1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

  3. ABD Kaybetti, İran Kazanmadı
Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

ABD Kaybetti, İran Kazanmadı

A+A-

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun geçtiğimiz Çarşamba günü gerçekleştirdiği basın toplantısında yaptığı açıklamalar, Washington’un savaşın ilk günlerindeki özgüveninden ne kadar uzaklaştığını göstermesi açısından dikkat çekiciydi. Haftalardır İran’a “ya geri adım at ya da sonuçlarına katlan” mesajı veren ve bir tür “tavuk oyunu” oynayan ABD yönetimi, bu kez kamuoyunun karşısına kesin bir zafer ilanıyla değil; “mutabakat zaptı”, “çerçeve anlaşma” ve “aşamalı süreç” gibi diplomatik ifadelerle çıktı. Son günlerde tarafların sert açıklamaları gerginliğin yeniden tırmandığı izlenimini verse de sızan bilgiler, Washington’un başlangıçta reddettiği kademeli çerçeveyi kabul etmeye yaklaştığını gösteriyor [1].

Bu tablonun savaşın ilk günlerindeki beklentiyle taban tabana zıt olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Hatırlanacağı üzere Washington’daki hakim hava, İran’daki rejimin ekonomik baskı ve askeri üstünlük karşısında kısa sürede çökeceği, yerine gelecek “ılımlı” yönetimin ABD talepleri karşısında geri adım atacağı yönündeydi. Ancak iki aydan uzun süren savaş ve gerilimin sonunda, ABD’nin tüm askeri imkanlara rağmen “sert güç” bağlamındaki üstünlüğünün artık otomatik olarak siyasi sonuç üretmediği bir kez daha ortaya çıkmış oldu [2].

Bununla birlikte Trump yönetimi için oldukça kabarık bir fatura söz konusu. Zira savaş yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik olarak da ABD’yi yıpratmış durumda.

Bu bağlamda savaş uzadıkça Amerikan kamuoyu “bu savaşın amacı ne?” sorusunu daha yüksek perdeden sorarken, geçtiğimiz günlerde tamamlanan Reuters/Ipsos anketine katılanların yüzde 66'sı, Trump'ın “ABD'nin İran'a askeri müdahalesindeki hedefleri net biçimde açıklamadığı” görüşünde. [3]

Buna ek olarak, savaş nedeniyle akaryakıt fiyatlarının yüzde 50’ye yakın artması ve yükselen enflasyona bağlı olarak hayat pahalılığının giderek derinleşmesiyle birlikte, normalde dış politika gündeminden uzak duran Amerikalı seçmenlerin savaşa karşı tepkisini 3 Kasım’da gerçekleştirilecek ara seçimlerde sandığa yansıtmasına artık neredeyse kesin gözüyle bakılıyor.

Öte yandan savaşın ikinci haftasından itibaren ABD füze savunma sistemlerinin uzun süreli angajman nedeniyle ciddi baskı altında olduğu yönündeki tartışmaların Pentagon’un “sınırsız kapasite” algısında yarattığı ciddi aşınma da ABD için önemli bir stratejik kayıp olarak karşımıza çıkıyor.

Sürecin ABD’nin bölgedeki müttefikleri açısından Washington’un kendilerini koruyabileceğine dair güveni ciddi biçimde sarsması da yine Trump yönetiminin hanesine eksi olarak yazılmış durumda. Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri ABD ile köprüleri yakmanın imkansız olduğunu bilseler de Washington’un öngörülemez, iç siyaseti tarafından yönlendirilen ve uzun vadeli istikrar üretmekte zorlanan bir aktöre dönüştüğünün farkında. Bu nedenle de zaten bir süredir daha pragmatik ve çok yönlü bir dış politika anlayışını benimsemiş durumdalar. [4]  Yine de İran saldırıları karşısında Körfez ülkelerinin savunulması bağlamında ortaya çıkan zafiyetin ABD’nin bölgedeki nüfuzunu daha da aşındırması bekleniyor.

Savaş, benzer biçimde transatlantik ittifak içerisindeki çatlakları da görünür hale getirmiş durumda. Almanya Başbakanı Friedrich Merz her ne kadar savaşın ilk günlerinde rejim değişikliği konusunda Trump’a engel olmayacağını ifade etmiş olsa da Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmı İran konusunda Washington’un çizgisine mesafeli yaklaşmaya devam ediyor. Enerji güvenliği, ekonomik maliyetler ve yeni bir bölgesel savaş riski gibi endişelerle meseleye daha temkinli bir yaklaşım sergileyen Avrupa başkentlerinin bu tutumunun altında yine Körfez’dekine benzer ve ABD’ye yönelik güvensizliğe dayanan stratejik bir değerlendirme yatıyor. Müttefikler arasında Washington’a duyulan güvenin ciddi şekilde sarsılması Amerika’nın bir anlamda yumuşak gücünü kaybettiği anlamına da geliyor.

Buna karşılık, ortaya çıkan bu tablonun Tahran’ın yararına olduğunu veya rejimin savaşın kazanan tarafı haline geldiğini söylemek de pek mümkün değil.

Elbette İran’ın klasik anlamda bir “dayanıklılık savaşı” yürüttüğünü, Trump yönetiminin kendisinden hiç beklemediği bir şekilde saldırılara göğüs gerdiğini, tüm çabalara rağmen rejimin ayakta kaldığını ve bunların ötesinde Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji piyasalarında ciddi baskı yarattığını teslim etmemiz gerekiyor.

Ancak savaşın İran’ın yapısal kırılganlıklarını daha görünür hale getirdiği de oldukça net. Yıllardır yaptırımlar, yüksek enflasyon ve sermaye kaçışı nedeniyle ağır baskı altındaki ülkenin savaşın tahribatını nasıl omuzlayacağı, bu süreçte ortaya çıkan göreceli “milli bütünlük” algısının bir süredir devam eden ve savaş öncesinde sokaklara da taşan toplumsal öfkeyi ne kadar dizginleyebileceği, ABD saldırılarına daha etkin karşılık verebilmek için tasarlanan “mozaik güç” modelinin siyasal sistem içerisindeki güç mücadelelerine nasıl yansıyacağı; yanıt bekleyen önemli sorular arasında yer alıyor.

Benzer şekilde İran’ın dış politikada yıllardır vekil aktörler üzerinden inşa ettiği bölgesel nüfuz modelinin de artık eskisi kadar sürdürülebilir olmadığı çeşitli analizlerde ortaya koyuluyor. [5]

Üstelik, İran için mesele burada da bitmiyor. Çünkü savaşın başında Washington’un müdahalesine gerekçe gösterilen temel sorunlardan biri olan zenginleştirilmiş uranyum stoğunun, bir başka ifadeyle İran’ın nükleer yolculuğunun akıbeti netleşmeden sorunun da tam anlamıyla çözülmesi pek mümkün görünmüyor.

Bu noktada İsrail önemli bir “spoiler” olarak öne çıkıyor. İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoğu ile ilgili taraflar arasındaki ciddi görüş ayrılıklarının kademeli müzakereler çerçevesinde ele alınması beklenirken, İsrail Washington’un İran’a karşı “çimleri biçme” olarak adlandırılan stratejiye yönelmesini; yani Tahran’ın füze ve drone kapasitesini belirli aralıklarla hedef alarak İran’ı sürekli baskı altında tutmasını tercih ediyor. Daha da vahimi İsrail’in tek taraflı olarak da bu stratejiyi benimsemesi olasılıklar dahilinde.

Buraya mevcut belirsizliğin ve göreceli yenilginin ABD başkanı Donald Trump açısından kişisel ve siyasi bir prestij meselesine dönüşmüş olduğunu da eklememiz gerekiyor. Trump bir taraftan Nobel Barış Ödülü’nün peşinden koşarken diğer taraftan kendisini Ortadoğu’yu dönüştüren başkan olarak tarihe yazdırmak istiyor. İran dosyasını kendi siyasi mirasının merkezine yerleştirmesi halinde Washington’un kendisini yıllarca sürebilecek yeni bir “sonsuz savaşın” (forever war) içinde bulması ihtimalinin de bölgeye yönelik kısa ve orta vadeli değerlendirmelerde dikkate alınması gerekiyor.

Kısacası bugün ortaya çıkan tablo, ABD açısından ciddi maliyetler üretmiş olsa da İran için de net bir zafer anlamına gelmiyor. Dahası, İran’ın yapısal kırılganlıkları, taraflar arasındaki temel sorunların ötelenmesi ihtimali, İsrail’in kurguladığı “çimleri biçme” stratejisi ve Trump dönemine özgü öngörülemezlik ile prestij odaklı yaklaşım birlikte düşünüldüğünde, savaşın sona ermekten çok yeni bir evreye evrilebileceğine işaret ediyor.

 

Kaynaklar:

[1] “Exclusive: U.S. and Iran closing in on one-page memo to end war, officials say”. Axios. 6 Mayıs. https://www.axios.com/2026/05/06/iran-us-deal-one-page-memo

[2] Amr Hamzawy. “The Iran War Shows the Limits of U.S. Power. Carnegie. 28 Nisan. “https://carnegieendowment.org/research/2026/04/iran-war-united-states-limits-of-power-alliances-historical-context

[3] “Americans don't think Trump has explained Iran war goals, Reuters/Ipsos poll shows”. Reuters. 11 Mayıs. https://www.reuters.com/world/us/americans-dont-think-trump-has-explained-iran-war-goals-reutersipsos-poll-shows-2026-05-11/

[4] Bob Bowker. “After the Iran war, Persian Gulf nations face tough decisions on the US – a former diplomat explains”. Conversation. 12 Mart. https://theconversation.com/after-the-iran-war-persian-gulf-nations-face-tough-decisions-on-the-us-a-former-diplomat-explains-277968

[5] Lina Khatib. “The Degradation of Iran’s Proxy Model”. Belfer Center. 6 Nisan. https://www.belfercenter.org/research-analysis/degradation-irans-proxy-model

Bu yazı toplam 241 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar