysa günümüzde Halk Tiyatrosu yaptığını iddia eden birçok ekip güldürü anlayışını yozlaştırmaktadır. Kolay yoldan izleyiciyi güldürme amacıyla belden aşağı esprilere, kaba dile ve bayağı, banal mizaha sıkça başvurur bu anlayışla tiyatro yapanlar. Oysa Halk Tiyatrosunda gülme, tek başına bir amaç değildir. Halk Tiyatrosunda mizah, gülme toplumsal aksaklıkları eleştirmek, düşündürmek ve doğruyu göstermek için kullanılan etkili bir araçtır.
Mizahın ustası Aziz Nesin’in bu konudaki sözü her şeyi açıkça ortaya koyar:
“Mizah, güldürmek için değil; düşündürmek içindir” ve “Gülmek, bir halkın düşünmeye başladığının işaretidir.” (2)
Halk Tiyatrosunun özünden uzaklaşıp, estetikten yoksun, yalnızca ucuz taklitler “gıdı gıdı” kahkahalar peşinde koşması hem kültürel yozlaşmayı getirmekte hem tiyatronun saygınlığına zarar vermekte hem de tiyatronun yanlış algılanmasına yol açmaktadır.
Mizahın bir başka ustası Dario Fo, “Halk Tiyatrosuna içkin bir politik eğilim vardır. Ama bu yaşama dair genel bir politikadır. Ama bu politik bir angajman değildir” der.
Dario Fo, Halk Tiyatrosunun, yaşama alışılmışın dışında baktığını, halkın gündelik yaşamında pek tartışılmayan konuları, hiç de alışık olunmayan bir muhalif bakış açısıyla sahneye getirdiğini de vurgular.
Taşlama, hiciv, alay, iğneleme, yerme, gülme ve fantezi Halk Tiyatrosunun vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu unsurlarla komik ile acı verenin yan yana gelmesinden de grotesk ortaya çıkar. Dario Fo bu konuda da şöyle der:
“Bu biçim, acının seyirciyi körelten yoğunluğunu ve etkisini azaltarak akılla da algılanabilmesine yol açar. Halk Tiyatrosunun lezzetinin ayırt edici özelliği ise, işte tam bu noktada, acıyla gülmecenin birleşmesinden doğan o buruk tattadır ve bu tadın doğurduğu eleştirel ama gerçekçi bakış açısında yatmaktadır.” (3)
Halk Tiyatrosunun işlevsel estetiğini saptarken de üzerinde en çok durulması gereken halktır. Bir halkın niteliklerini açık ve seçik ortaya koyarken, o halkın toplumsal yapısını iyi bilmek gerekir. O nedenle Halk Tiyatrosunu yapabilmek ve yaşatabilmek için de bu yapının bütün özellikleri sahne estetiğinde yoğrulmalıdır.
Kolaya ve ucuza kaçmadan bu yapının tarihi, gelenekleri, sosyal, ekonomik ve kültürel tüm yapısı araştırılmalı ve öylece Halk Tiyatrosunun işlevsel estetiği saptanmalıdır.
Aziz Nesin Ustanın dediği gibi;
“Halk anlar, halk her şeyi bilir, halk görür gibi, halkta olağanüstü ve insanüstü güçleri, yok olduğunu bile bile varsayan egemen sınıfların çıkarcı politikacıları, değilsek, kendi çıkarlarına karşı halkın oylarıyla iktidara getiren halkın ‘her şeyi bilir, her şeyi anlar’ olduğunu söylemenin toplumculuğun da halkçılığın da en büyük popülizm-sözde halkçılık olduğunu kabul etmeliyiz.”
Aziz Nesin Ustanın vurguladığı anlayışla da muhalif karakterli ne Halk Tiyatrosu yapılabilir ne siyaset. Bu anlayışla ancak halk dalkavukluğu yapılabilir.
Kaynakça:
1-Sosyalist Gerçekçilik ve Toplum- Bertolt Brecht
2-Mimesis Dergisi- Aziz Nesin
3-Halk Tiyatrosu ve Dario Fo- Metin Balay






