1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Çürümeye karşı hayat
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Çürümeye karşı hayat

A+A-

Nasıl da büyük bir gurur ve umutla dolmuştu içim okuduğumda...

Kıbrıslı Prof. Dr. Özgür Deren başkanlığındaki 30 kişilik bir ekip, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde, henüz hayata gözlerini açmamış 26 haftalık bir bebeğin omuriliğindeki açıklığı Türkiye’de ilk kez uygulanan bir yöntemle ameliyat etmişti.

Geçtiğimiz hafta yaşandı bu mucize...

Düşünsenize; anne karnındaki minik bir hayata dokunan derin bir ustalık, 6,5 saat süren hassas bir operasyon, muazzam bir bilimsel başarı ve tüm bu süreci sevk ve idare eden Kıbrıslı bir bilim insanı...

Tam da bu gurur verici gelişmenin aydınlığına sığındığım gün...

Bir köyde devasa bir buğday silosu çöktü. 2 bin 500 tonluk silonun hiçbir güvenlik önlemine sahip olmadığı, adeta kağıttan bir kule gibi çöktüğünde anlaşıldı. 46 yaşında bir can, o ihmalkarlık göçüğünün altında can verdi.

Yine aynı gün...

Gencecik bir insan, yürürken yolda ezildi. 39 yaşında, evli ve iki çocuk babası bir insan... Üstelik ülkede kaçak olarak bulunan, uyuşturucu tesirinde ve sigortasız bir sürücünün kurbanı olarak...

Bir yanda anne karnındaki henüz doğmamış bir bebeğe dokunan, ona yaşam sunan parlak bir zeka ve insanüstü bir emek...

Diğer yanda can alan, hayatları karartan vasat bir yönetim aklı ve sistemsel bir sorumsuzluk...

Açıkça söylemek gerekir: Bu cinayetler politiktir!

Buğday silosunun altında ezilen emekçi de, denetimsiz, kaçak bir sürücünün hedefi olan yaya da aslında aynı kurumsallaşmış plansızlığın ve ihmalkarlığın kurbanıdır.

Bir marketin ortasında, onlarca insanın önünde bir kadına cinayet girişimi de böylesi bir düzenin sonucudur; bir apartmanın ikinci katından atlayarak kendini, şiddetten koruyan bir kadının dramı da...

***
Son dönemde fütursuzca çıkarılan muhaceret afları, ülkedeki nüfus dengesini ve toplumsal yapıyı tam bir kaosa sürükledi.

Kendimizi hiç bu kadar güvensiz hissetmemiştik; yolda yürürken, iş başında çalışırken, sokakta veya evimizin mahremiyetinde... Ne tükettiğimiz gıdadan eminiz, ne adım attığımız kaldırımdan; ne denize girerken huzurluyuz, ne de gece yatağımızda uyurken...

İşin en acı tarafı ise, bu düzenin ana faillerinin, halkı "güvenlik" kaygısı üzerinden konsolide etmeye çalışması... Korku siyasetiyle iktidarlarını pekiştirenlerin ikliminde, korkularımız katlanarak büyüyor.

Anne karnındaki bir bebeğe şifa dağıtan bir mucize de var bu hayatta; doğduğumuza, nefes aldığımıza pişman eden derin bir sistemik çürüme de...

Umarım her ihmalin, her liyakatsizliğin bir hesabı sorulacak.

Çürümeye karşı hayat, eninde sonunda kazanacak!

Bu yazı toplam 268 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar