Tam gün eğitim konusu
Tam gün eğitim, çocukları sabahtan akşama kadar okul binasında tutmak değildir. Tam gün eğitim demek, çocuğun akademik, sportif, sanatsal, kültürel ve sosyal gelişimini bir bütün olarak ele almaktır.
Önceki gün uzun uzun bu konuyu konuştuk Ziya Tüzel Hocayla...
Bu konuda, ülkenin koşullarını da gözeterek uygulanabilir bir model de öneriyor.
Okulu yalnızca ders yapılan bir bina olmaktan çıkarıp bir yaşam merkezine dönüştürmek istiyor.
Her çocuğun en az bir spor branşıyla, bir müzik aletiyle veya sanat disipliniyle buluşması; okullar arasındaki fiziki ve teknolojik eşitsizliklerin giderilmesi; öğleden sonraların yetenek ve kültür gelişimine ayrılması oldukça önemli öneriler.
***
Unutulmasın ki bir çocuğun okulda geçirdiği saatleri artırmak, ona daha iyi bir eğitim verdiğimiz anlamına gelmez. Okulun kapısından sabah girip akşamüstü çıkmasını sağlamak da tek başına eğitimde başarı değildir. Asıl mesele, çocuğun o saatler içerisinde ne öğrendiği, hangi yeteneklerini keşfettiği, nasıl sosyalleştiği, sanatla, sporla, kültürle ve yaşamla ne kadar buluşabildiğidir.
Kuzey Kıbrıs'ta eğitimde tam gün meselesini tartışırken tam da bu ayrımı yapmamız gerekiyor.
Eğitim Bakanlığı'nın bugün uyguladığı tam gün anlayışı ile çağdaş, bilimsel ve çocuk merkezli bir tam gün eğitim modeli arasında ciddi bir fark var. Çünkü tam gün eğitim, yalnızca ders saatlerinin uzatılması değildir. Tam gün eğitim, çocuğun bütün yönleriyle gelişimini sağlayacak bir eğitim ortamının yaratılmasıdır.
***
Tüzel'in değerlendirmeleri, bu açıdan üzerinde durulması gereken önemli bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Tüzel'in "okulları sadece sınavlara hazırlanan kilitli binalar olmaktan çıkarıp, çocukların severek gittiği birer yaşam merkezine dönüştürmek" düşüncesi, eğitim sistemimizin bugün ihtiyaç duyduğu zihniyet değişikliğini oldukça iyi anlatıyor.
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı daha fazla ders saati değil, daha nitelikli bir eğitim ortamıdır.
***
Bugün eğitim sistemimizin en büyük sorunlarından biri, çocuklarımızı akademik başarı ve sınav sonuçları üzerinden değerlendiren anlayıştır.
Çocukların yetenekleri, ilgi alanları, sosyal becerileri, sanatsal yönleri ve fiziksel gelişimleri çoğu zaman akademik müfredatın gölgesinde kalıyor.
Oysa her çocuk aynı değildir.
Her çocuğun öğrenme biçimi, ilgi alanı, yeteneği ve hayata bakışı farklıdır.
Bir çocuk matematikte başarılı olabilir, diğeri resimde, bir başkası futbolda, müzikte, tiyatroda veya bilimsel çalışmalarda kendisini gösterebilir.
Eğitim sisteminin görevi çocukları tek bir başarı kalıbına sokmak değil, her birinin potansiyelini ortaya çıkarabilecek koşulları yaratmaktır.
Ziya Tüzel'in önerdiği "Her Çocuk En Az Bir Spor Yapacaktır" yaklaşımı bu nedenle önemlidir. Aynı şekilde her çocuğun eğitim hayatı boyunca en az bir müzik aletiyle veya görsel sanat disipliniyle tanışması önerisi de üzerinde düşünülmesi gereken bir eğitim politikasıdır.
Bir çocuğa yalnızca sınav kazanmayı öğretirseniz, onu sınavlara hazırlamış olursunuz. Ama ona düşünmeyi, üretmeyi, sorgulamayı, paylaşmayı ve hayal kurmayı da öğretirseniz, hayata hazırlamış olursunuz.
İhtiyacımız olan eğitim anlayışı budur.






