İnsuyu Mağarası
Burdur’dan ayrılıp Antalya yoluna doğru ilerlerken, yol kenarındaki tabelada “İnsuyu Mağarası” yazısını gördüğüm an içimde tarif edemediğim bir merak uyandı.
Aracımızın yönünü tabelanın gösterdiği yöne doğru çevirip, mağaraya doğru yol aldık.
Mağara kapısının önündeki alana kurulan büyükçe bahçede, ağaçlar altında soluklanıp, çevreye göz gezdirdiğimde buradaki huzur içimi kapladı.
***
Burdur il merkezine yaklaşık on üç kilometre uzaklıktaki bu mağara, Torosların sessizliğinde saklanan bir sır gibiydi.
Çatağıl Köyü sınırları içerisinde yer alan mağaranın uzunluğu 597 metre ve en geniş yeri 80 metre civarındadır.
Mağaranın girişine yaklaştıkça hava serinledi.
Giriş biletimi alıp da içeri adımımı attığım an, dış dünyanın gürültüsü de ışığı da geride kaldı. Yerini, damlaların taşa düşerken çıkardığı o ritmik ses aldı.
***
Mağaranın tarihini okurken Jura–Kretase dönemine ait kireçtaşları içinde, milyonlarca yılda oluştuğunu öğrenmek beni hayrete düşürdü.
İnsan, böylesine uzun bir zamanın ürünü olan bir doğa harikasının içinde yürürken ister istemez kendini Dünya (tarihi) içinde küçücük hissediyor.
Her adımımda, insanın varlığından çok daha eski bir dünyanın içinde yürüdüğümü hissediyordum.
***
İnsuyu Mağarası yatay olarak uzanan, birbirine bağlı dokuz boşluktan oluşan bir yapı.
Bir zamanlar bu boşlukların içinde irili ufaklı göller varmış. Dilek Gölü, Büyük Göl… İsimleri bile insanın hayal gücünü harekete geçirmeye yetiyor. Ne yazık ki son yıllarda yer altı sularının azalmasıyla bu göller kurumuş.
Yine de mağaranın duvarlarında hâlâ suyun izlerini görmek mümkün.
***
İnsuyu Mağarası'nın suları aynı fay üzerinde ve kuzeyde bulunan Kızılin Mağarası'ndan gelmektedir.
Doğu-batı ve kuzey-güney yönlü fay hatlarının kesişme yerinde bulunan mağara ağzından çıkan kaynak suları mağara üzerinde traverten düzlükleri oluşturmuş.
***
Yürüdükçe karşıma çıkan sarkıt ve dikitler, zamanın sabrını anlatır gibiydi. Bu sarkıtlar ve dikitler zaman zaman insanı tedirgin de etmiyor değil.
Bilindiği üzere, bir metrelik bir sarkıtın oluşması on binlerce yıl sürüyor.
Durup, uzun uzun baktım onlara.
Bazıları duvarlardan sarkıyor, bazıları sütun misali tabandan yükseliyordu.
Nelere tanıklık ettiler, kim bilir?
***
Bu taş süslerin arasında ilerlerken, mağaranın sadece bir jeolojik oluşum değil, aynı zamanda yaşayan bir tarih olduğunu hissettim.
***
İnsuyu Mağarası’nı asıl etkileyici kılan şeylerden biri de anlatılan efsanelerdi.
En çok bilinen hikâye, Sagalassos Kralı Severianus’un kızı Asume’ye dair olan aşk efsanesiydi.
Rivayete göre, anlaşamayan Asume ve eşi, kralın emriyle bu mağaraya kapatılır.
Kaderlerine terk edilen bu çift, mağaranın şifalı sularından içerek hayatta kalır ve zamanla birbirlerine âşık olurlar.
Aşkları onlara bir ışık olur ve mağaranın çıkış yolunu bulmalarını sağlar.
Bu hikayeden sonra mağarayı ziyaret eden çiftlerin hiç ayrılmayacağına inanılır.
***
Mağara içinde bu hikâyeyi dinlerken, karanlık dehlizlerde yankılanan adımlarım bana insanın olduğu yerde umudun her daim var olduğunu hatırlattı. Ve tabii, aşkın hikmetini de…
***
Bir diğer efsane ise biraz daha ürkütücüydü…
Buradaki konu Burdur Canavarı.
Yüzyıllar önce mağarada görülen kemik yığınlarının gizemli bir yaratığa ait olduğuna inanılmış.
***
1714'te bölgeye gelen gezgin Paul Lucas'ın çizdiği bir hayvanın, köylülerce mağarada yaşadığına inanılırdı.
1931'de mağarayı ziyaret eden Mustafa Koçay, gördüğü kemik yığınlarının bu canavarın avlarına ait olduğunu düşünmüştür.
Bu efsane, mağarada “Burdur Canavarı” gibi mistik bir yaratığın varlığına dair bir inanış yaratmıştır.
Her ne kadar bugün bunun bilimsel bir açıklaması olsa da, karanlık köşelere bakarken insanın aklından bu hikâye ister istemez geçiyor. Çünkü efsaneler, insan aklından çok kalbine seslenir.
***
“Astım Mağarası” olarak da bilinen İnsuyu Mağarası’nın yöre halkı tarafından, astım hastalığına iyi geldiğine de inanır.
Mağaranın içindeki çamurları tavana yapıştıranların dileklerinin kabul olacağına dair inanışlar da vardır.
***
İnsuyu Mağarası’nın Türkiye’de turizme açılan ilk mağara olması da buraya ayrı bir anlam katıyor.
1965 yılında ziyarete açılan bu doğa harikası, 1976’da 1’nci derece doğal sit alanı ilan edilmiş. Yani yalnızca gezilecek bir yer değil, aynı zamanda korunması gereken bir miras.
***
Mağara içinde dolaşırken, geçmişte burada yapılan bilimsel araştırmaları, ilk keşfi gerçekleştiren Mustafa Koçay’ı ve onu izleyen bilim insanlarını düşündüm.
Onların cesareti ve merakı olmasaydı, belki de bugün bu eşsiz dünyayı göremeyecektik.
Mağara çevresinde konuştuğumuz bölge halkı, İnsuyu Mağarası'nda araştırma çalışmalarına devam edildiğini, son çalışmalar ile mağaranın devamı olan yeni galeriler olduğunun tespit edildiğini söylediler bizlere.
***
Mağaradan çıkarken dışarıdaki güneş gözüme her zamankinden daha parlak göründü.
İçeride geçirdiğim kısa süre bile zaman algımı değiştirmişti.
***
İnsuyu Mağarası bana sadece bir gezi deneyimi değil, doğanın sabrını, tarihin derinliğini ve efsanelerin insan ruhuna nasıl dokunduğunu hatırlattı.
Burdur yoluna düşen herkesin, bu sessiz taşların anlattığı hikâyelere kulak vermesi gerektiğini düşünerek oradan ayrıldım.







