Duomo di Sant’Andrea’nın Gölgesinde
Güzel bir tekne turunun ardından Amalfi’ye vardığım sabah, denizden gelen hafif tuz kokusu, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi duran evlerin arasından yayılan insan seslerine karışıyordu.
Amalfi Sahili’nden çıkıp da kıvrımlı yollardan geçerken her virajda yeni bir manzara ortaya çıkıyordu.
Kayalıkların üzerine kurulu renkli evler, denizin lacivert tonlarıyla birleşince sanki bir tabloya bakıyormuşum gibi hissettim.
***
Kasabanın merkezinde küçük dükkânların vitrinlerinde limoncello şişeleri parlıyor, seramik tabaklar ve el yapımı hediyelikler göz alıyordu.
Amalfi’nin o kendine özgü hareketli ama aynı zamanda huzurlu atmosferi hemen hissediliyordu.
***
Dar sokaklardan yürüyerek Piazza Duomo’ya ulaştım.
Meydana adım attığım anda gözlerim ister istemez yukarıya kaydı.
Amalfi’nin kalbinde yükselen görkemli yapı, Duomo di Sant’Andrea tüm ihtişamıyla karşımdaydı.
***
Katedralin önünde uzanan geniş merdivenler sanki ziyaretçileri yavaşça yukarı davet ediyordu.
Merdivenlerin alt basamaklarında oturan insanlar, fotoğraf çeken turistler ve meydandaki küçük kafelerde kahve içen yerel halk Amalfi’nin günlük hayatını oluşturuyordu.
Ben de bir süre merdivenlerin tam karşısında yer alan, restorana oturup bir şeyler içerek durup katedrale bakmayı tercih ettim.
Bazen bir yapıyı anlamanın en iyi yolu, onu biraz uzaktan izlemektir...
***
Merdivenlerden yukarı doğru çıkmaya başladığımda her adımda manzara biraz daha genişliyordu. Arkamda Amalfi meydanı ve denize doğru uzanan sokaklar kalıyordu.
Yukarı çıktıkça katedralin detayları daha belirgin hale geldi.
***
Duomo di Sant’Andrea’nın cephesi gerçekten etkileyiciydi.
Altın ve yeşil tonların hâkim olduğu mozaikler güneş ışığında parlıyordu.
Cephenin üst kısmındaki büyük mozaikte İsa ve havariler tasvir edilmişti.
Bu mozaikler Orta Çağ’dan günümüze ulaşan sanatın canlı örnekleri.
***
Katedralin kapısına ulaştığımda bronz kapıların detayları dikkatimi çekti.
Bu kapılar 11. yüzyılda Konstantinopolis (İstanbul)’te yapılmış ve Amalfi’ye getirilmiş.
Kapının üzerindeki kabartmalar ve haç motifleri Bizans sanatının zarif işçiliğini gösteriyordu.
O kapıdan içeri girmeden önce birkaç saniye durup düşündüm.
Aynı kapıdan yüzyıllar boyunca kaç insan geçmişti kim bilir.
***
İçeri adım attığımda dışarıdaki parlak Akdeniz güneşinden sonra serin ve loş bir atmosferle karşılaştım.
Yüksek sütunlar, geniş kemerler ve altın işlemeler göz alıcıydı.
Tavandaki freskler ve duvarlardaki dini tasvirler katedralin içinde farklı bir zaman duygusu yaratıyordu.
Katedralin en önemli bölümlerinden biri olan kriptaya indiğimde ortam daha da sessizleşti.
Burada Aziz Andreas’ın mezarı bulunuyor.
Rivayete göre Aziz Andreas’ın kutsal kalıntıları 13. yüzyılda Konstantinopolis’ten Amalfi’ye getirilmiş.
***
Kriptada mum ışıkları mermer yüzeylerde yumuşak gölgeler oluşturuyordu.
İnsanların sessizce dua ettiği bu ortamda zamanın biraz daha yavaş aktığını hissettim.
Turistik bir yer olmasına rağmen burada saygılı bir sessizlik hâkimdi.
Buradaki medeniyetten öğrenecek çok şeyimiz var.
***
Katedralden çıktıktan sonra hemen yan tarafta yer alan Chiostro del Paradiso’yu ziyaret ettim.
Burası “Cennet Manastırı” olarak bilinen tarihi bir avlu.
İnce sütunların taşıdığı beyaz kemerler oldukça zarif görünüyordu. Arap mimarisinin etkisini burada açıkça görmek mümkün.
***
Avlunun ortasında küçük bahçeler ve palmiyeler vardı.
Sessiz ve sakin bu atmosferde, bir süre oturup etrafı izledim. Bu avlu, Amalfi’nin geçmişte ne kadar zengin ve kültürel açıdan gelişmiş bir şehir olduğunu hissettiriyordu.
***
Aslında Amalfi’nin tarihi oldukça etkileyici...
Orta Çağ’da Amalfi Cumhuriyeti, Akdeniz’de önemli bir deniz gücüydü.
Venedik, Pisa ve Cenova ile birlikte dönemin en güçlü deniz cumhuriyetlerinden biri sayılıyordu.
Deniz ticareti sayesinde şehir büyük bir refaha ulaşmış.
Bu refahın izleri özellikle Duomo di Sant’Andrea gibi yapılarda hâlâ görülebiliyor.
***
Katedral ziyaretinden sonra Amalfi’nin dar sokaklarında yürümeye devam ettim.
Sokakların bazıları merdivenlerle yukarı doğru çıkıyor, bazıları ise denize doğru iniyordu.
Küçük pastanelerden gelen kokular, limonlu tatlılar ve taze kahve kokusu insanı büyülüyordu.
***
Akşam saatlerine doğru tekrar Piazza Duomo’ya döndüm.
Gün batımı yaklaşırken katedralin cephesi güneş ışığında altın gibi parlıyordu.
Merdivenlerde oturan insanlar sohbet ediyor, askeri bando şarkılar çalıyor, bazıları sadece manzarayı izliyordu.
***
Ben de merdivenlerin bir köşesine oturup meydanı izledim.
Amalfi’nin küçük ama canlı dünyası önümde akıyordu.
O an düşündüğüm şey şuydu: bazı şehirler hissedilir...
Amalfi de kesinlikle böyle bir yer.
***
Duomo di Sant’Andrea ise bu kasabanın kalbi gibi.
Yüzyıllardır burada duran bu yapı, Amalfi’nin tüm hikâyelerini sessizce izlemeye devam ediyor.
Amalfi’de geçirdiğim bugün, sadece bir gezi değil, aynı zamanda zaman içinde yapılan kısa bir yolculuktu.







