1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Üstel’in kendisi, pankarttan beter
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Üstel’in kendisi, pankarttan beter

A+A-

“Talimatla Yönetilmeye Hayır”
“Kukla Yönetim İstemiyoruz.”
“Sosyal ve Kültürel Yok Oluşa Hayır.”


Ciddi itirazlar!
Meclis önündeki eylemde Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin taşıdığı pankartlar bunlardı.
Başbakan olarak atanan Ünal Üstel, bu sloganlara bir itiraz ortaya koyamadı.
En azından kendini biliyor (!)
“Kukla yönetim”
olduğunun farkında!
“Talimatla” yönetildiğimizin de!
İtirazı “İşgal”e!

“İşgalci Türkiye Kıbrıs’tan Defol” pankartından rahatsızlık duydu ve uzun uzun Türkiye’nin aslında Kıbrıs’ın garantörü olduğunu anlattı.
Adaya barış getirdiğini söyledi…
Kendini nasıl göreve getirdiğini anlatmadı (!)

***
Yeni Kıbrıs Partisi’nin yıllardır kullandığı sloganı biliyoruz, “Son Son Son, İşgallere Son.”
TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde açılan üç ayrı döviz ve sloganı aslında herhangi bir parti de doğrudan sahiplenmedi.
Bağımsız gençler tarafından açıldığı söylendi, bu pankartların… Yeni Kıbrıs Partisi, Toplumcu Demokrasi Partisi, Toplumcu Kurtuluş Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi’nin ise eyleme sadece bayrakları ile katıldığı belirtildi.

Eylemlere dair kimi radikal söylemlerin sebebi de demokrasi ve iradeye yönelik müdahalenin kendisidir.

Üstel’in Türkiye’yi savunması hiçbir anlam ifade etmiyor.
Sırıtıyor.
Çünkü doğrudan kendisi bir “müdahale” olarak vücut buluyor.

Demokratik olarak yarıştı ve kaybetti.
Sonra…
Müdahaleyle başbakan oldu.
Üstel’in başbakanlığı o açılan pankarttan çok daha “yaralayıcı” duruyor.
Hem Kıbrıs için...
Hem de Türkiye…

ustel-in-kendisi.jpg



Neyin garantörü?

Talimatlı Başbakan Üstel, “Türkiye, Kıbrıs’ın garantörüdür” dedi.
Neyi “garanti” ediyor?
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı…
Türkiye’nin altında imzası bulunan anlaşma, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “toprak bütünlüğü”nü garanti ediyor!

Üstel acaba okudu mu, “Garanti ve İttifak Anlaşması”nı!

Türkiye’nin garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Kıbrıs’ta ayrı devlet kurulmasını yasaklıyor!

Türkiye, ne Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki garantörlüğünden vazgeçiyor, ne KKTC’den…

Şimdi eğer örneğin “işgal” pankartı dava edilirse... “Garantörlük” konuşulursa mahkemede... “Garanti ve İttifak Anlaşması” yargının gündemine gelirse... O zaman seyredin siz âlemi...
 



Haddini aşmak hangisi?

Ülkenin önemli iş insanlarından birisi Dimağ Çağıner
Hem siyaseti, hem ekonomiyi yönlendiren isimlerden de biri…
Bir yorum yaptı…
“Yaşanan ekonomik sıkıntıları ve yönetim sıkıntılarını eleştirmek ve eylem yapmak çok tabii ki bir haktır. Ama haddini aşan pankartlar ile KKTC’yi ve Türkiye’yi aşağılamak kimsenin haddi değildir. Biz bu topraklarda varız ve var olmaya devam edeceğiz. Geçmişte olduğu gibi birlik olarak ve Türkiye ile birlikte var olmaya devam edeceğiz.”

***

Bir yanıt ihtiyacı hissettim…

Türkiye’nin “haddi” olmayan tavırlarını da söylemezsek, olmayacak; çünkü talimatla bakan değişmek ya da bir parti başkanını dışarıda tutarak hükümet kurdurmak, demokrasi ve iradeye müdahale etmek de “kktc”yi aşağılamak değil midir?

 

Bir devlet bir “pankart”la mı daha çok aşağılanır, yoksa partisinden yüzde 60 yerine yüzde 8 oy alan birine hükümeti kurdurarak mı?

Pankartı açanlar için gösterdiğiniz hassasiyeti, bu ülkeye müdahale edenlere karşı da göstermeye başladığınız zaman sanırım çok daha çağdaş bir düzene yol alacağız.

Yoksa gösterdiğiniz tepki, bir “yaranma” gibi duracak, bir “yurtsever” tavrından öte…

***

İçtenlikle soruyorum, haddini aşmak ve bir ülkeyi aşağılamak, hükümet devirmekle mi olur, pankart açmakla mı?
 


AYNA

TC Başkan Yardımcısı Fuat Oktay, ABD Kongresi’ne seslendi:
“Adada Kıbrıs Türkleri yokmuş gibi davranılıyor!”
Sizden ilham alıyorlar Fuat bey!
En fazla da sizden…

 



HP!

HP - ve Özersay- Meclis’ten çekilme kararı aldı.
Dörtlü’yü yıkmış, Tatar’ın yolunu açmış, son seçimin kaybedeni olmuştu.
“Halkın” değil tutarsızlıkların partisi olarak anılmıştı.
Şimdi Özersay, ya kendine yeniden bir misyon inşa etmek istiyor, en başa dönmek...
Ya da partisi arayışta...

Cesur bir karar olarak “toparlanıyor” olabilir de HP, “dağılabilir” de…
Göreceğiz...
Umarım, irade yıkımı ve demokrasi utancına karşı gerçek bir HALK hareketine katkı sağlar, başkaldırır, direnir.

Altın sözcük şu olacak:
“Samimiyet.”
HP kendini sınayacak.

 

Bu yazı toplam 1253 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar