1. YAZARLAR

  2. Aslı Murat

  3. Yaşam Hakkını Koruyamayan Sistemin Acizliği
Aslı Murat

Aslı Murat

Yaşam Hakkını Koruyamayan Sistemin Acizliği

A+A-

Şiddete karşı koruma kararı verilmiş olması, kadının gerçekten korunduğu anlamına gelmiyor.

Saliha Özkol, tıpkı kısa süre önce bir marketin ortasında bıçaklanan ve hâlâ yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren kadın arkadaşımız gibi, bir erkeğin uyguladığı şiddetin hedefi oldu ve öldürüldü.

Şimdi bu suçu işleyen kişinin pek çok özelliği konuşulacak. Failin kimliği, nereden geldiği, geçmişi ve kişisel özellikleri tartışılacak. Yasalar, kurumsal eksiklikler, denetimsizlik ve ülkede yıllardır sağlanamayan toplumsal uyum üzerine pek çok gerekçe sıralanacak. Bunların her biri elbette kendi bağlamında incelenmeli, kamu otoritelerinin sorumluluğu da eksiksiz biçimde araştırılmalıdır.

Fakat bütün bu tartışmaların arasında çoğunluğun yine görmezden geleceği temel gerçek değişmeyecek: Ataerkil kötülüğün, kadınlar üzerindeki güç ve denetim kurma arzusu.

Kadının hayatını, kararlarını, ilişkilerini ve davranışlarını kontrol etme saplantısı.

Kadını kendi iradesi ve hakları olan eşit bir birey olarak değil, üzerinde söz sahibi olunabilecek biri gibi gören anlayış.

 Bu hâkimiyeti kuramadığında ya da kaybettiğini düşündüğünde şiddete başvuran kötülüğün acizliği…

Kadına yönelik şiddet, bir anda ortaya çıkan kontrolsüz bir öfke değildir. Çoğu zaman tehditlerle, baskıyla, ısrarlı takiple, ekonomik veya psikolojik şiddetle büyüyen bir güç ve denetim ilişkisidir. Bu nedenle meseleyi yalnızca katilin kişisel özellikleriyle açıklamak, şiddeti besleyen toplumsal düzeni ve önlenebilir riskler karşısında işlemeyen sistemi görünmez kılar.

***

Saliha Özkol’un öldürülmesinde de daha önce defalarca karşılaştığımız iki ağır gerçek yeniden karşımızda duruyor.

Birincisi, koruma emirlerinin çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmasıdır. Bir koruma emri verilmiş olması, kadının gerçekten korunduğu anlamına gelmez. Kararın ihlal edilip edilmediği etkin biçimde izlenmiyorsa, risk düzenli olarak değerlendirilmiyorsa, ihlal hâlinde hızlı ve caydırıcı bir müdahale yapılmıyorsa o karar kadın ile şiddet uygulayan kişi arasına gerçek bir güvenlik duvarı öremez.

Koruma, mahkeme salonunda verilen kararla başlayabilir, fakat orada bitemez. Polis, sosyal hizmetler, sağlık sistemi, yargı ve diğer ilgili kurumlar arasında kesintisiz bir koordinasyon gerekir. Bunu kuracak olan sistemin en önemli aracı, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi, maalesef 2014 yılında beri tam teşekküllü çalıştırılmıyor.

Kadının karşı karşıya olduğu tehlikenin düzeyi belirlenmeli, değişen koşullara göre yeniden değerlendirilip takip edilmeli ve yüksek riskli durumlarda güvenli barınmadan ekonomik desteğe kadar gerekli bütün önlemler gecikmeden devreye sokulmalıdır.

İkincisi ise hukuki yardımın tek başına yeterli olmamasıdır. Edindiğimiz bilgilere göre Saliha Özkol devletin sağladığı adli yardımdan yararlanıyordu. Hukuki desteğe erişebilmiş olması önemlidir. Ancak bir kadının şiddet döngüsünden çıkabilmesi yalnızca dava açabilmesine veya koruma emri alabilmesine bağlı değildir.

Şiddete maruz bırakılan bir kadının psikolojik olarak desteklenmesi, güvenliğinin planlanması, ekonomik açıdan güçlendirilmesi, gerekiyorsa güvenli bir yerde barındırılması ve varsa çocuklarıyla birlikte yeni bir yaşam kurabilmesi gerekir. Bu desteklerin birbirinden kopuk değil, kadının ihtiyaçları esas alınarak tek bir bütünlüklü sistem içinde sunulması gerekir.

Oysa bugün hukuki destek sağlansa dahi kadını psikolojik ve sosyal bakımdan güçlendirecek, şiddet döngüsünden çıkarken yanında olacak süreklilik taşıyan bir mekanizmanın bulunmadığını görüyoruz.

Adli yardım yalnızca mahkeme kapısında bırakılmamalıdır. Bir kadın hukuki yardım için başvurduğunda, bu başvuru aynı zamanda risk değerlendirmesini, psikolojik desteği, sosyal hizmet müdahalesini ve güvenlik planını harekete geçirebilecek bir temas noktası olmalıdır. Kurumlar kadının tekrar tekrar yardım istemesini beklememeli, her başvuruyu bütüncül koruma sürecinin başlangıcı olarak görmelidir.

Kısacası, gerçek anlamda şiddetten koruyan ve kadını güçlendiren bir sistemimiz yok. Parçalı müdahaleler var. Kâğıt üzerinde kararlar var. Facianın ardından yapılan açıklamalar var. Fakat kadını tehlike ortaya çıktığı andan itibaren izleyen, destekleyen, güçlendiren ve hayatta tutan bütünlüklü bir mekanizma yok.

***

Artık aynı şeyleri bütün ayrıntılarıyla anlatmaktan yorulduk. Kadınlar bu ülkede kendilerini güvende hissetmiyor. Şiddet ve kötülük, yaşam alanlarımızı her geçen gün daha dar bir çembere hapsediyor.

Fakat bunu kabullenmek; önce hayatını kaybeden kadınlara, sonra bu ülkede yaşayan bütün kadınlara ve kız çocuklarına yapılacak en büyük haksızlıktır.

Hiç kimse böylesine aciz, önlem almayan ve yalnızca her facianın ardından konuşan bir yönetimi hak etmiyor. Kadınları şiddetin karşısında yalnız bırakan, koruma kararlarını fiilî güvenliğe dönüştüremeyen ve şiddet döngüsünden çıkabilmeleri için ihtiyaç duydukları psikolojik-ekonomik desteği sağlamayan bir hükümet, bu alandaki sorumluluğunu yerine getirmiyor demektir.

Koruma emri çıkarmak yetmez. O emrin kadını hayatta tutacak biçimde uygulanması gerekir.

Hukuki yardım sağlamak yetmez. Kadının şiddetten uzak, güvenli ve bağımsız bir yaşam kurabilmesi için psikolojik, sosyal ve ekonomik destekle güçlendirilmesi gerekir.

Ve her yeni kadın cinayetinin ardından aynı cümleleri kurmak yetmez. Kadınların yaşam hakkını koruyan, kurumları birlikte çalıştıran ve şiddeti gerçekleşmeden önce durdurmayı hedefleyen gerçek bir siyasi irade gerekir.

Bu yazı toplam 372 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar