Guterres’ten “Kopyala Yapıştır” Erhürman Sözleri
“Muhtemelen ortak basın toplantısında o tanıdık diplomatik retoriği duyacağız: Görüşmeler olumlu ilerliyor, diyalog yapıcı, çabalarımız sürecek…”
…
Dün akşamki yazımı böyle tamamlamıştım.
"5'li zirve şimdilik mucize gibi" diyerek.
Öyle oldu.
İki günlük görüşmelerden çıkan sonuç ilk bakışta diplomatik umudun ötesine geçemedi.
Ne yeni bir stratejik çerçeve, ne somut bir yol haritası, ne de takvime bağlanmış yeni bir görüşme tarihi…Elbette süreç çökmedi, diyalog sürecek.
Yeni bir 5+1 konferansı fikri masada kaldı ama bir şartla…
Bunun için güven yaratıcı önlemler, metodoloji ve içerikte ilerleme beklenecek…
Bu yönüyle bakınca, Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman'ın son dönemde ısrarla dile getirdiği yaklaşımın uluslararası zeminde daha fazla karşılık bulduğunu söylemek mümkün.
“Her iki tarafın ve garantörlerin, yeterli hazırlık yapılması koşuluyla 5+1 formatındaki bir toplantıya geçilmesi konusunda mutabakatını aldığımı söylemeliyim. Bu süreç, güven yaratıcı önlemlere, metodolojiye ve özlü konulara ilişkin hazırlıkları kapsamaktadır. Çünkü daha fazla sonuç vermeyen 5+1 toplantısı yapmak istemiyorum. Çözüme giden yolu açacak başarılı bir 5+1 toplantısı gerçekleştirmek istiyorum.”
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in sözleri bunlar.
Ama doğrusu Tufan Erhürman’ın son bir yılda söylediklerini “kopyalamış da yapıştırmış” adeta…
Elbette şu soru herkes gibi benim de aklıma takıldı: "Niye geldi Guterres?"
Erhürman'a göre çok daha netleşti şimdi süreç...
Umarım, bundan sonraki günler karşılıklı suçlama oyunlarına dönüşmez.
Bir de “hazırlık aşaması” uzadıkça uzamaz…
Çünkü bu bekleme odası sadece bir “metodoloji” arayışından ibaret değil; arka planda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin seyri ve pazarlıklarına da endeksli. Yani buram buram “Göre beni, göreyim seni” kokan pragmatik bir denklemin tam ortasındayız.
Kıbrıslı liderler memnun günün sonunda…
Her ikisi de pozitif…
Her ikisi de umutlu…
Öylesine ki toplumların hissettiğinin ötesinde bir iyimserlik bu…
***
Geçmiş olsun diyelim...
Özellikle de son 48 saatte çok yorulan basın emekçilerine...
Bu vesileyle şu duygumu da paylaşmak isterim; iyi ki alternatif yayın mecraları var, tüm imkânsızlıklarına rağmen...
BRT'yi de izledim çünkü...
Tam da zirve sürerken...
Eski müzakerecimiz Ergün Bey, bu toplumun sandıkta ve sokakta reddettiği ne kadar köhne anlayış varsa ekran başında yineleyip durdu. Çözümsüzlüğü kutsadı; Tufan Erhürman’ın metodolojisini ve diyalog zeminini değersizleştirmeye çalıştı.
Düşünsenize; kamusal yayıncılık yapması gereken devlet ekranı, tam da görüşmeler sürerken toplumun yüzde 64’ünün iradesine ve gelecek umuduna meydan okuyor!
Şimdi bu BRT hepinizden "fon" isteyecek öyle mi?
Her alışverişte ödeyeceğiz.
Böyle "zehirlenelim" diye…
Eğer bir "fon" uygulanacaksa, bağımsız medyaya destek olabilsek keşke, çok sesliliğe...
***
Bu zirve bize bir şeyi daha net gösterdi: Sokağın çözüm talebini ve barış iradesini yeniden, gür bir sesle yükseltmesi gerekiyor.
Statükonun ve çözümsüzlüğün bizi günden güne nasıl bir geleceksizliğe ve yokluğa sürüklediğini bıkmadan, yorulmadan anlatmalıyız.
Çünkü Birleşmiş Milletler’in ya da uluslararası aktörlerin bir “acelesi” yok…
Zaman onların lehine akabilir.
Ama bizim zamanımız tükeniyor.
Bizim acelemiz var!






