Amaç “Anayasa Değişikliği” Değil, Siyasi Manevra
Hükümet, “Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa Önerisi”ni 26 milletvekilinin imzasıyla Meclis’e sundu ve Resmi Gazete’de yayımladı.
Anayasa gibi bir konuda ilk bakılması gereken şey metnin kendisinden önce sürecin nasıl yürütüldüğüdür. Çünkü anayasa sıradan bir yasa değildir; devletin temel sözleşmesidir. Bu nedenle anayasa değişiklikleri Meclis çoğunluğunun ötesinde, geniş bir toplumsal ve siyasal uzlaşıyla yapılmalıdır.
Oysa daha baştan ortaya çıkan tablo bunun tam tersini gösteriyor.
Bir yandan hükümet anayasa değişikliği gibi kritik bir düzenlemeyi 26 imza ile Meclis’e getiriyor, diğer yandan hükümet çoğunluğunu oluşturan bazı milletvekillerinin bu metnin altında imzası bulunmuyor. Başka bir ifadeyle, hükümet anayasa değişikliğini toplumsal uzlaşıyla değil, sınırlı bir siyasi iradeyle gündeme getiriyor. Bu bile tek başına sürecin ne kadar sorunlu ve sağlıksız bir zeminde başladığını göstermeye yetiyor.
Yargıdaki Tıkanıklığın Gerçek Nedeni
İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi sunulan bu değişikliğin amacı, yargıdaki iş yükünü azaltmak, yargı süreçlerini hızlandırmak ve Yüksek Mahkeme’nin kurumsal kapasitesini güçlendirmek olarak ifade ediliyor. Nitekim yasa önerisinin genel gerekçesinde de yargı süreçlerinin hızlandırılması ve mahkemenin kapasitesinin artırılması hedefinden söz ediliyor.
Ancak bugün tartışmamız gereken mesele yalnızca bu değildir.
Çünkü yargıda yaşanan tıkanıklık yalnızca mahkemelerin yapısıyla açıklanabilecek teknik bir mesele değildir. Bu tıkanıklık aynı zamanda ülke yönetiminde giderek yerleşen hukuk dışı uygulamaların ve hukuk devleti ilkesinden uzaklaşan keyfi yönetim anlayışının da bir sonucudur.
Hukukun zayıflatıldığı, kurumların itibarsızlaştırıldığı ve kamu yönetiminin keyfileştiği bir ortamda yargının üzerindeki yük de kaçınılmaz olarak artar. Yargı yalnızca davaları çözmekle kalmaz; aynı zamanda kötü yönetimin yarattığı sorunları da taşımak zorunda kalır.
Dolayısıyla mesele yalnızca mahkeme yapısını değiştirmek değildir. Asıl mesele, hukuk devletini gerçekten güçlendirecek bir siyasal iradenin olup olmadığıdır.
Anayasa Değişikliği Metni Hükümetin Değil
Burada önemli bir gerçeği de hatırlatmak gerekir.
Bugün Meclis’e sunulan anayasa değişikliği önerisi, esasen hükümet tarafından hazırlanmış bir metin değildir. Bu düzenlemeler, uzun süredir Yüksek Mahkeme tarafından gündeme getirilen ve yargı sistemindeki yapısal sorunları gidermeyi amaçlayan teknik önerilere dayanmaktadır.
Başka bir ifadeyle mesele başından itibaren siyasi değil, kurumsal bir reform ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştır.
Ülkede yargının daha hızlı ve daha etkin çalışabilmesi için bu değişiklik metninde yer alan düzenlemelerin gerekli olduğu yönünde zaten geniş bir görüş birliği vardır. Sorun metnin kendisi değildir, sorun sürecin nasıl yürütüldüğüdür.
Reformu Tıkayan Siyaset
Anayasa değişikliği gibi konular geniş uzlaşı gerektirir. Bu tür değişiklikler muhalefetle müzakere edilerek, hukuk çevreleriyle istişare edilerek, toplumun farklı kesimlerinin görüşleri alınarak ve toplumun ikna edilmesini sağlayacak bir hazırlık süreci yürütülerek yapılmalıdır.
Hükümet bu süreci tam tersine çevirdi. Toplumsal mutabakat aramak yerine tek taraflı hareket etti. Tüm uyarılara rağmen süreci siyasal bir tartışmanın içine çekti. Böylece anayasa değişikliği gibi teknik bir reform başlığını siyasi bir hamleye dönüştürdü.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıdır:
Yargıdaki tıkanıklığı çözmek için ortaya çıkan bir reform girişimi, hükümetin yarattığı siyasi belirsizlik ve sorumsuzluk içinde daha yolun başında kilitlenmiş durumdadır.
Asıl Tıkanıklık Nerede?
Bugün ülkede gerçekten bir tıkanıklık vardır. Ancak bu tıkanıklık;
- hükümetin icraatlarında yolsuzluğun kural haline gelmesinden,
- kurumların zayıflatılmasından,
- gelir adaletsizliğinin derinleşmesinden ve yoksulluğun yaygınlaşmasından,
- keyfi yönetim anlayışından,
- toplumun kendini güvende hissetmemesinden ve artan suç oranlarından,
- iradesizlikten,
- ve toplumsal uzlaşıyı dışlayan siyaset tarzından dolayı yaşanmaktadır.
Yargı reformu, içinden geçtiğimiz çöküş döneminde bu sorunları tek başına çözemez. Hukuk devleti güçlenmeden, kurumsal güven yeniden kurulmadan anayasa değişiklikleri de kalıcı bir çözüm üretmez. Bunun çözümü siyasi iradenin yenilenmesidir. Bunun yolu da seçimdir.
Ülkede yargının daha hızlı ve daha etkin çalışmasına elbette ihtiyaç vardır. Bu açıdan bakıldığında anayasa değişikliği metninde yer alan düzenlemeler gereklidir.
Ancak anayasa siyasi manevra alanı değildir, toplumun ortak sözleşmesidir.
Bu nedenle anayasa değişiklikleri siyasi hesapların değil, toplumsal uzlaşının konusu olmalıdır.
Aksi halde sonuç değişmez.
Yargıdaki tıkanıklığı çözmek için ortaya çıkan bir reform girişimi, siyasi manevraların gölgesinde daha baştan başarısızlığa mahkûm edilir.
Ve görünen o ki hükümet, bu süreci daha başlamadan kendi elleriyle tıkamış durumdadır.






