1. YAZARLAR

  2. Aslı Murat

  3. Sıcağın Bedelini Kim Ödüyor?
Aslı Murat

Aslı Murat

Sıcağın Bedelini Kim Ödüyor?

A+A-

-Aşırı sıcaklarda çalışma, ücret güvencesi ve işçinin çalışmaktan kaçınma hakkı-

Bu yaz da Avrupa'nın büyük bölümü, geçen yaz olduğu gibi, tarihinin en sıcak dönemlerinden birini yaşıyor. 2016-2025 arası, ölçüm tarihinin en sıcak on yıllık dönemi olarak kayıtlara geçti.

İklim krizinin doğrudan sonucu olan bu gerçeklikten kaçmak mümkün değilse, yapılması gereken ona uyum sağlayacak geçici değil kalıcı bir hukuki çerçeve kurmak.

Avrupa'da mesele artık yalnızca bir meteorolojik uyarı değil, doğrudan bir işçi hakları ve çalışma hakları meselesi olarak tartışılıyor. Sendikalar, parlamentolar ve hükümetler somut yasal düzenlemeler üretmeye çalışıyor.

Bizde ise her yaz aynı sahne tekrarlanıyor: Meteoroloji Dairesi uyarı veriyor, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı birkaç günlüğüne öğle saatlerinde açık alanda çalışmayı yasaklıyor ve mesele hava serinleyince unutuluyor. Geçen yaz, yine bu zamanlarda, 24-27 Temmuz tarihleri arasında, günün yalnızca 12.00-16.00 saatleri için bir yasak getirilmişti.

 

Yasa var, Açık ve Ölçülebilir Kurallar Yok

Mevzuatımızda aşırı sıcakla çalışma ilişkisi, tam olarak kapsamasa da iki ayrı yasaya göre değerlendirilebilir.

22/1992 sayılı İş Yasası'nın 36. maddesi, Bakanlığa, 15 Mayıs-30 Eylül tarihleri arasındaki dönemde, 12.00-16.00 saatleri arasında belirlenecek bir süre için işyerlerini kapalı tutma yetkisi veriyor. Ama bu madde iki açıdan zayıf: Birincisi, tamamen takdire bağlı “saptayabilir” ifadesi, hiçbir nesnel sıcaklık ya da bilimsel eşiğe bağlı olmayan bir idari inisiyatif tanımlıyor. İkincisi, kapatma kararı verildiğinde işçinin ücretinin ne olacağını hiç düzenlemiyor.

Aynı Yasa'nın 54. maddesi ayrı ve daha güçlü bir mekanizma öngörüyor: işyerinde hayati tehlike tespit edilirse, Çalışma Dairesi işi kısmen veya tamamen durdurabiliyor ve bu durumda işveren işçilere ücretlerini tam olarak ödemek zorunda. Ancak bu hak işçinin kendi inisiyatifiyle kullanabileceği bir "çalışmaktan kaçınma" hakkı değil, Daire'nin tespitine bağlı.

Bir de 26. madde var. Zorlayıcı nedenlerle çalışamayan işçiye işveren, en fazla iki hafta boyunca, günlük yarım ücret ödemekle yükümlü. Bu, sıcaklık gibi bir "zorlayıcı neden" için kullanılabilecek en yakın hüküm, ama İspanya'nın tam ücretli, 4 günlük "iklim izni" modeliyle karşılaştırıldığında hem süre hem de ücret güvencesi bakımından çok daha zayıf.

İkinci yasa ise 35/2008 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası. Bu yasanın 6. maddesi işverene, çalışanların sağlığını ve güvenliğini koruma, mesleki riskleri önleme ve gerekli tüm tedbirleri alma genel yükümlülüğünü yüklüyor.

Asıl önemli hüküm ise 11. madde  “İlkyardım, Yangınla Mücadele, Kişilerin Tahliyesi ve Yakın ve Ciddi Tehlike.” Bu maddenin (4). fıkrasına göre işveren, yakın ve ciddi tehlikeye maruz kalan çalışanları bilgilendirmek, işi durdurmaları veya işyerini terk edip güvenli bir yere gitmeleri için harekete geçmek ve gerekli talimatları vermek zorunda, tehlike sürerken, özel olarak görevlendirilenler dışında çalışanlardan işe devam etmeleri istenemiyor, tehlikeli bölgeyi terk eden çalışanlar da bu yüzden dezavantajlı duruma düşürülemiyor. Dolayısıyla mevzuatımızda işi durdurmaya ilişkin hiçbir koruma bulunmadığını söylemek doğru olmaz.

Ancak burada kritik bir ayrım var. Madde 11(4), işçiye genel ve bağımsız bir “çalışmaktan kaçınma hakkı” tanımıyor. Bu konuda harekete geçme yükümlülüğü işverene ait. İşçiye tanınan tek bireysel inisiyatif, 11(5)'te düzenleniyor: iş güvenliği sorumlusuna hemen haber verilemeyen acil durumlarda, çalışanın kendi bilgisiyle tehlikenin sonuçlarını engelleyecek şekilde davranabilmesi — bu da genel bir “bugün çalışmıyorum” hakkından çok daha dar bir istisna. Yasanın 17. maddesi ise çalışanlara yalnızca bir bildirim yükümlülüğü getiriyor: madde 17(2)(Ç) uyarınca işçi, ani ve ciddi bir tehlike gördüğünde işverene veya iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine derhal haber vermekle yükümlü ama karar yetkisi yine işverende veya Daire'de kalıyor.

Yasanın 34. maddesi, İş Yasası m.54'e paralel ayrı bir mekanizma daha getiriyor: çalışanların yaşamı için tehlikeli bir durum saptanırsa, iş Dairece tamamen veya kısmen durdurulabiliyor veya işyeri kapatılabiliyor ve bu durumda işveren çalışanlara ücretlerini tam olarak ödemek zorunda (m.34/3). Ama bu da yine Daire'nin tespitine bağlı bir yetki, işçinin kendi başına kullanabileceği bir hak değil.

Sorun, bu genel korumaların aşırı sıcaklar bakımından nasıl uygulanacağının hiçbir yasada belirli olmamasıdır. Ne İş Yasası'nda ne de İSG Yasası'nda “ısı stresi”, “aşırı sıcak” veya “sıcak hava dalgası” tanımlanıyor. Hangi sıcaklığın “yakın ve ciddi tehlike” oluşturacağı, yalnızca hava sıcaklığının mı yoksa nem, güneş ışınımı, hava hareketi ve yapılan işin ağırlığının mı dikkate alınacağı hiçbir yerde düzenlenmiyor. İşçi hangi koşulda çalışmayı bırakabileceğini, işveren hangi noktada çalışmayı durdurmak zorunda olduğunu, müfettiş ise hangi bilimsel ölçüte göre müdahale edeceğini önceden bilmiyor. Ayrıca ilgili yasalara yönelik ya tüzük yok ya da var olan tüzükler yetersiz.

 

İşçi “Bu Koşullarda Çalışamam” Diyebilir mi?

Yasalardaki bir diğer ortak eksiklik, hakkın kullanım şekliyle ilgili. İSG Yasası harekete geçme yükümlülüğünü işverene yüklüyor. İşçiye tanınan tek bireysel inisiyatif ise iş güvenliği sorumlusuna ulaşılamayan acil durumda kendi bilgisiyle davranabilme. İş Yasası'nın m.54'ü ise durdurma yetkisini Daire'ye veriyor. Yani tehlikeyi doğrudan yaşayan işçinin bu süreci kendi başına nasıl başlatacağı hiçbir yerde açık değil. İşveren önlem almazsa işçi çalışmayı bırakabilecek mi? Acil bir durumda herhangi bir karar beklemeden güvenli bir yere geçebilecek mi? İşverenle işçi arasında tehlikenin varlığı konusunda uyuşmazlık çıkarsa buna kim ve ne kadar sürede karar verecek? En önemlisi, işçi bu hakkını kullandığında ücretini veya işini kaybetmeyeceğinden emin olabilecek mi?

İşçinin yalnızca tehlikeyi bildirmesini değil, ciddi ve yakın bir tehlike karşısında doğrudan çalışmaktan kaçınabilmesini sağlayacak açık bir düzenlemeye ihtiyaç var. Çünkü bir hakkın yasada dolaylı biçimde bulunması ile işçinin o hakkı korkmadan kullanabilmesi aynı şey değildir.

 

Avrupa'nın Aradığı Bağlayıcı Sınır

Bu tartışma yalnızca bize özgü değil. Avrupa genelinde sendikalar, ısı stresinin artık soyut bir çevre meselesi değil, somut bir can güvenliği sorunu olduğunu rakamlarla anlatıyor. Kıta genelinde yaklaşık 130 milyon işçi işyerinde ısı stresine maruz kalıyor, bu nedenle her yıl ortalama 230 işçi hayatını kaybediyor ve 277 bin işçi sağlık sorunu veya yaralanma yaşıyor.

Bu tablo karşısında Avrupa sendikaları, idari kararlarla değil, bilimsel bir ölçütle işleyen bağlayıcı bir yasa istiyor. İnsan vücudunun kendini soğutma kapasitesini ölçen “ıslak termometre küre sıcaklığı” (WBGT). Önerilen taslakta, işin ağırlığına göre işyerindeki sıcaklık sınırları belirlenmesi ve buna yönelik önlemler alınması, zorunlu sıcaklık risk değerlendirmesi yapılması ve buna uymayanlara yönelik caydırıcı düzenlemelerin getirilmesi tartışılıyor.

İspanya modeli, bu konuda en somut ve en ileri örneklerden biri. 2023'te yürürlüğe giren düzenleme, meteoroloji kurumu turuncu veya kırmızı uyarı verdiğinde ve önleyici tedbirler yeterli olmadığında, çalışma saatlerinin azaltılmasını veya değiştirilmesini işverene zorunlu kılıyor.

2024 sonunda ise, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bir sel felaketinin ardından, İş Kanunu'na “iklim izni” adıyla yeni bir madde eklendi: Ciddi ve yakın risk durumunda - afet veya olumsuz hava koşulu dahil - işçiye 4 güne kadar ücretli izin hakkı tanınıyor, bu izin sırasında ücretten hiçbir kesinti yapılamıyor. Kapalı mekanlar için de somut sıcaklık aralıkları var.

Birleşik Krallık’ta ise TUC (Sendikalar Kongresi), ortam sıcaklığı 24°C'yi aştığında işverene önlem alma yükümlülüğü, 30°C'yi (ağır işlerde 27°C'yi) aştığında ise işçiye işi bırakma hakkı tanınmasını talep ediyor. Bu talep yalnızca masa başı bir öneri değil: 2022'deki rekor sıcakların ardından doğan Aşırı Sıcaklara Karşı İş Bırakma Hareketi de (Heat Strike), bu yıl daha da genişleyerek ülke genelinde örgütleniyor.  

 

Nasıl Bir Düzenlemeye İhtiyacımız Var?

İş Yasası, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası başta olmak üzere çalışma hayatını düzenleyen mevzuatında aşırı sıcak ve ısı stresine ilişkin ayrı, açık ve uygulanabilir bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu düzenleme en azından şunları içermeli:

  • Isı stresi ve aşırı sıcak açıkça tanımlanmalı, yalnızca termometrede görülen hava sıcaklığı esas alınmamalı.
  • Nem, güneş ışınımı, hava hareketi ve işin ağırlığını dikkate alan bilimsel eşikler belirlenmeli.
  • Eşiklere göre işi uyarlama, ücretli mola verme ve gerektiğinde çalışmayı tamamen durdurma yükümlülüğü otomatik hale gelmeli.
  • Temiz içme suyu, gölge ve serinleme alanları zorunlu olmalı, çalışma saatleri daha serin zamanlara kaydırılmalı.
  • Hamileler, ileri yaştakiler, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda ağır iş yapanlar için ek koruma getirilmeli.
  • İşçiye ciddi tehlike halinde ücret kaybı ve işten çıkarılma korkusu olmadan çalışmaktan kaçınma hakkı tanınmalı.
  • Isı stresine bağlı hastalıklar, kazalar ve ölümler ayrı kaydedilmeli, denetim hızlı, görünür ve caydırıcı olmalı.

Netice itibariyle, işçi sağlığı, Bakanlığın birkaç günlük kararlarına bırakılamaz. Hava sıcaklığı belirli bir dereceye ulaştığında hangi önlemlerin alınacağı, işin ne zaman durdurulacağı ve işçinin ücretinin nasıl korunacağı önceden belli olmalıdır.

Bu yazı toplam 321 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar