1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. En uzun deneme
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

En uzun deneme

A+A-

Dört, beş gün demişlerdi ancak zirve bir haftayı geçmişti.

İlk günler karla kaplı dağlar arasında yaşandı.

Üşüyorduk ve dünyanın üzerimizi örtmesini istiyorduk.
Bir asi rüzgarın savurduğu gündemle yüzden fazla gazeteci bir otele doluşmuştuk.

Tepede, belki birkaç kilometre ötemizde “liderler” vardı ve bir yurdun geleceği planlanıyordu.

***

Alp dağları beyaz örtüsüyle masal gibiydi.

Lüzern gölü donmuştu.

Bir uçak dolusu gelmişti Kıbrıslı Rum meslektaşlar…

Biz dört kişiydik, Türkçe konulabilen Kıbrıslı gazeteci…

Sokaklarda çok daha kalabalıktık oysa…

Kıbrıslı Türklerin meydanlara sığamadığı günlerdi, “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez” sesleri her yaştan yükseliyordu göğe…

“Birleşik Kıbrıs”ın tarifi yazılıyordu tepede… Annan Planı’nın 5’inci versiyonu ortaya çıkacaktı sanırım… Altın fırsatlar önceden yitirilmişti aslında… Hem Kopenhag hem Lahey’de masaya gelen plan “Avrupa Birliği üyeliğini” de referandumun şartı yapıyordu. “İmzalamasın” diye Tahsin Ertuğruloğlu’nu görevlendirmişti, Rauf Denktaş… Öyle olmasaydı… Annan Planı ile birlikte Avrupa Birliği üyeliği de oylanacaktı… Plana “hayır” demek, Avrupa Birliği’ne de hayır anlamına gelecekti, o zaman… Bürgenstock’a geldiğimizde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliği cepteydi… Tek umut, yeni bir Kıbrıs’ı Avrupa’ya taşımaktı şimdi…

***

Buzlar çözülmüş, göğe mavi yerleşmişti.

Otelde bir hareketlilik oldu, yüzden fazla gazeteci kapıya yığıldı, kameralar Birleşmiş Milletler eşliğinde otelin önüne gelen siyah bir makam aracına çevrildi.

O aracın camı açıldığında, yüzlerce gazetecinin plana dair soruları tam bir ses dalgası yarattı.

Camı aralayan kişi eliyle herkesten sessizlik istedi, konuştu…

“Başaran, Fevzi, Esra, Cenk lütfen gelebilir misiniz?”

O dönem babasına rağmen Talat’la birlikte müzakerelere katılan Serdar Denktaş bizi kaçırıyordu (!)

“Siyaset yok” demişti en başta… “Tasos da yok zaten, kendi kendimize görüşüyoruz” diyerek dertlenmişti. O gün kenti gezmiş, espri yapmış, plandan uzaklaşmıştık. Hepsi birkaç saat…

Otele dönüşte, “neler oluyor” sorularına bir yanıtımız yoktu…
Birkaç gün sonra da olan oldu.

***

Kıbrıs için hazırlanan plana son noktayı Kofi Annan koydu. Referanduma sunulacak metin hazırdı. “Bu planın alternatifi, şu ya da bu plan değil. Alternatifler bu plan ya da hiçbir şey; yani çözümsüzlük” demiş o gün Annan…

Otelde sandık kurmuş, gazeteciler kendi aramızda ilk referandumu yapmış ve anlamıştık manzarayı… Annan Planı’nın Avrupa Birliği üyeliğini de içeren önceki versiyonları neden reddedilmişti, ah…

Bir “ah” daha çektik 24 Nisan’da…

***

77 bin 646 Kıbrıslı Türk ve 99 bin 976 Kıbrıslı Rum kadar cesur olabilseydi gerisi de… Bugün “Birleşik Kıbrıs”ın 20’nci yılı için toplanacaktık.

Başka bir hayatımız olacaktı, başka bir gerçeğimiz…

Yine de zaman hepimize şunu gösterdi.

50 yıldır “bölünmüşlüğü” yaşıyoruz, ayrı ayrı…

Olmuyor!

Hani kimi zaman “denenmiş” diyorlar ya!

En uzun deneme, bölünmüşlüktür.

Kıbrıs’a yakışmıyor.

burgenstock.jpg
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Burgenstock'ta taraflara sunduğu son şekli verilmiş Kıbrıs planının sunumu… 1 Nisan 2004'te çektiğim bu fotoğraf, 30 yıllık gazetecilik öykümde, kişisel tarihime yazılmış en unutulmaz andır.


Özel bir gece, enternasyonal bir duruş

Yüzümüzü çok daha fazla Avrupa'ya ve dünyaya dönmeliyiz.
"Statüko" kapalı bir yapı, hepimizi çürütüyor; içine itildiğimiz “alt yönetim” çıkmazında yorulduk, daraldık, bunaldık.

Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin "Annan Planı'nın 20'nci Yılı" nedeniyle düzenlediği özel gece, Kıbrıs'ın kuzeyinin özlediği bir manzarayı gerçekleştirdi. Son derece profesyonel, etkin ve prestijli bir organizasyona tanıklık ettik. En son ne zaman bu kadar çok uluslararası aktörü siyasi bir ortamda bir arada gördüğümü anımsamıyorum.

Kıbrıs meselesi yeniden odak noktası oldu ve derinlikli olarak konuşuldu.
Üstelik de pek çok yabancı diplomanın önünde…

***

Kıbrıslı Türk liderliği “Türkiye’nin Talimatlarından Sorumlu Başkan”a dönüşürken, dünyayla aramızdaki mesafe de genişledi.
Böylesi bir ortamda CTP'nin yarım asırlık enternasyonal duruşu son derece önemlidir.
CTP, Kıbrıslı Türk toplumunun uluslararası topluma yönelik yüzü, sesi ve temsilcisi olarak öne çıkmıştır.

İtalya, İspanya, Fransa, Japonya, İrlanda büyükelçileri geldi görkemli etkinliğe, İngiliz Yüksek Komiseri, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçilik Temsilcisi, Avrupa Birliği Destek Ofisi Başkanı, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Şefi geldi.

Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi, böylesi seçkin bir ortama uzak kaldı ve yine hem kibrine yenildi, hem kinine sanırım… “KKTC hükümet oyunları”na yoğunlaşmaktan, gerçek rolüne zaman bulamadı. “Elçiye zeval olmaz” elbette… Türkiye’yi uluslararası toplumdan uzak tutan zihniyetin ayıbıdır bu…

***

Kıbrıslı Rum eski müzakere heyeti üyesi Mihalis Papapetru’nun “2002-2004 yıllarında Kıbrıslı Türklerin devrimi büyük ve benzeri görülmemiş bir olaydı” sözlerini işittik panelde…
Mehmet Ali Talat’ın Serdar Denktaş’ın Andros Kiprianu’nun konuşmaları hem geçmişten almamız gereken dersleri anımsattı, hem de geleceğe dair ışık tuttu.
Fikri Toros’un yönetiminde ilgiyle izlenen bir panel oldu.


“Kimse artık oyun oynamamalı” dedi Papapetru…
Serdar Denktaş, geçmişte yaşanan “suçlama oyunları”nın formülünü anlattı.
“Öyle bir öneri yapacaksınız ki bunu karşı tarafın reddedeceğini bileceksiniz, önereceksiniz, reddedilecek, suçlayacaksınız.”
Yıllarca bu yapıldı.

Tufan Erhürman yeni sürece dair hassasiyetlerin altını çizmişti açılış konuşmasında…
“Yeni müzakere sürecinde siyasi eşitlik pazarlık konusu değildir, süreç mutlaka takvimli olmalıdır, sıfırdan başlanmamalıdır, müzakere etmek için değil sonuç almak için müzakere olmalıdır. Müzakere süreci sonunda bugünkü statükoya geri dönülmeyeceğinin güvencesi sağlanmalıdır.”

Yeniden başlamalıyız.
Cumhuriyetçi Türk Partisi tüm diğer ilerici güçlerle işbirliği içerisinde Kıbrıslı Türklerin sesini dünyayla buluşturma çabalarını sürdürmelidir mutlaka…
Başka da tutunacak dalımız yok sonuçta…

ozel-bir-gece-1.jpg

ozel-bir-gece-2.jpg

Bu yazı toplam 1642 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar