1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Tuncay Erkiner ve Kamuran Celaleddin’i kaybettik…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Tuncay Erkiner ve Kamuran Celaleddin’i kaybettik…”

A+A-

Ulus IRKAD

(Değerli arkadaşımız, Araştırmacı-yazar Ulus Irkad, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz iki Baflı insanımızı, Tuncay Erkiner Hanım ve Kamuran Celaleddin Bey’le hatıralarını kaleme aldı… Yazısını teşekkürlerimizle iktibas ederken, Tuncay Hanım ve Kamuran Bey'in ailelerinin acısını da paylaşıyoruz… S.U.)

 

TUNCAY TEYZE

1974 sonrası pek görüşemedik. Onun ailesi Omorfo’ya (Güzelyurt) bizse Mağusa’ya yerleştik. Ama o kalplerimizde hep “Tuncay Teyzemiz” olarak kaldı. Uzak mıydı Omorfo? Değildi ama çocuk dertleri, hayatın getirdiği uğraşlar, günlük zorluklar ve sıkıntılar…

Oysa Baf’ta çok sık görüşürdük. Bir aralık aynı mahallelerde bile bulunmuştuk. Rahmetlik Ergin Erkiner abi ve Tuncay teyze 1964 yılında terkedilen mahallelerden Baf’a göçmen olarak gelip yerleşmişlerdi. Aslında birkaç defa göçmenlik çekmişlerdi 1950’li yıllardaki olaylarla da… Rahmetlik Ergin abi, Baflıların deyişiyle Ergin Bankacı, Tuncay Teyzemizin kocası… Tuncay Teyzemiz annemizin arkadaşı… Ergin abi de babamızın arkadaşıydı… Tuncay Teyzemiz Aynikola Köyü’nden (Esentepe)… Baf’a Ramadan Salim Hocalar ailesine gelin gelmişti. Her zaman halim-selim, iyi niyetli, kalbi tertemizdi teyzemizin. Bugünü de sayarsak annemiz Aysel Irkad’ın en az 80 yıllık arkadaşı. Dedemizin köylerde bilhassa Aynikola’da Ebistat (Yol memuru) olmasından dolayı tanışmışlar. Aynikola ise Baf’ın ve Kıbrıs’ın hem tatil beldesi, hem elma yetiştiriciliğinin merkezi, hem de en Avrupai köylerinden... Trodoslara yakın. Halkı da yeniliğe açık, çağdaş ve de Avrupa kültürü almış, olgun, ağırbaşlı ve mülayim insanlar…

Rahmetli Ergin abinin ve Tuncay teyzemizin çocukları Gülbün (Sınıf arkadaşım), Belgin ve Ramadan’ı da unutamam. Anaokul ama bilhassa ilkokulda Tuncay teyzem Gülbün’le muhakkak dersler hakkında bilgiler paylaşmamız için bizleri çağırırdı. Belgin’in büyümüş de küçülmüş hanımefendi davranışlarıyla ailenin küçüğü Ramadan’ın yaramazlıklarını unutamam. Benim küçük kardeşler de az yaramaz değillerdi hani…

Tuncay Teyzemiz Birinci ailesindendi. Onların kızkardeşlerinden… Hatırladığım kadarıyla, Menekşe ve Meral ablalar da vardı. Mehmet Birinci, Küfi Birinci ve Baf’tan anaokuldan arkadaşım Levent’in halaları (Unuttuklarım varsa da beni bağışlasınlar.)

Ergin abi öleli çok olmuştu. Tuncay Teyze bildiğim kadarıyla Gülbün’leydi. Dedim ya hayatın ve 1974 sonrasının bizleri Kıbrıs’ın birçok tarafına savurması gibi… Baflılar ya Omorfo (Güzelyurt), ya Girne, ya da Mağusa’daydı. Son 52 yılda Baf’tan sonra çok az görüşebildik. Hayatın da bizlere getirdiği zorluklar, çocuk dertleri, herkesin kendi sorunlarına düşmesi ve de tabii ki yol farkı…

Dün sosyal medyada son zamanlarda birçok tanıdığı da kaybetmenin üzüntüsüne onun kaybı da eklendi. Aslında annem gibi, teyzemiz de hayatın doğal seyrindeydi. Annem gibi 90’lı yaşların başlarında olması gerek..

Tuncay Teyzem, annemin biricik artkadaşlarından biriydi. Evet, hayat bize ölümü de sunuyor. 1963-64’ler, Baf’tan anılar, çocukların doğum günleri, 1963 öncesi rahmetli Ergin abinin amca oğlu, rahmetli Çetin abinin beni Mutallo’dan bisikletine alarak Gülbün’ün doğum gününe götürüşü…

Hepsi geride birer tatlı anı olarak kaldı… Unutulmayacak ve de Baf’ı da hatırlatacak bizlere.

Tuncay Teyzemiz hep aydınlıklarda kal… Ne Baf’ı, ne oradaki anıları ne de sizi ve seni unutacağız. Hoşçakal…

 

KAMURAN CELALEDDİN BEY’E SAYGIYLA

Onu herhalde 20 yıla yakın bir zamandır tanıyordum. Her gün sabahleyin Glapsides Plajı’nda buluşurduk. Önceleri tanışmamız sadece selamlaşmaydı ama zaman ilerledikçe birçok ortak noktalarımız olduğunu ortaya çıkardık. Yaklaşık 45 dakikalık yürüyüşlerimiz hayattan başlar, Baf’tan, İstinco’dan, Hirsofu’dan devam ederdi. O yörenin güzelliği de konuşlurdu çünkü ben de onun doğduğu bu yörelerede küçükken kalmıştım. Oralarda ben de küçük yaşımda  kısa zaman yaşamama rağmen birçok insanı tanıyordum. Cumali’den söz açardım. Dedemin o yörelerde yol çalışmalarından, Şevki Dayı (Kıralp) ile arkadaşlıklarından, köy kahvehanesinde Özkan Bey, Oğuz Bey ve Nusret Beylerle ve daha birçok aydın köylü gençle dedemin arkadaş oluşundan söz ederdik. Bu insanların çoğu onun da tanıdık veya arkadaşlarıydı.

Kamuran Bey 1940’lı yıllarda, bir gece, Lefkoşa’dan tatil için İstinco’ya giderken, tam Hirsofu yakınlarında bir köy otobüsünden ayrılıp yürüyerek dağ ve patikalardan, yağmur ve yıldırımlar altında yürüyüşünden sözederdi. O gece epeyce telaşlandığını ama o yöredeki dağ yollarını çok iyi bildiğinden dolayı kapkaranlık dağ ve tepelerden nasıl köyünü bulduğunu anlatmıştı bir kez. Okumaktan, eğitim yapmaktan, doktora ve master bitirmekten sözeder, kendisinin de hayatta birçok defalar bu tip kurslara ve eğitimlere katıldığından sözederdi.

Daha çok erken yaşlarda İngiliz Dönemi’nde memurluk hayatına atıldığını, sonra Maliye konularında uzmanlaştığını, Barclays Bank’ın İsrail’de açılmasına emek vermesini birçok defalar anlatırdı. Ekonomiden, enflasyondan, stagflasyondan, deflasyondan bahseder bu konularda ne kadar uzman olduğunu takdir ederdim. Ekonomik sorunlara pratik olarak çözüm önerileri her zaman vardı. Fakat devlet ve hükümet safında iş almamıştı ama devlet ve hükümet görevlilerine tavsiyelerini esirgemediğini anlatırdı.

Espritüeldi… Ortaokul ve Lise’de başarılı bir öğrenciydi. Başarılı bir bankacı ve ekonomistti… Bu başarıları erken hayatta iş bulmasını sağlamıştı ama o uzmanlık alanı olarak bankacılığı seçmişti. Bu konuda hayatta birçok seminerler ve kurslar almıştı. 47 yaşımda Doktora eğitimime başlayıp ancak 18 sene sonra doktorayı almamı takdir eder ve eğitimin yaşı olamayacağını, fırsatı olsaydı onun da hala eğitim yapmaya istekli olduğunu devamlı söylerdi. Kafa dengiydi. Şakacıydı, dostlarına esprilerini esirgemezdi. Kendini genç ve dinamik hissettiğini devamlı söylerdi. Diyebilirim ki, sohbetli yürüyüşlerimizde gene de en zinde ve hızlı o yürürdü. Bu zindeliğini son zamanlara kadar sürdürdü. Son birkaç senede kolay yoruluyordu ama gene de yürüyüşünü bitirir, denize girerdi. Geçen sene onu denizde göremedim. Eksersizlerini evinde sürdürdüğünü söylemişlerdi. Birkaç defa bana selam da göndermişti.

Birçok ülkeyi biliyordu. Londra gibi şehirlerde yaşamıştı. İkinci Dünya Savaşı’nı hatırlıyor ve bankacılık tarihini çok kolay anlatıyordu. Özgür, liberal-demokrat düşünceli, farklı fikirlere değer veren, demokrasi ve hoşgörüyü hayatının ilkesi yapmış büyük bir insandı…

Dün hayata gözlerini kapadı. Hayatı en son zerresine kadar tam yaşadı. Hayatta istediği birçok utkusunu yerine getirdi.

Şimdi 1940’lı yılların yıldırımlı ve yağmurlu bir gecesinde Köyü İstinco’nun yolunu bulmuş, ocağı tüten köyündeki evine varmış ve tatlı bir uyku ile tekrar yeni bir hayata başlamanın mutluluğunu yaşamaktadır diye düşünüyorum.

Hoşçakalın Kamuran Bey, o tatlı sohbetleriniz, o eğitime ve okumaya yönelik tavsiyelerinizi unutmayacağız. Hoşçakalın ve huzurla uyuyun. Anılarınızın önünde saygıyla eğiliyorum… Tüm ailesine başsağlığı diliyorum…

ii-009.jpg


***  BASINDAN GÜNCEL…

“Yorgo Vasiliu: Siyasete yeni bir soluk getiren adam…”

Yorgos KASKANİS/ALPHA NEWS LIVE

Yorgo Vasiliu, açıkça büyüleyici ve eşsiz bir kişiydi. Hayatı adeta bir roman gibiydi.

Kişisel düzeyde, solcu bir geçmişe sahip, hem Yunanistan hem de Kıbrıs’ta zulüm görmüş bir aileden gelmiş ve vahşi kapitalizmin hüküm sürdüğü bir alanda başarıya ulaşmış bir adam olduğunu belirtmek yeterlidir. Ve yalnızca Kıbrıs’ın küçük piyasasında değil, küresel olarak.

Siyasi anlamda istisnaiydi. Parti sisteminin dışında kalan, kendi içinde tutarlı ve ilerici görüşlere sahip bağımsız bir düşünürdü. Hiçbir zaman parti doktrini veya ideolojik dogmaların esiri olmadı, uzlaşmalar ve gizli anlaşmalarla yolunu açmak zorunda kalmadı. Bu yüzden özgürdü. Ve ülkenin siyasi hayatına getirdiği de tam olarak bu özgür düşünce ve vizyondu. Unutmayalım: Vassiliou göreve geldiğinde, Kıbrıs boğucu bir parti sisteminin gölgesinde yaşıyordu ve ilerlemenin tek yolu parti üyeliğiydi.

O, bunu değiştirdi. Kamu hizmetindeki zihniyetleri değiştirdi. Kıbrıs ekonomisinin yönünü değiştirdi. Kıbrıs’ı kabuğundan çıkardı ve dış dünyaya doğrudan bakmaya ikna etti. Kıbrıs sorununda Türk tarafının engelleyici tutumunu, kendinden önce veya sonra gelen hiçbir politikacının yapamadığı kadar etkili bir şekilde ortaya koydu ve bu sorunu aslında çözebilirdi—Denktaş’a karşı çıkmamış olsaydı, ve tabii ki iç sabotaj olmasaydı.

Ancak Vasiliu’nun gerçek değeri, siyasi rakibi olduğu düşünülen Glafkos Kliridis’in Kıbrıs’ın AB’ye katılım müzakereleri ekibini yönetmesi için yaptığı daveti tereddüt etmeden kabul etmesiyle daha da çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı. Kendini tamamen bu göreve adadı ve metodik yaklaşımı, iş ahlakı ve siyasi becerisiyle Avrupalıları hayrete düşürdü. Katılım süreci boyunca duyduğunuz “En iyi öğrenci Kıbrıs” ifadesi, Yorgo Vasiliu’nun damgasını taşıyordu.

Şu anda yaşadığımız dönemde, bu tür siyasi tutarlılık örnekleri—burada Glafkos Kliridis’i de dahil ediyorum—çok daha büyük bir değer kazanıyor. Egosunu bir kenara itip ülkesi ve halkını herşeyin üzerinde tutan insanlar.

(ALPHA NEWS LIVE’de Yorgos Kaskanis’in 14.1.2026’da yayımlanan yazısı, PENNA tarafından Türkçeleştirildi…)


“2026, Kıbrıs sorunu için zor bir yıl olacak…”

Panayotis ÇANGARİS/OFFSITE

Erhürman’ın iki masası ve Yılmaz’ın iki devleti, 2026’da Kıbrıs sorununun gidişatını özetliyor…

Yeni yıla Kıbrıs sorunu konusunda iyimser bir şekilde bakmak bir şeydir ve bu yanlış değildir. Sonuçta, iyimserlik olmadan hiçbir şey yapılamaz.

Ancak bir başka husus da şudur: Haklı ve yararlı iyimserliğin naif ve zararlı iyimserliğe dönüşmemesi için meseleleri pragmatik ve gerçekçi bir şekilde ele almamız gerekir.

Önceki yazımızda, 2025 yılı boyunca Kıbrıs sorunundaki en önemli gelişmeleri ay ay inceledik.

2026’nın ilk günlerinden bir şey çıkarmak gerekirse, bu, Tufan Erhürman’ın Kıbrıs sorunu sürecine ilişkin tutumu (özellikle 15/01 tarihli açıklamaları) ve 16/01’de işgal altındaki bölgeleri ziyaret eden Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıklamaları olurdu.

Yeni Kıbrıslı Türk lider, 15 Ocak’ta Kıbrıs konusunda iki eksen üzerinden kapsamlı bir yorumda bulundu: süreç ve enerji konuları.

Süreçle ilgili olarak, çeşitli konular (geçiş noktaları, hellim sorunu) çözülmeden Genişletilmiş Konferans’a katılmayacağını bir kez daha açıkça belirtirken, müzakerelerin yeniden başlaması için belirlediği dört ön koşulu tekrarladı.

Aynı zamanda, müzakere masası ile görüşme masası (veya ‘tartışma masası’) arasında ayrım yaptı.

Ve şöyle dedi: “Şu anda oturduğumuz masa görüşme masasıdır. Bu masanın çerçevesi içinde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi María Holguín daha önce bu masada bulundu. İki kez bir araya geldik. Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile görüştük. Temsilcilerimiz daha alt düzeyde görüşmelere devam ediyor. Bu bağlamda, 10 maddelik bir öneri paketi hazırladık. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor. Yeşil Hat Yönetmeliği ile ticareti kolaylaştırmak, kontrol noktalarını hafifletmek, karma evliliklerden doğan çocuklara AB vatandaşlığı haklarını vermek ve bu kişilerin güneye geçerken karşılaştıkları sorunları çözmek için önerilerimizi sunduk. AB’de hellim satabilmemiz için güney tarafının imzalaması gereken bir anlaşma var. Üç yıldır bu imzayı bekliyoruz. Hristodulidis BM önünde ‘konunun 31 Ocak’a kadar çözüleceğini’ vaat etti. Ayrıca Derinya ve Zodia noktalarından geçişleri kolaylaştırmayı kabul etti. Bir sonraki toplantıdan önce bu konuların sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Holguín’in ay sonunda geri dönme ihtimali var. Holguín gelmeden önce, aramızdaki bazı sorunları çözmemiz gerekiyor.“

Ardından müzakere masasından bahsetti. Erhürman, Cenevre’de yapılan ve sonuçsuz kalan 5+1 formatındaki toplantılara katılmadan önce Lefkoşa’daki sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.

Erhürman, geçiş noktalarının açılması gibi konular için garantör güçlerin katılımıyla bir toplantı yapılmasına gerek olmadığını belirtti.

“Bir yol engeline bile çözüm bulamayan iki lider, Kıbrıs sorununa çözüm aradıklarını iddia edemezler” diyen Erhürman, BM’nin de artık konuyu bu açıdan değerlendirdiğini savundu.

Enerji konusunda Tufan Erhürman, Kıbrıs, İsrail ve Yunanistan’a dolaylı ama açık bir tehditte bulundu: Eğer bu üç ülke denizaltı elektrik kablosuyla birbirine bağlanmaya çalışırsa, Türkiye elindeki imkanları kullanarak bu bağlantıyı engelleyecektir. Tam olarak, “Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail ve Yunanistan, denizaltı elektrik kablosuyla birbirlerine bağlanmaya çalışır ve Kuzey Kıbrıs ile Türkiye’yi dışlarsa, Türkiye elindeki imkanları kullanarak buna izin vermeyecektir” dedi. Ardından hidrokarbon konusuna geçti ve aynı durumun burada da geçerli olduğunu belirterek, “Türkiye ve Kıbrısli Türklerin hak iddia ettiği alanlarda tek taraflı bir süreç yaşanamaz” dedi.

Aynı şeyleri daha özlü bir şekilde, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın da hazır bulunduğu toplantı sırasında yaptığı açıklamada da tekrarladı, ve sözlerini “Siyasi Eşitlik” temasına odaklayarak, Kıbrıslı Türklerin iki eşit kurucu ortaktan biri olarak eşit egemenlik haklarına sahip olduğunu, “bu hakların sahada ihlal edilmesine hiçbir şekilde müsamaha gösterilmeyeceğini” belirtti.

Cevdet Yılmaz ise daha açık sözlüydü ve Kıbrıs için çözüm çerçevesini bir kez daha tekrarladı. Ne şok ama, iki devletli çözüm.

Kıbrıslı Türklerin egemenlik hakları müzakere edilemez diyen Yılmaz, “Eşit egemenlik kavramını sindiremeyenler çözümden söz etmemelidir” diye ekledi.

Kıbrıs’ta ‘iki ayrı devlet ve iki ayrı toplum’ olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu ‘gerçeği’ görmezden gelen her türlü söylemin geçersiz olduğunu belirtti. Ayrıca, iki devletin varlığının işbirliğini engellemediğini belirterek, Kıbrıs Rum tarafını istekli olmamakla suçladı.

Cevdet Yılmaz, ayrıca, Kıbrıslı Rumların da Kıbrıs’ta Türk ordusunun varlığından memnun olması gerektiğini (!!!) söyledi ve ordunun varlığının ‘adaya istikrar ve güvenlik getirdiğini’ iddia etti. Bunun her iki tarafa da fayda sağladığını söyledi.

Dolayısıyla, 2026’da Kıbrıs sorununda ne beklememiz gerektiği gayet açık.

Bal damlayan sözler ve umut verici yaklaşımlarla dolu zorlu bir 2026, ancak hepsi Ankara’nın belirlediği ve belirlemeye de devam ettiği çerçeveye çarparak un ufak oluyor. İki devletli çözüm, ya da örtük bir iki devletli çözüm.

Ve henüz Garantiler ve Güvenlik konusuna bile girmedik.

Ne kadar gerçekçi bir iyimserlik olabilir ki?

(OFFSITE’ta 18 Ocak 2026’da yayımlanan Panayotis Çangaris’in makalesi, PENNA tarafından Türkçeleştirildi…)

Bu yazı toplam 246 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar