1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. Sibel Siber ve “...KULÜP...” kitabı
Eralp Adanır

Eralp Adanır

Sibel Siber ve “...KULÜP...” kitabı

A+A-

Sibel hanım sağlık alanında bir doktorumuz. Ama bunun  yanında toplumsal belleğe katkı koyacak çalışmalar da yapıyor. “Kıbrıs’ta Jön Türk Hareketi, KULÜP, Kardeş Ocağı” isimli kitabı toplumsal bellek adına önemli bir çalışma. Bu konuda bir kitap yayınlama fikrinin nasıl doğduğu, kendisine yönelttiğim ilk soru oluyordu.

Bizim ülkemizdeki doktorluk mesleğini sürdürürken aynı zamanda hastalarımızla olan konuşmalarımız iletişimimiz bize anlatılanlar, başka başka alanlarda da merak uyandırıyor bizler için. Örneğin her zaman belirttiğim gibi; araştırmacı yazar Harid Fedai bey benim hastamdı. Kıbrıs’ın tarihiyle ilgili, geçmişle ilgili onunla uzun sohbetler ederdik. Bana anlattıkları bana verdiği arşiv bilgileri çok değerliydi. Bu dürtü bende ilk defa nereden başladı derseniz bu sohbetlerden diyebilirim. Daha sonra ülkemizin yetiştirdiği değerli araştırmacı yazarların -ki bir tanesi de sizsiniz Eralp bey- , onların kitaplarını okudukça bende uyandırdığı heyecan, merak beni yazmaya yöneltti. Şunu da belirtmek isterim ki, daha yazılacak anlatılacak çok şey var.

Sibel hanımın “Kıbrıs’ta Jön Türk Hareketi, KULÜP, Kardeş Ocağı” kitap fikrinin nasıl doğduğunu bu konuda araştırma yapmaya kendisini neyin ittiğini merak ediyordum...

Kısaca “Kulüp” diye söz ettiğimiz Kardeş Ocağı, benim çocukluğumda yer tutan bir mekân aslında. Biz 1971 yılında babamın öğretmen olması dolayısıyla Lefkoşa’ya tayinimiz çıktığında o zaman ben de 11-12 yaşlarımda bir çocuktum. Babam bir akşam eve geldiğinde dedi ki; “Kardeş Ocağı’na müraccaatım kabul edildi.” Yüzündeki o mutluluk ifadesi bende, burasının çok önemli ve buraya kabul edilmenin çok önemli olduğu düşüncesini doğurdu. Daha sonra babam evdeki sohbetlerinde Kardeş Ocağı’nda şöyle dendi bunlar yapıldı derdi. Bu mekandaki gerek sosyal, siyasal gerekse kültürel alandaki konuşmaları sadece bizlere değil dostlarına da anlatırdı. Bu anlatımlarında KULÜP beni çok etkilemişti.

Daha sonra mesleğime başladığımda da Kardeş Ocağı’yla ilgili merağım devam etti. Yani bu Kulüp’ün nasıl olur da uzun yıllar toplumun merkezinde yer aldı, bir şekilde nasıl toplumun ileri gelenlerinin toplandığı bir yer oldu şeklinde kendime sorular sordukça merağım da bir o kadar artmaktaydı. Bu kez “sözlü tarih” dediğim bilenlerle, örneğin merhum Oktay Feridun’dan çok bilgiler aldım. Az önce belirttiğim gibi yine Harid Fedai’den, eski başkanlardan sayın Hilmi Refik’ten bilgiler aldım. Bu konu üzerine çeşitli kitaplar araştırmaları da okumaya başladıkça, KULÜP’le ilgili kesinlikle toplumun belleğine katkı yapılması gerektiği düşüncesi içimde böyle bir heyecan doğurdu, yer etti. Bu heyecanım sürerken bir gün Kardeş Ocağı’nı ziyarete gittim. Yıllar önceydi bu gidişim. Duvarlarındaki eski fotoğrafları gördüğümden çok etkilendim. Arşivini sorduğumda da maalesef çıkan bir yangında arşivinin yandığı bilgisi verilmişti bana o zamanlar. Böylece bu konudaki çalışmamı yoğunlaştırarak, elimizde olan bilgilerle, yazılanlarla Kardeş Ocağı’yla ilgili toparladıklarımı bir kitaba dönüştürüp gelecek nesillere bırakma, toplumsal hafızamızda yer etmesi fikri böyle doğdu. 

Geçmişimizle ilgili araştırmalar yapılırken ve bunları kitaplaştırırken araştırmacılar için en büyük zorluklardan biri de kaynak bulma konusuydu. Sibel hanım bu konuda nasıl bir yol izledi nelerle karşılaşmıştı...

01-subat-2026-eralp-sibel-siber-ve-kulup-kitabi-sibel-siber-kulup-a.jpg

İnanın içinde “Kardeş Ocağı” sözcüğü geçen veya “İttihak ve Terakki Kulübü”ydü ilk adı, “Birlik Kulübü”ydü daha sonraki adı geçen, işte tüm bu isimlerin geçtiği dökümanları, gazeteleri, yayınları yapabildiğimce bulabildiğimce taradım. Bunun dışında yine Fadıl Niyazi Korkut’un “Hatıralar” kitabı ki Fadıl Niyazi Korkut uzun yıllar Kardeş Ocağı Kulübü’ne başkanlık da yapmış, çok değerli bir entelektüeldi. Aslında lendisinden bu vesileyle söz etmek gerek. Hem liderlik özelliği vardı, hem bir hukukçuydu ama aynı zamanda bir kültür adamıydı. Tiyatro oyunları yazan tiyatrolar sahneye koyan bir değerli insandı. Ve aynı zamanda Birlik gazetesinin baş yazarıydı. Kardeş Ocağı’nın ismi önceleri Birlik Kulübü şeklindeydi. Fadıl Niyazi Korkut bey, zamanında “Hatıralar” diye notlarını tutmuş ve bu notların ne kadar değerli olduğunu özellikle bu kitabı yazarken bir kez daha tanık oldum. Bu hatıraları Fadıl Niyazi Korkut ve Haşim Altan birlikte günümüz Türkçesine çevirdiler. Eski Türkçe yazılmış notlardı. Ondan çok faydalandım. Ve orda bir yerde diyor ki; “biz Kulüp olarak tiyatro oyunları sahneye koyuyorduk ve bu sayede tiyatro oyunlarından elde ettiğimiz geliri de Donanma Vakfı’na gönderiyorduk.” Yani daha Osmanlı döneminden bahsediyoruz. Ve anlatımına devam ederken; “bize o zaman Sultan Reşat bir teşekkür mektubu yazmıştı hatta bir de altın göndermişti Reşadiye Altını diye.”

   Ben bundan yola çıkarak Osmanlı arşivini tarayan bir hocamızla ileyişime getim, bu yazıyı bulmamız mümkün mü diye. Mektubu arşivde bulup bana gönderdi. Dolayısıyla araştırmacı yazarlar çok iyi bilir, böyle ince ince örmeye başladım. Ama her ulaştığınız bir kaynakta yaşadığınız mutluluk çok büyük olur. Kitap böyle tamamlandı. Ama tabii eski Türkçeyi bilmek Osmanlıcayı bilmek çok büyük bir avantaj. O kaynakların çoğu tabii bu dilde olduğu için, günümüz Türkçesinde olmadığı için sanırım araştırmacı yazarların en büyük zorluğu da budur. Dolayısıyla bu yönde bu tercümeleri yapanların da katkısı çok büyük olur araştırmacılarımıza.

Sohbetimiz daha çok şeyi konuşmuştuk. Fakat gazetemizdeki yerimizi düşünerek kendisine yönelttiğim son soruma geçiyorum.

Kitabı yayınlandıktan sonra gerek okur tarafından kendisine geri dönüşlerin nasıl olduğu, ayrıca KULÜP üzerine yeni bilgilerle de karşılaştı mı şeklinde son sorumu yöneltiyordum...

Bir defa çok güzel bir geri dönüş oldu. Zaten ben kitabı yazarken az önce de belirttiğim gibi, bu kaynaklara ulaştığımda inanılmaz heyecan duyuyor, bazen gözlerim doluyordu. Meselâ Kıbıslı Türklerin göç hikâyeleri, o göç etme sırasında Kardeş Ocağı Kulübü’nün çıkardığı gazetenin göçe karşı duruşu, ısrarla yazılan yazılar, yapılan toplantılar, toplantılardaki konuşmalar, o fotoğraflar, ortaya koydukları o tiyatro sahneleri ve o tiyatro sahnelerinden fotoğraflar, insanın duygulanmaması mümkün değil.

Tabii bizim resmi tarih dışında okullarda öğretilmeyen bilgilerdi bunlar. Bundan dolayı birçok okuyucudan çok güzel geri dönüşler aldım, çok duygulandıklarını, çok şey öğrendiklerini paylaştılar benimle. Bu da tabii çok mutlu etti. Fakat özellikle dile getirdiğim konu şu ki; Kardeş Ocağı Kulübü’nün bir müzeye çevrilmesi çok önem arzeder. Çünkü senato olarak da adlandırıldı Kardeş Ocağı. Gerçekten sömürge döneminde tek kurumsal yapımız, ileri gelenlerin toplanıp karar alma yeri, KATAK’tan tutunuz da birçok partinin ilk kurulduğunun açıklandığı veya toplantılarının yapıldığı yer. Resmi görevlilerinin, resmi devlet erkânının Kıbrıslı Türk önderliğiyle konuşma veya buluşma yeri. Dolayısıyla burasının bir yaşayan müzeye çevrilmesi konusunda gerçekten büyük bir heycan duyuyorum. Umarım gerçekleşir çünkü çok değerli fotoğraflar da var. Hatta kitap yayınlandıktan sonra özel arşivi olan kimselerden burayla ilgili farklı fotoğraflar gördüm. Burası fotoğraflarıyla, arşiviyle gezilecek anlatılacak ve belki de hani o ruhu yaşatmak için orda toplantılar yapılabilecek bir mekân olması, tarihi bir mekânı hayata ve belleğe kavuştuırmamız gereken bir yer olarak düşünüyorum.

Bu yazı toplam 291 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar