1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Bir fincan gerçek tavuksuyu… Ve Maggi… (1)
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

Seyahat Etmek...

A+A-

 

Seyahat etmek her geçen gün daha büyük bir tutkuya dönüşüyor. Uzunca bir zamandır her an seyahate hazır bekleyen, uçakta yanıma alabileceğim minicik bir bavulum var. İçinde diş macunu, diş fırçası, birkaç t-shirt, kot pantolon, yağmurluk ve yürüyüş ayakkabılarım. İlle ki rujum ve yüz kremim... Resmi bir ziyaretse bir de takım elbise... Ne kadar az eşya o kadar, o kadar hızlı hareket...
‘’Gidiyorum’’ dediğinde hemen gidebilmeli insan. İlginçtir kızım da benim gibi. ‘’Hadi gidelim’’ dediğimde benden önce kapının önündedir.

Yıllar geçiyor, zaman azalıyor. Kalan ömrümüzü daha rafine, daha kaliteli yaşayabilmek aslında tüm uğraşlarımız. Gereksiz insanları, eşyaları ve gündemleri yaşamımızdan çıkarabilmeliyiz. Artık doğum günleri derin bir hesaplaşmayla geçiyor. Yeterince yaşadım mı? Ürettim mi? Bu yıl anlamlı ne oldu hayatımda?
Son beş yıldır doğum günlerimde o yıl okumak istediğim kitapları, izlemek istediğim filmleri ve görmek istediğim yerleri listeliyorum.
Ertesi yıl bir sonraki yıla devreden birçok yaşanmamışlıklarla başlıyor hesaplaşma... Bir sonraki yılın listesiyle daha da kabarıyor yapılması özlenenler...
Eksik kalan aşklar, sevgiler, dostluklar, okunmamış kitaplar, yazılmamış yazılar, görülmemiş yerler, hep hayata borçlandığım hayaller dolanıyor beynimde...

Bu yazının amacı aslında sizlerle bir Münih gezisini paylaşmak olsa da ben her seyahatte daha büyük bir sorgulama içinde buluyorum kendimi. Yalnız çıktığım yurt dışı seyahatleri kendimle baş başa kaldığım, yalnızlığımdan keyif aldığım muhteşem bir terapiye dönüşüyor.

Altı ay önce planlanmış ve tüm yoğunluğuma rağmen ne olursa olsun illa ki gitmeliyim diye yola çıktığım Münih’teki mesleki kursum da işte öyle büyük bir terapiye dönüştü. Yirmi kişilik uygulamalı kurs programında tek Kıbrıslı ve tek Türk olmam da açıkçası terapimi derinleştirdi. Daha önceden tanıdığım iki Polonyalı ve bir Rus doktor dışında kimseyi tanımamak harikaydı. Seyahatim bilimin derinliklerinde, Münih’in kalbindeki arınma günlerine dönüştü.

Münih Almanya’da Bavyera eyaletinin kalbi. Almanya’nın Berlin ve Hamburg’tan sonra üçüncü önemli şehri. İstanbul’dan uçakla 2 saat 45 dakika ve orada bulunan Türk Nüfus nedeniyle Türkiye’ye her gün beşten fazla sefer var. Münih yürüyerek ve bisikletle gezebileceğiniz muhteşem bir şehir. Ben bu seyahatte otelime gider gitmez otelin hemen yanında bulunan kocaman bir bisikletçi dükkanına girdim ve bir bisiklet kiraladım. Daha önce bu şehre geldiğim zaman bisikletlilere öyle çok özenmiştim ki; bu sefer Münih’i bisikletle gezmek şart olmuştu. Dört gün, kursum dahil her yere bisikletle gittim. Muhteşem bir keyifti.

Münih’te ille ki görülmesi gereken yerlerin başında elbette ki Münih’in kalbi durumunda olan ana caddelerden biri Marienplatz’dır. Marienplatz üzerindeki 650 kusur yıllık Augustiner Restoran ise mutlaka uğranması gereken bir mekan. Biranın envai çeşidini bulabileceğiniz bu nostaljik restoranda genellikle 50 yaş üstü kadın ve erkek garsonlar çalışır. Masanızı başkalarıyla paylaştığınız bu çok samimi mekanda hiç sıkılmadan saatlerce oturabilirsiniz. Marienplatz’ın hemen yanındaki Pazar hariç her gün açık olan Pazar yeri ise, benim gibi değişik ülkelerdeki Pazar yerlerini gezmeye tutkun olanlar için muhteşem bir alan...
Araba tutkunları için BMW Welt ve Müzesi ve 1972 olimpiyatlarında yapılan yapılan Olimpiapark görülesi yerlerdir.

Münih benim hiç sıkılmadan defalarca gidebileceğim bir Avrupalı Alman şehridir.

Bu yazı toplam 1970 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar