Cezaevini Keyfi Şekilde Boşaltmak, Suçu Önlemek Değildir
Son günlerde cezaevinden yapılan tahliyeleri ve Cezaevleri Tüzüğü’nde gerçekleştirilen değişiklikleri konuşuyoruz. Dolup taşan cezaevini rahatlatmak ve böylece seçim yatırımı yapmak için ceza indirimlerinin artırıldığı açıkça görülüyor. Ancak bütün tartışma kaç kişinin ve ne zaman tahliye edileceğine sıkışmış durumda.
Oysa asıl sorulması gereken sorular şunlardır: Cezaevinden çıkan kişiyi yeniden toplumsal yaşama hazırlamak için ne yapıyoruz? Suç işleyip cezaevinde bulunan kişilerin büyük bir çoğunluğu neden yabancılardan oluşmaktadır?
Öncelikle ceza indirimi ile şartlı tahliyenin aynı şey olmadığını ortaya koymak gerekir.
Ceza indirimi, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde mahkemenin verdiği cezanın cezaevinde geçirilecek bölümünün azaltılmasıdır. Şartlı tahliye ise cezanın sona ermesi anlamına gelmez, kalan sürenin belirli yükümlülükler ve denetim altında cezaevi dışında geçirilmesidir.
Bu iki düzenlemenin amaçları, koşulları ve hukuki sonuçları farklıdır. Buna rağmen mevcut sistemde her ikisi de eski, parçalı ve ölçütleri yeterince belirli olmayan düzenlemeler üzerinden yürütülüyor.
***
Hükümlü, daha cezaevine girdiği ilk günden hangi davranışının ceza indirimine nasıl etki edeceğini, ne zaman şartlı tahliye başvurusu yapabileceğini ve başvurusunun hangi somut ölçütlere göre değerlendirileceğini bilmelidir. Hukuk devleti bunu gerektirir.
Fakat bizde “iyi hâl”, “iyi ahlak”, “toplumda infial” ve “sair önemli faktörler” gibi sınırları belirsiz ifadeler üzerinden karar verilebiliyor. Bir insanın özgürlüğünü ne kadar süreyle kaybedeceğini etkileyen kararlar, kişisel keyfi kanaatlere veya siyasi ihtiyaçlara bırakılamaz.
Cezaevinin kapasitesi aşıldığında oranları değiştirmek, seçim yaklaşırken tahliyeleri hızlandırmak veya sorunu geçici düzenlemelerle ertelemek bir infaz politikası değildir. Aynı durumda olan kişilere aynı kuralların uygulanmasını sağlayacak, önceden bilinen ve denetlenebilir bir sistem kurulmalıdır.
***
Şartlı tahliye ve ceza indirimleri kadar tartışılması gereken bir diğer mevzu da Açık Cezaevi meselesidir. Merkezi Cezaevi Yasası’nda açık cezaevi sistemi öngörülmesine rağmen bu model bugüne kadar hayata geçirilmedi. Yani yasal metinde bulunan bir kurum, gerekli altyapı, personel ve uygulama iradesi oluşturulmadığı, işleyişine dair yasal eksiklikler giderilmediği için kâğıt üzerinde bırakıldı.
Açık cezaevi, sanıldığı gibi cezaevi kapılarının herkese açılması veya hükümlülerin denetimsiz biçimde serbest bırakılması değildir. Kapalı cezaevi ile özgür yaşam arasında, belirli koşulları taşıyan hükümlüler için oluşturulan kontrollü bir geçiş aşamasıdır.
Kimlerin açık cezaevine geçebileceği; suçun niteliği, cezanın kalan süresi, cezaevi içindeki gelişim, disiplin durumu ve nesnel risk ve ihtiyaç değerlendirmeleriyle belirlenmelidir. Buradaki temel amaç, hükümlüyü tahliye gününe kadar sadece kapalı bir yerde tutmak değil, dışarıdaki yaşama hazırlamaktır.
Çünkü bir insanı yıllarca toplumdan tamamen uzaklaştırıp tahliye günü eline eşyalarını vererek cezaevi kapısının dışına bırakmak, topluma kazandırma politikası değildir.
Kişinin kalacak yeri, işi, geliri, sosyal desteği veya devam eden bir tedavi programı yoksa yeniden suç işleme riski de artar. Bu sonuçtan yalnızca tahliye edilen kişi değil, toplumun tamamı etkilenir.
Açık cezaevi sistemi, hükümlünün çalışmasına, eğitim almasına, meslek edinmesine, tedavi ve sosyal destek programlarına katılmasına ve aile bağlarını kontrollü biçimde sürdürmesine imkân verecektir. Tahliyeyi ani ve hazırlıksız bir kopuş olmaktan çıkararak planlı ve kademeli bir geçişe dönüştürecektir.
Bu nedenle açık cezaevi yalnızca hükümlü haklarıyla ilgili değildir. Aynı zamanda yeniden suç işlemeyi önlemeye ve toplum güvenliğini sağlamaya yönelik bir kamu politikasıdır. En kısa sürede, yasal eksiklikler giderilip faaliyete geçirilmelidir. Binası da hazırdır.
***
Cezaevindeki yabancı uyruklu hükümlü ve tutukluların sayısı da ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak mesele insanların uyruğu üzerinden değil, ülkeye hangi statüyle geldikleri, kayıtlı çalışıp çalışmadıkları, hangi koşullarda yaşadıkları ve suça karışmadan önce kamu kurumlarının niye gerekli takibi yapmadığı üzerinden ele alınmalıdır.
Yabancıların hangi suçlara, hangi ekonomik ve sosyal koşullar içinde karıştığını gösteren güncel ve ayrıntılı veriler ortaya konulmadan sağlıklı bir suç önleme ve infaz politikası geliştirilemez. Bu tablo, yalnızca cezaevinin değil, göç, çalışma yaşamı, sosyal hizmetler ve denetim politikalarının da birlikte değerlendirilmesini gerektirir
Bugün yapılması gereken, dolup taşan cezaevini dönemsel tahliyelerle boşaltmaya çalışmak değildir. Ceza indirimi ile şartlı tahliyeyi birbirinden ayıran, her ikisini açık ve denetlenebilir ölçütlere bağlayan ve açık cezaevi sistemini gerçekten hayata geçiren çağdaş bir Ceza İnfaz Yasası hazırlamaktır.
Asıl başarı, cezaevinden kaç kişinin keyfi şekilde çıkarıldığıyla ölçülmez. Asıl başarı, çıkan kişinin yeniden suç işlemeden ve dışlanmadan toplumsal yaşama dönebilmesi, yabancıların suç işlemesine zemin yaratan denetimsizliğin önlenmesi için ne yaptığımızla ölçülür.






