“Bir Cuma günü, bir sepet, bir tutacak...”
Birgül Kılıç Yıldırım
(Çok değerli arkadaşımız, Peace2Peace barış projesinin yeni Kıbrıslıtürk Koordinatörü Birgül Kılıç Yıldırım, ilkokul günlerinde Neriman Hocanımın mutfak derslerini, Lema yengesinin bu ders için işlediği tutacakları hatırlıyor, tığ işine bu yüzden nasıl merak sardığını yazıyor... Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınların tığ işi çiçekler ördüğü “Peace2Peace” barış projesinin yeni Kıbrıslıtürk Koordinatörü Birgül Kılıç Yıldırım, bu projeden hareketle çocukluğunda tığ işine nasıl merak saldığını yazıyor. Bu konuda kendi sosyal medyasında paylaşmış olduğu yazısını teşekkürlerimizle iktibas ediyoruz. S.U.)
“Eskiden ilkokul altı seneydi. Zaman ağır ağır yürürdü, günler acele etmezdi. Ben Yenicami’de büyüdüm. İlkokula orada başladım; birinci, ikinci sınıfı Yenicami İlkokulu’nda okudum. Sonra yolum Atatürk İlkokulu’na düştü, üçüncü sınıftan altıncı sınıfa kadar. O yıllar bugünkü gibi değildi. Ne cicili bicili üniformalar vardı ne de rengârenk çantalar.
SİMSİYAH ÖNLÜKLER...
Yenicami’de kırmızı kareli, kumaşı biraz sert, beyaz yakalı önlükler giyerdik. Sonra Atatürk İlkokulu’nda simsiyah önlükler… Hiç sevemedim o siyah önlükleri. Üzerimize bir ağırlık gibi çökerdi sanki. Ama haftanın bir günü vardı ki, o siyahlık bile gözümde hafiflerdi: Cuma.

(Birgül Kılıç Yıldırım'ın Lema yengesinin ördüğü tutacaklar...)
MUTFAK DERSİMİZ CUMA GÜNDÜ...
Cuma günlerini iple çekerdim. Tatil olacağı için değil… Mutfak dersimiz olduğu için. O gün okula giderken siyah önlüğümüzün üstüne bembeyaz bir mutfak önlüğü giyerdik. Kolumuzda da yemek sepetimiz olurdu. Sepetin içinde umut, heyecan ve biraz da gurur taşırdık aslında.
O zamanlar ilkokul beşte kızlara mutfak dersi verilirdi. (Ev idaresi dersi).
Atatürk İlkokulu’nda kocaman bir mutfak sınıfı vardı. Boyumuza uygun mutfak bangoları (Biz öyle derdik. Şimdilerde tezgah), gaz ocakları, fırınlar… Çekmecelerden mutfak gereçleri taşardı. Neriman Hocamızı dört gözle beklerdik. Biz Cuma sabahları okula giderken, üçüncü ve dördüncü sınıftaki kızlar bize imrenerek bakardı. Beyaz önlüğümüzle, sepetimizle çok havalıydık.
“ELİNİZ YANMASIN DİYE BİR TUTACAK...”
İlk mutfak dersinde Neriman Hocamız mutfak aletlerini tanıttı. Sonra ne getireceğimizi söyledi:
“Bir gadef pirinç, bir fincan şehirge, bir kaşık yağ… Küçük bir tencere de olsun. Ama en önemlisi,” dedi, “eliniz yanmasın diye bir tutacak. Anneniz işlesin.”
O zamanlar öyle dükkânlar yoktu. Önce komşuya rica edilirdi; evinde dikiş makinesi olan birine mutfak önlüğü diktirilirdi. Ben okuldan gelince annem çalıştığı için neneme giderdim. Tutacağımı Ahmet Dayımın eşi Lema Yengem işledi. Hemen koşup Arasta’ya gitti, düğmeci Coşkun Amca’dan yünleri aldı. Rengârenk iplikler…(Şimdi Coşkun amcanın kızları dükkanda duruyor...)

(Birgül Kılıç Yıldırım ve atölye çalışmasına katılan kadınlar, ürettikleri çiçeklerle...)
TIĞ İŞİNE O GÜN MERAK SARDIM...
İşte o gün tığ işine merak saldım. Lema Yengemin ojeli tırnakları, pamuk gibi elleri, ipliklerin parmaklarının arasında kayışı hâlâ gözümün önündedir.
“İyi bak Güllü,” derdi, “öğren. İlerde cehizini da kendin işleycen.”
Çünkü eskiden tığ işi kız cehizinin vazgeçilmeziydi. Dantel masa örtüleri örülür, yatak kenarlarına dantel sargılar yapılır, hepsi özenle sandıklara yerleştirilirdi. Kız çocuğu daha kundaktayken başlardı anneler, nineler örmeye; ilmek ilmek umut koyarlardı cehiz sandıklarına.
O gün tutacağımı hemencecik işledi Lema yengem, yemek sepetime astı. Artık Cuma’ya hazırdım.
İLK YEMEK PİRİNÇ PİLAVI...
Büyük bir coşkuyla gittim okula. Beyaz mutfak önlüğüm üzerimde, kolumda sepetim, sepetimde yengemin ördüğü rengârenk tutacağım… İlk yemek deneyimimiz pirinç pilavıydı. Küçücük ellerimizle, kocaman bir heyecanla pişirdik pilavlarımızı. Sonra Neriman Hocamız sınıftaki erkek öğrencilerle paylaştırdı.
SABRETMEK, PAYLAŞMAK, ÜRETMEK...
Cuma günleri eve dönerken karnımız toktu ama asıl doyan yerimiz kalbimizdi. Beyaz önlüğü çıkarıp siyah önlüğü askıya asardık; sepet boşalırdı ama içimiz dolu kalırdı. O pilavın tadı yıllar geçti, hâlâ damağımda… Aslında pirinç pilavı değildi o; emekti, paylaşımdı, büyümeye atılan sessiz bir adımdı. Lema Yengemin ördüğü tutacak, Neriman Hocamın sesi, mutfak sınıfındaki gaz kokusu… Hepsi bugün hâlâ içimde yaşıyor. Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki, biz o Cuma günlerinde sadece yemek yapmayı değil; sabretmeyi, paylaşmayı, üretmenin gururunu ve hayata tutunmayı öğrenmişiz. Bir sepet, bir beyaz önlük ve rengârenk bir tutacakla başlayan o yolculuk, çocukluğumun en sıcak köşesinde hâlâ ışık yakmaya devam ediyor.”
17 OCAK TOPLANTISI...
Birgül Kılıç Yıldırım barışı yürekten savunan, “Süt Babam” adlı belgesel filmin kahramanı, bir barış aktivisti olarak geçtiğimiz haftalarda “Peace2Peace” projesinin yeni Kıbrıslıtürk Koordinatörlük görevini üstlenmeyi kabul etti ve 17 Ocak 2026’da barış için tığ işleriyle çiçekler örecek Kıbrıslıtürk kadınlarla bir araya geldi. Toplantıya bazı Kıbrıslırum kadınlar da katılarak Kıbrıslıtürk kadınlarla birlikte tığ işiyle çiçekler yaptılar. Lefkoşa’da Hamur Lokantası’nda yapılan toplantıda hiç tığ işi bilmeyen kadınlara ve genç kızlara dahi tığla çiçek örme öğretildi, rengarenk yün iplikler ve tığla harika çiçekler üretilmeye başlandı... Daha önce bu grupta tığ işleriyle rüzgar gülleri, çiçekler ve çeşitli motifler örmüş olan deneyimli kadınlar, daha az deneyimi olanlara bildiklerini alıştırmaya başladılar... Hamur Lokantası’ndaki sıcak atmosferde birbirleriyle ilk kez tanışan kadınlar olduğu gibi, önceden bu grupta olup da birbirini tanıyan kadınlar da vardı...

(Birgül Kılıç Yıldırım, arkadaşı Despina ile birlikte tığ işi çiçeklerle...)
2016’DA BAŞLAMIŞTI...
Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınların 2016’da başlayan bu projesi çerçevesinde Baf’a, Aysozomeno’ya (Arpalık), Lefkoşa’da ara bölgeye ve Büyük Han’a tığ işleriyle örülen eserler monte edilmişti geçmişte. Aslında bu proje çok değerli arkadaşımız, rahmetlik Hristiana Muzuri’nin, sanatçı arkadaşı Elena Daniel’le birlikte geliştirdiği gönüllü bir projeydi... Hristiana Muzuri’nin çok değerli arkadaşı Nilgün Akın da bu projenin Kıbrıslıtürk Koordinatörü olarak uzun yıllar boyunca çok büyük emek vererek, çaba göstererek Kıbrıslıtürk kadınların projeye katılmasını sağlamış, etkinliklerde organizatör olarak gönüllü biçimde yer almıştı...
LEYMOSUN, BAF, LEFKOŞA...
Kıbrıslıtürk kadınların Hamur Lokantası’nda 17 Ocak 2026’da yapmış oldukları toplantının yanısıra, Kıbrıs’ın güneyinde de Baf’ta ve Leymosun’da bu konuda Kıbrıslırum kadınlarla çeşitli toplantılar yapıldı ve tığ işi çiçekler örülmeye başlandı. Şimdi örülen çiçekler ise Haziran ayında Leymosun Kalesi’nin dışına birlikte monte edilecek ve kadınların adamızda barış isteği dile getirilecek.
Biz de Hamur Lokantası’ndaki toplantıya katılarak, bir “kayıp” yakını olan Hristiana Muzuri’nin, arkadaşı Elena Daniel’le birlikte bu projeyi tam on sene önce nasıl başlattığını aktaran bir konuşma yaptık.
PROJEYİ BAŞLATAN HRİSTİANA, “KAYIP” YAKINIYDI...
2016’da kadınların tığ işleriyle örgü örerek barış arzularını dile getirmesi için “Peace2Peace” projesini başlatan rahmetlik Hristiana Muzuri’nin ailesinden iki kişi “kayıp”tı – birisi yeğeni, diğeri de dedesiydi. Yeğeninin gömü yeri, bir okurumuzun Kayıplar Komitesi’ne göstermiş olduğu bir noktada bulunmuş ve kalıntıları kimliklendirilerek defnedilmek üzere ailesine iade edilmişti. Ancak Hristiana’nın “kayıp” dedesine dair herhangi bir iz bulunamadıydı. Hristiana Muzuri, “kayıp” dedesinin gömü yerinin bulunmasına yönelik yardım istemek üzere bizi aramıştı. Onunla Baf’ta buluşmuş ve güzel bir dostluk kurmuştuk. Hristiana’nın bildiği kadarıyla “kayıp” dedesi, Beşinci Mil’de “Çıkarma Plajı” karşısındaki yol üzerinde bulunan kendi evinin avlusunda vurulmuş, öldürülmüş ve bu evin avlusuna veya o civara gömülmüştü.
Biz bu konuda uğraş vermiş ve daha sonra da Hristiana’nın bir Kıbrıslıtürk arkadaşıyla birlikte 5nci Mil’de “Çıkarma Plajı” karşısındaki yol üzerinde bulunan Hristiana’nın dedesine ait evi Kayıplar Komitesi yetkililerine birkaç yıl önce göstermiş ve bu alanda araştırma yapmalarını istemiştik. Hristiana’nın dedesinin bu ev civarında öldürülerek gömüldüğü söylenmekteydi. Nitekim Hristiana’nın dedesine ait eve yerleşenler, bir hendekte bazı ayak kemikleri bulduklarını anlatmışlardı ve bu duyum üzerine biz de Kayıplar Komitesi yetkililerini bu eve götürmüştük. Evde hiç kimse yoktu. Kayıplar Komitesi yetkilileri, bu evin sahiplerini bulmak için çalışma yapacaklarını söylemişlerdi. Bu evin karşısındaki bir alanda yürütülen kazılarda bir kayıptan geride kalanlara ulaşılmıştı fakat Hristiana’nın dedesinin gömü yeri hakkında bugüne kadar henüz herhangi bir gelişme olmadı. Hristiana’yı da geçtiğimiz yıllarda kaybettik. Nur içinde yatsın... Onun anısına arkadaşı Elena Daniel, “Peace2Peace” projesini canla başla çalışarak, Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk kadınlarla birlikte yürütmeye çalışıyor.
Peace2Peace projesinin yeni Kıbrıslıtürk Koordinatörü, değerli arkadaşımız, barış aktivisti Birgül Kılıç Yıldırım, kadınların 17 Ocak’ta Hamur’daki toplantısı ve tığ işi çiçek örme atölyesi ardından kendi sosyal medyasında şöyle yazdı:
“Bazen barış, yüksek seslerle değil; sessizce, bir ilmeğin ucunda gelir. Bazen büyük cümlelere değil, yan yana oturmuş kadınların nefesine, annelerin kalp atışına, gençlerin umut dolu bakışlarına tutunur. Bugün tam da böyle bir gündü. Aynı adanın çocukları olarak, aynı gökyüzünün altında, ellerimizi ve kalplerimizi birleştirdik. Çünkü biz biliyoruz ki barış, önce kadınların yüreğinde başlar; annelerin duasında büyür ve gençlerin geleceğine doğru yol alır.
Bugün, bu duyguların izinde çok özel bir buluşmaya tanıklık ettik. Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınlar olarak, aramızda gençlerin de olduğu bir çemberde bir araya geldik. Ellerimizde iplikler, kalplerimizde aynı dilek vardı. Birlikte barış çiçekleri örerken, aslında birbirimize biraz daha yaklaştık; sessizce, acele etmeden, sevgiyle.
Bu adanın kadınlarıyız biz. Anneleriz, kızlarız, gençleriz… Aynı sofralarda büyümüş, aynı güneşte ısınmış, aynı denizin sesini dinlemiş insanlarız. Dillerimiz bazen farklı olsa da, kalbimiz aynı yerden atıyor. Bir annenin evladı için duyduğu kaygı her yerde aynı; bir gencin geleceğe dair umudu da öyle. Bugün attığımız her ilmekte, çocuklarımızın daha huzurlu bir adada büyüme hayali vardı.
Anneler olarak biliyoruz: Barış, en çok çocuklar içindir. Evlatlarımız korkuyla değil güvenle, ayrılıkla değil yan yana büyüsün diye buradaydık. Her çiçeğe biraz dua, biraz şefkat, biraz da cesaret kattık. Kendi çocuklarımız kadar, bu adadaki tüm çocuklar için… Çünkü bir annenin yüreği bölünmez; o yürek bütün çocukları kucaklar.
Gençler aramızdaydı. Sessizce dinlediler, dikkatle baktılar, bazen bir ilmek attılar, bazen bir gülümsemeyle hepimizi sarıp sarmaladılar. Onların varlığı bize yarını hatırlattı. Bu çiçekler, sadece bugünün değil, onların yarınının da sembolüydü. Umudu devralmaya hazır, barışı büyütmeye istekli bir kuşağın nefesi vardı aramızda.
Bugün ördüğümüz barış çiçekleri narin olabilir, küçük olabilir… Ama taşıdıkları anlam çok büyük. İçlerinde kadın dayanışması, annelerin duası, gençlerin cesareti var. Bugün sadece bir şeyler üretmedik; kalpten kalbe bir bağ kurduk. Kuşaklar arasında sessiz bir köprü inşa ettik.
Ve belki de en güzeli şuydu: Kimse kimseye bir şey anlatmaya çalışmadı. Sadece birlikte olduk. Yan yana oturduk, paylaştık, ürettik. Barışın bazen tam da böyle başladığını hatırladık. Sessiz, sade ve içten… Bu adanın kadınları ve gençleri olarak, bugün barışı ellerimizle değil, yüreğimizle ördük...”







