1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Osman Mustafa, Atalassa’da bombardımanda öldü, toplu mezara gömüldü… Bir fotoğrafı bile yok… 3
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Osman Mustafa, Atalassa’da bombardımanda öldü, toplu mezara gömüldü… Bir fotoğrafı bile yok… 3

A+A-

1974’te Türk savaş uçaklarının Atalassa Psikiyatri Hastanesi’ni bombardımanında ölen üç Kıbrıslıtürk’ten biri olan Osman Mustafa’nın kızkardeşi, Evdimli Özay Sert anlatıyor…

 

Atalassa Psikiyatri Hastanesi’nde 20 Temmuz 1974’te Türk savaş uçaklarının bombardımanı esnasında ölen ve hastane avlusundaki toplu mezara iki diğer Kıbrıslıtürk hasta ve 28 Kıbrıslırum hastayla birlikte gömülen Evdimli Osman Mustafa’dan geriye bir fotoğraf bile kalmadı ama sevgi dolu ailesi onu bulmayı, annelerinin yanına defnetmeyi çok istiyor… Osman Mustafa’nın kızkardeşi Özay Sert’le röportajımızın son bölümü şöyle:

SORU: Evdim’deki evinize ne olduydu? Yıkıldı mı dediydiniz?
ÖZAY SERT
: Evimiz hayır, yıkılmadı, durur daha. Bir odası yıkıldı. Bir çerçevenin içindeydi, büyük kapılar vardı eskiden, açılırdı, sokak kapı derik… O sokak kapı açıldığında, içeri girdiğimizde dört tane odamız vardı. İkisi büyüktü, ikisi daha küçüktü. Bir mutfağımız vardı, tuvaletimiz dışarıdaydı… Son bir aile kalırdı orada. Yaşlı bir aile. Biz gittik, kadın bizi çok iyi karşıladı. Hatta annemin eşyalarını kullanırdı… Dedim, “Bak” dedim, “bunlar annemin yatağı, annemin masası, annemin dolabı…”
Dedi ki, “Ne zaman istersan gel” dedi, “burada kal” dedi kadın.
Dedim “Yok, öyle bir ziyaret edelim dedik…”
Hatta resmini çektik orada.
İşte abimin çocukları var, onlar da çok küçücüktü…
Bu aile da göçmendi, Karpaz tarafından geldiydi onlar da göçmen. Sonra onlar da rahmetlik oldu, şimdi ev bakımsız, kapalı… Otlar bitti, geçen sene gittiğimizde. Herhalde evlatları var gelir, ilgilenir ama bilmem artık. Küçük odamız, mutfak dediğimiz, şöminemiz vardı içinde, o yıkıldı. Kocakarıcık bal verirdi bize… Yani iyi karşıladıydı bizi, çok güzel karşıladıydı…
Yani büyükler bir hata yaptıysa, Rum olsun, Türk olsun, hiç kimsenin kimseye dargınlığı, kırgınlığı yok…

SORU: Bana Çatalköy’de evsahibinizin Avustralya’dan sizi ziyarete geldiğini da anlattıydınız…
ÖZAY SERT:
Bana gelir ve bana dedi biliyor mun? Benim çocuklarımın resmini gördü duvarda – benim abim da komando olarak yaptı askerliğini o zaman Yüzbir Evler’de, benim büyük oğlum da komando olarak yaptı aynı yerde askerliğini. Gördü resmi, dedi bana “Bu kimdir?”
Dedim “Oğlumdur”…
“Haaa” dedi, kafasını salladı.
Ben onlara kahve yaptım, limonata ikram ettim.
Dedi ki bana “İsterim evimi göreyim çünkü bu evde büyüdüm” dedi. “Anılarım çoktur, müsaaden var mı?” diye…
Dedim “Tabii var, niçin olmasın?”
Girdiler, gördüler.
Rumca bazı kelimeleri bilirim, hem oğlum İngilizce bildiği için tercüme etti ve anlayabildik birbirimizi.
Bana dedi, “Senin çok güzel bir kalbin var. Sen bizi çok güzel karşıladın. Çok memnun olduk evimizi, yerimizi gördüğümüz için…”
Hatta bizim iki dönüm bir yerin içindedir evimiz. Orada limon ağaçları var…
Dedi “Kesebilirim?”
Dedim “Tabii ki…”
Poşeti verdim, istediği kadar kesti, aldı, götürdü…
Her sene, her altı ayda bir da gelir yani… Gelir, görüşürük. Beni davet etti
Lefkoşa’daki evine ama hani bizim öyle bir imkanımız yok diye biz hiç gitmedik yani. Ama görüşürük o geldiğinde…

SORU: İstediğinizde götürürüm sizi…
ÖZAY SERT:
Evet… Lefkoşa’dadır evi. Onun da hanımı yaşlandı, elinde değneciğiyle geldi geçen sene. O da biraz böyle zorlanır yürüsün. Onlar da iyi insan…

SORU: Sizlerin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
FATMA HASKASAP:
Kızkardeşim bizden küçük olduğu halde, herşeyi çok güzel anlattı… Bizim da temennimiz, kardeşimizin bulunması inşallah. Bize bu imkanı verdiğiniz için size da çok teşekkür ederiz…

ZALİHE DERELİZADE: İnşallah onun da bir mezarı olur da gidip onu da ziyaret ederik…
ÖZAY SERT
: Ben hep annemin yanındaydım, her gün ağlardı. Hatta annem hep siyah elbise giyerdi. Anneme derdim ki, “Anne, niçin böyle giyinin?” derdim.
“İki tane evlat kaybettim kızım” derdi, “İçim da öyledir, dışım da öyle olsun” derdi.
Ve isterim ki annemin arzusu yerine gelsin, en azından annemin yanına defnedelim ve o da huzurlu yatsın, benim içim da huzurlu olsun. Ve bize bu imkanı sağladığın için, bizimle görüştüğün için, senin hakkını nasıl öderik bilmem, çok teşekkür ederim sana… Çok memnun oldum… Allah razı olsun…

SORU: Estağfurullah, bu benim görevim…
FATMA HASKASAP:
Sen bizim kızkardeşimiz gibisin artık…
ÖZAY SERT: Bende telefon numaran var, her zaman konuşabilirik, görüşebilirik…
Yani böyle bir hayat hikayemiz var… Dediğim gibi benim hep hayatım zorluklarla geçti – inişli yokuşlu, mandrada kalırdık biz, hayvanlarımız vardı, her şey zordu o zamanlar. Ama gene da hep güzel anılar mesela…
Ben buraya geldiğim zaman hep yattığımda işte gece rüyamda görürdüm, kendi emeğimiznan, alın terimiznan kazandığımız malımız, bahçemiz, ben böyle hep ağlardım, gözyaşımla uyanırdım… Islanarak, yaşımla uyanırdım. Sonra kapılar açıldı, oraya gittik, özlemimizi giderdik. Ama ne acıdır ki gidersin şimdi bak, Rumlar da gelir evine, “Evimdir” diyemez, biz da giderik oraya, “Malımdır” diyemeyik, bir salkım üzüm kesemeyik… Bizim çok emeğimiz vardı orada mesela, onların da var, bizim da var… Maalesef zaman öyle getirdi, artık bunu kabullenmemiz gerekir…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 910 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar