1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Sinde’den “kayıp” edilmiş iki çobanın ve Voni’den “kayıp” edilenlerin izinde…3
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Sinde’den “kayıp” edilmiş iki çobanın ve Voni’den “kayıp” edilenlerin izinde…3

A+A-

KAYIPLAR KOMİTESİ’NE GÖSTERDİĞİMİZ OLASI GÖMÜ YERLERİ…

 

cob-001.jpg

Lisili iki “kayıp” çobanın izini yıllardır sürüyoruz, Lisili ve Sindeli okurlarımızın yardımlarıyla…

Beş Kıbrıslırum çoban, davarlarıyla birlikte 1974’te “kuzey”den “güney”e geçmeye çalışırken bazı Kıbrıslıtürkler tarafından durdurulmuşlar, 900 civarında koyunları çalınmış, çobanlardan ikisi öldürülüp “kayıp” edilmiş, diğer üç çoban bir şekilde hayatlarını kurtararak “güney”e geçebilmişlerdi…

İki “kayıp” Kıbrıslırum çoban, Tofis Şafkos (Christofis Shiafkis) ile Touli Ksenaros (Hristodulos Ksenaros) idi…

Bu iki çobanla ilgili yıllar önce çeşitli okurlarımızın yardımlarıyla, çeşitli olası gömü yerleri göstermiştik Kayıplar Komitesi yetkililerine – bunların bir kısmında kazı yürütüldü, bir kısmında kazı yürütülmedi…

s2-044.jpg

ÜÇ “KAYIP” KIBRISLITÜRK’ÜN BULUNMASINI SAĞLAYAN KİRİAKOS ANDREU…

Lisili okurlarımızdan Kiriakos Andreu’nun yardımlarıyla bir kez daha bu bölgeye geliyoruz… Kiriakos Andreu, yıllardır “kayıplar”ın bulunması için canla başla çalışıyor, tümüyle gönüllü ve insani olarak çalışıyor. Onun yardımları sayesinde, yıllar önce Kayıplar Komitesi’ne bir kuyu göstermiştik – bu kuyuya 1964 “kaybı” üç Kıbrıslıtürk gömülmüştü… Kiriakos, yürüttüğü araştırmaların sonucunda bu kuyunun yerini saptamış ve bir Kıbrıslıtürk arkadaşı beni bularak bu kuyuyu göstermişti… Ben de bu kuyuyu Temmuz 2009’da Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermiştim ve yapılan kazılarda Aralık 2009’da kuyuda Bayar İbrahim, Hasan Taşer ve Şifa Mehmet Ali’den geride kalanlar bulunmuştu… Bayar İbrahim ve Hasan Taşer, Sindeli’ydiler – Şifa Mehmet Ali Konedralı’ydı… 11 Mayıs 1964 tarihinde, biri Kıbrıslırum, ikisi Yunan olmak üzere üç kişi Mağusa Surlariçi’nde vurularak öldürüldükten sonra, “intikam” olarak yoldan belden toplanan Kıbrıslıtürkler öldürülerek “kayıp” edilmişti o tarihlerde…

2 Mayıs 2011 tarihinde bu konuda şöyle yazmıştık bu sayfalarda:

“Sindeli Hasan Taşer ve Bayar İbrahim ile Konedralı Şifa Mehmet Ali, hatırlanacağı gibi 11 Mayıs 1964 tarihinde Pergama’ya giderlerken, Kondea (Türkmenköy) kavşağında esir alınıp bir gece Kondea’da tutulmuşlar, ertesi günü Lisi’ye (Akdoğan) götürülerek burada öldürülüp Lisi çıkışında bir kuyuya atılmışlardı.

Bu üç Kıbrıslıtürk “kayıp” insanın bulunması için YENİDÜZEN olarak çok çaba harcamış ve yıllarca onların nereye gömülmüş olabileceği hakkında araştırma yürütmüştük. Bu araştırmalarımız esnasında Kıbrıslıtürk okurlarımızdan Zeka Hoşgör de bize konuşmuş ve onları sağ olarak en son gören Kıbrıslıtürk olarak bildiklerini bizimle paylaşmıştı.

Onların acıklı öyküsünü okuyan bazı Kıbrıslırum okurlarımız bundan etkilenerek kendi araştırmalarını yürüterek bulgularını bizimle paylaşmışlar, tüm bunları biz de gönüllü olarak Kayıplar Komitesi yetkilileriyle paylaşmıştık. Tarih Temmuz 2009 idi...

Kıbrıslırum okurlarımızdan birisi olan Lisili Kiriakos Andreu, onların hangi kuyuda gömülü olduklarını öğrendikten sonra gelip bize kuyunun yerini göstermişti. Okurumuzdan hemen sonra da bu kuyuyu biz Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermiştik. Kayıplar Komitesi yetkilileri bu noktada kazı başlatmış ve okurumuzun göstermiş olduğu kuyudan Hasan Taşer, Bayar İbrahim ve Şifa Mehmet Ali’den geride kalanlar çıkarılmıştı.

Hasan Taşer, Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’nda odacıydı ve aynı zamanda arabasıyla Sinde (İnönü)-Lefkoşa arasında zaman zaman yolcu da taşıyordu. Şifa Mehmet Ali’nin oğluyla gelini Pergama’da yaşıyordu ve bir bebek bekliyorlardı. Doğum yaklaştığı için Şifa Mehmet Ali’nin oğlu annesine Hasan Taşer’le haber göndererek Konedra’dan Pergama’ya gitmesini ve doğacak bebeğe bakmasını istemişti. Bunun üzerine Hasan Taşer de yanına aynı köyden Bayar İbrahim’i de alarak, Şifa Mehmet Ali’yi Pergama’ya götürmek üzere yola çıkmıştı. Fakat aynı gün Mağusa Surlariçi’ne Kıbrıslırum polis komutanı Pantelitis’in oğlu, yanındaki Yunan subay Kapotas ve başka bazı Yunan subaylarla birlikte girince öldürülmüşler ve bu durum ortalığı bir anda germiş, 11 Mayıs ve onu izleyen birkaç gün içerisinde pek çok Kıbrıslıtürk yollardan ya da çalıştıkları işyerlerinden alınarak “kayıp” edilmişti. Hasan Taşer de işte böylesi bir günde olup bitenden habersiz yollardaydı ve Pergama’ya gitmeye çalışıyordu. Hasan Taşer, Şifa Mehmet Ali ve Bayar İbrahim Kondea kavşağında tutuklanmışlar ve bir gece Kondea’daki kilisenin avlusundaki binada tutulmuşlardı. Kondea’nın Kıbrıslırum muhtarının eşi bütün gece ağlayıp yalvarmış ve onların serbest bırakılmasını istemiş ancak bu üç Kıbrıslıtürk serbest bırakılmamıştı.

Kıbrıslırumlar’ın anlattıklarına göre, Şifa Mehmet Ali’nin yanında bir de küçük torunu vardı – Kıbrıslırumlar bunda çok ısrarlı olmuşlardı, “Biz üç kişi değil, dört kişi gördük, bunlardan birisi de çocuktu” demişlerdi.  Ancak bu torunun İngiltere’den gelen babası tarafından son anda alındığı ve İngiltere’ye geri götürüldüğünü söyledi bize ailesi. Şifa Mehmet Ali, torununu Pergama’ya götürmek üzere gerçekten de yanına almıştı ve Hasan Taşer’in arabasına bindirmişti ancak Şifa Mehmet Ali’nin ailesine göre son anda babası İngiltere’den gelip torunu arabadan indirmiş ve çocuk yanında yokmuş Şifa Hanım’ın... Ancak Kondealı Kıbrıslırumlar Şifa Hanım’ın yanında bir çocuk gördüklerinde ısrar etmekteydiler. Bu Kıbrıslırumlar’a göre, çocuk öldürülmemiş ve ailesine sağ salim teslim edilmişti. Fakat aile “Hayır, biz bu çocuğu otobüsten indirdik” diyor.

11 Mayıs’ta Kondea’da tutulan bu üç Kıbrıslıtürk, 12 Mayıs 1964’te Lisi’ye (Akdoğan) askeri kampa götürülmüş, orada bulunan askeri bir yetkili askerlerine bu üç kişiyi öldürmeleri için emir vermiş ancak pek çok Kıbrıslırum asker bunu yapmaktan kaçınmıştı. Aralarından bir kişi bu işe “gönüllü” olmuş ve bu üç kişiyi alarak Ksenopullos’un Kuyusu olarak bilinen kuyuya götürmüş, onları orada öldürerek kuyuya atmıştı. Ksenopullos’un bu olup bitenlerle hiçbir ilgisi yoktu. Bize kuyunun yerini gösteren okurumuz Kiriakos Andreu’nun da, ailesinin de bu işle hiçbir ilgisi yoktu. Kiriakos Andreu’nun ailesinin bu kuyunun az ilerisinde domuz çiftlikleri bulunmaktaydı ve Kiriakos’un babası bir süre sonra olup bitenleri köyde öğrenmişti. Kiriakos’un ricası üzerine babası onunla birlikte gelip bu kuyunun yerini Kiriakos’a, Kiriakos bize, biz de Kayıplar Komitesi’ne göstermiştik.

Üç “kayıp” Kıbrıslıtürk kuyuya atıldıktan sonra, kokudan bir şey anlaşılmasın diyerek, Lisi’deki bir tavuk çiftliğinden artıklar alınmış ve kuyunun içine atılmıştı.

Bizim kuyunun yerini göstermemiz üzerine, Kayıplar Komitesi arkeologları Deren Çeker ve Pambos ile şirocu Ergin Bey’in oluşturduğu kazı ekibi, bu kuyuda oldukça tehlikeli sayılabilecek bir kazı yürütmüşlerdi. Neredeyse 30 metreye yakın bir derinlikte bulunan “kayıplar”dan geride kalanları çıkarmak için uğraş vermişlerdi. Sindeliler, kendi “kayıp” insanları için gösterilen bu yoğun çabayı görünce bundan etkilenmişler ve Kiriakos Andreu’nun karşılıksız olarak yaptığı bu iyilik sonucunda, Sindeli bir Kıbrıslıtürk şahit, bize ve Kayıplar Komitesi’ne iki ayrı nokta göstermiş, bu iki ayrı yerde 1974 “kaybı” ikisi bir yerde, altısı bir yerde olmak üzere sekiz “kayıp” şahıstan geride kalanlar bulunmuştu.

 

DEVAM EDECEK

 

 

Bu yazı toplam 464 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar