1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. SEÇİMİ KAZANAN YOZLAŞMAYLA MÜCADELE EDEBİLECEK Mİ?
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

SEÇİMİ KAZANAN YOZLAŞMAYLA MÜCADELE EDEBİLECEK Mİ?

A+A-

Göç Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin yaptığı 3 aylık anketlerin yenisi yayınlandı.

Sonuçlar özellikle sosyal olarak önemli bir dönüşüme işaret ediyor.

Tabii ki zaten beklenilen şekilde Aralık seçimlerinde siyasi olarak da bir değişim olacağını teyit ediyor.

Şüphesiz ki anketler sadece bir veridir. Ortama ve zamana göre değişkenlikler gösterebilir.

Dahası, rakamları farklı yönleriyle okuyarak farklı sonuçlar da çıkarabilirsiniz. İşin doğası biraz da bu…

Ancak verileri toplayarak analiz etme, öngörüler için bir zemin olarak kabul etme sağduyu gereğidir.

O yüzden her anket yayınlandıktan sonra özellikle siyasi partilerin sıraya girip beğenmedikleri sonuçlar üzerinden anketleri karalamalarını anlamsız bulurum.

Hangi partinin ne kadar oy alacağını sandıkta göreceğiz…

Ancak önemli olan sandığa giden seçmenin oy kullanırken kararını hangi koşulların etkileyeceği.

CMIRS’ın Eylül anketine göre, aslında bu ülkede yaşayan neredeyse hiç kimse, hükümete güvenmiyor!

Neredeyse herkes, kamu kaynaklarının siyasi amaç için kullanıldığına inanıyor

İşlerin yolunda gittiğine inanmıyor!

Daha da önemlisi, toplumun yarısı, dürüst insanların başarılı olamayacağını düşünüyor!

Yani bir şey elde etmek istiyorsanız, hile yapın, yalan söyleyin diyorlar… “Doğruluk ve adalet işe yaramaz” diye düşünüyorlar. Belki buna göre davranıyor, buna göre davranılmasını öğütlüyorlar, çocuklarına.

Kıbrıslı Akademisyenler Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan’ın saygın düşünce kuruluşlarından Frederic Ebert Vakfı için hazırladığı 2025 Yolsuzluk Algısı raporu da aslında tam da buna işaret ediyor.

Bu çalışmaya da katılan işinsanlarının %33’ü ya kendisinin ya da yakın çevresinin rüşvet verdiğini söylüyor!

Yani iş dünyasının 3’de 1’i ancak rüşvet vererek iş yapabildiğini anlatıyor bize.

 Bu veriler %50 sapma içerse ne yazar!!!

Bir ankete katılanların %88,4’ü torpil olmadan işlerinin halledilemeyeceğini düşünüyorsa, bunu dikkate almak gerekir.

Dikkate almak gerekir, çünkü, herşeyin yozlaştığı, doğru ile yanlış ayrımının, adaletle imtiyazın bu kadar bulanıklaştığı düşünülüyorsa, işlerin bunun dışında yapılma şekli olmadığına inanç da büyür.

Yani yozlaşmaya inanıldığı kadar yozlaşma çoğaltılır. Hatta çoğaltılırken normalleştirilip, meşrulaştırılır.

“Herkes böyle yapıyor”, “Ancak rüşvet vererek çözeriz” deniliyor ve daha fazlasına alan açılıyor.

Belki başlangıçta bir sapma olan, utanılacak bir şey olarak görülen tavır, zamanla bir norma dönüşebiliyor. Kimsenin utanmadığı, aksine örneklerini çokça gördüğümüz şekilde övünülecek bir hal alabiliyor.

Bu durumu dikkate almak gerekir çünkü, bu, vatandaşla siyaset arasında kurulmuş ilişkinin de artık yeniden tanımlanması gerektiğini gösterir.

Yapılacak herhangi bir seçim, hükümeti, ya da siyasi partileri değiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda vatandaş ile siyaset arasındaki ilişkiyi de yeniden tanımlayacak potansiyele sahiptir.

Çünkü demokrasilerin temel kırılma noktası, siyasetin ya da siyasetçilerin yozlaşması değil, herkesin yozlaşmış olduğuna dair inancın kemikleşmesidir.

Şüphesiz, mevcut hükümetin yönetimdeki sicili yüz kızartıcı suçlarla yargılanan, üst düzey yetkilileriyle ortaya konulabilir. Ancak bütünsel durumu sadece bu hükümete ya da bir partiye bağlamak da biraz kolaycılık.

Bu tabloda, bütün siyasi partilerle birlikte bu ülke seçmeninin de muhakkak ki rolü yadsınamaz. Dahası bütün sivil toplum örgütlerini, yargıyı, medyayı da bundan ayrı düşünmemek gerekir.

Bu rakamalar önümüzdeki seçimlerde sadece bir hükümet değişikliğini değil, aynı zamanda bir düzen değişikliği talebini de ortaya koyuyor.

 Ve CMIRS anketinin esas sonucu, hangi partinin ne kadar oy alacağı değil, hangi partinin bu düzen değişikliğine cevap verebilecek durumda olduğunun sorulması gerektiğinin zamanının geldiğini de ortaya koymasıdır.

Bu beklentiden hiçbir parti muaf değildir.

Büyük öngörülerde bulunmaya gerek yok;

Muhtemeldir ki, 7 Aralık’ta eğer açıklanabilirse seçim sonuçlarına göre, CTP güçlü bir oy oranıyla sandıktan çıkacak.

UBP eğer sandıklar suni olarak kurgulanmazsa, önemli bir kan kaybı yaşayacak.

Önemli belediyeler muhtemelen kaybedilirken, CTP yerel yönetim sicilini yeni belediyeler ekleyerek güçlendirecek.

Normal şartlarda, DP ve YDP’nin dışında herhangi bir partinin baraj soru yaşaması beklenmez ancak seçime hala uzun bir zaman var ve birçok etken son derece belirleyici olacaktır.

Nabzını tuttuğumuzu düşündüğümüz sokağın, artık sandıkların sonucunu yeterince belirleyemediğini görüyoruz…

Bir şehrin içinde artık çok farklı gündemler ve çok farklı dünyalar var.

Üstelik bu makas her geçen gün daha da açılıyor.

Bence bugünün temel sorunu, özellikle demokrasi ve şeffaf yönetim şiarıyla siyaset yürütme iddiasında olan CTP, TDP ve HP’nin bu beklentiye ne ölçüde cevap verebileceğidir.

Özellikle son 5 yılın muhakemesinin yeterince yapılmadığı UBP açısından son derece açık.

Parti içi muhalefetin sürprizlerle ortadan kaldırılıp, parti içi demokrasi süreçleri talan edilirken dönüşememek, bunun en açık göstergesidir.

Dönüşmek çok geniş bir ortak paydada mevcut yapıdan çıkar sağlayanlar varken, kolay değil.

Bedeli ağır…

Süreci uzun….

Ama birbirini denetleyerek, hesap sorarak, bugüne kadar böyle giden, çok daha normalleştirilen ağır bir yozlaşmadan çıkış da mümkün.

Çünkü, “heryerde var” diyerek normalleştirmek de “nasılsa birşey değişmez” demek de aynı şekilde tehlikeli. Umutsuzluk elimizi kolumuzu bağlayıp bizi felç ederken, normalleştirme de yozlaşmayı doğal hale getirir.

Üçüncü yolu seçerek, bu kısır döngüden çıkabilir miyiz beki bunu sorgulamak gerekiyor.

Bunun için de yargı süreçlerinin açık ve şeffaf şekilde ilerletilmesini sağlayabilir miyiz?

Seyirlik bir şeffaflıktan öte, yanlışların tutarlı şekilde bedelinin olduğu bir iklim yaratabilir miyiz?

Bunları yaparken doğrunun bir saygınlık olarak kodlanmasına katkı yapabilir miyiz? Bunları sormak gerekiyor…

Şeffaf ve hesap verebilir bir yapı, kültürü de yaratabiliyorsa hala umut var demektir.

Çünkü doğrunun “enayilik” değil, ödüllendirilen bir erdem olduğu iklimler yaratabildiğimiz sürece yürüyebiliriz. Bu üçünden biri eksik kalırsa süreç tamamlanmaz.

O yüzden tabii ki bütün mekanizmaların, ancak seçimden güçlü bir oyla çıkıp yönetmeye talip olacak CTP’nin, bu yolda en ısrarcı olması gerekiyor.

Bütün mekanizmaların birbirini denetleyerek cesaretlendirmeye ve sonuçta doğrunun ödüllendirildiğini görmeye muhtacız.

Hem yozlaşmayla hem de çözümsüzlükle mücadele edebilecek bir yapıya ihtiyacımız var.

Belki kısa vadede çözüm beklemiyoruz ama hayata dokunacak güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesi için daha açık bir katalizör görmeyi hakkediyoruz.

Aksi, özellikle CTP’nin ait olduğu siyasetin can damarlarından birinin eksik olacağı anlamına gelir.

Liderleri daha fazla cesaretlendiren, daha çok denetleyen siyasi mekanizmalar görmeye, toplumun inancını yeniden diriltecek sivil hareketlere gerçekten ihtiyacımız var.

Umalım ki, bu sandık bu sefer bir dönüşümü de beraberinde getirsin… Aksini düşünmek bugünün tablosunu daha çok çarpmak demek çünkü….

Bu yazı toplam 439 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar