1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. EKTAM Grevi kırılma noktası!
Serhat İncirli

Serhat İncirli

EKTAM Grevi kırılma noktası!

A+A-

Köprülü köyü yakınlarındaki EKTAM tesisinde 6 Şubat’ta işten durdurulan 39 işçinin başlattığı grev bu satırları yazarken hala devam ediyordu… 

-*-*-

Başbakan Ünal Üstel dahil olmak üzere, ülkedeki herkes, bu meselede işçilerin haklı olduğunu söylüyor…

-*-*-

Cumhurbaşkanı da hükümet yetkilileri de muhalefet de sendikalar da “Emekçinin yanındayız” diyor… 

-*-*-

Peki neden çözüm yok?
Neden “işveren hariç”; herkes işçinin yanındayken bir sonuç alınamıyor?

-*-*-

Bunun bir tek açıklaması vardır!
Şirket Türkiye şirketidir…

-*-*-

Ve bu şirketin kesinlikle Türkiye’deki siyaset mafyası ile iyi ilişkileri söz konusudur…
Haliyle, bu siyaset mafyası, KKTC’de Ünal Üstel başkanlığındaki mevcut “summak dayılar komitesine” yani bakanlar kuruluna, yani hükümete “baskı” yapıyorsa, zavallıların yapacak bir şeyi yoktur!

-*-*-

O zaman, “işgal vardır” dendiğinde, neden kızıyorsunuz?

-*-*-

Hem DİSİ Genel Başkanı hem de Kıbrıs Cumhuriyeti Meclis Başkanı Annita Demetriou, “ülkemizin yarısı 52 senedir Türkiye’nin işgali atındadır” dediğinde neden horoz gibi ötüyorsunuz?

-*-*-

Ziya Öztürkler, Annita Hanıma “Türk askeri 52 yıldır Kıbrıslı Türkleri korumaktadır” dedi!
O zaman mantıkla hareket edecek olursak, Türk Askeri ve tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu durumda, EKTAM işçilerini “koruma kapsamı dışında” mı tutmaktadır!

-*-*-

Rumlara karşı koruyor ama kendileri mi tüketiyor?

-*-*-

EKTAM Grevi çok önemlidir…

-*-*-

Kuzey Kıbrıs’ta özel sektörde sendikacılık çalışan işçi oranının yüzde 1 bile olmadığı inancındayım…
Eğer EKTAM’da “sendikalaşma” kaybederse; film koptu demektir!

639448672-1353600990128366-7652898640154962653-n.jpg


Sokak!

Yaklaşık 40 yıldır çalışıyorum…
İki kez yarı zamanlı olarak çalıştığım iki farklı devlet üniversitesinden; bir kez de tam zamanlı çalıştığım televizyon istasyonundan “kovuldum”…
Bir başka deyişle “işten çıkarıldım”!
Ya da “işten atıldım” diyelim!

-*-*-

Sendikalı mıydım?
Hem evet hem hayır!

-*-*-

Bir olayda sendikalıydım ama toplu iş sözleşmesi falan yoktu; iş yasaları ile uğraşıp da mahkemeye gidecek param ve zamanım da eksikti!
Öteki iki olayda ise ilgili kurumlardaki sendikalara üye falan değildim!

-*-*-

Başka iş buldum falan…
Hayata devam ettim…

-*-*-

Her üç olayda da “işten çıkarılma” sebebim siyasiydi!
Göt yalasaydım ki gayet doğal kabul ediliyor ne yazık ki; bunlar başıma gelmeyecekti!

Bir kez de İngiltere’de çalıştığım iş yerinde, “işten durdurulmam” talep edildi!
Yine siyasiydi!
Üstelik siyasetin bir ucu Kıbrıs’taydı!

-*-*-

Sendikamı aradım!
Toplu sözleşme falan yoktu ama iş yasaları vardı!
Sendika önce iki yönetici gönderdi; sonra beni toplantıya çağırdı!
İki avukatla görüştük!
Haklarımı öğrendim!

-*-*-

Bir iş yerinde beni durdurabilmeleri için, yasal bir yığın “şart” söz konusuydu…

-*-*-

“Götüm kalktı, seni durduruyoruz” yok!
Haaa iş azlığı mı?
Olabilir, durdur tabii ki ama çatır çatır tazminatımı öde!

-*-*-

Nitekim 80 – 85 bin Sterlin civarında bir tazminat falan ödenmesi gerekecekti; işten durdurmadılar…
Keşke durdurmuş olsalardı falan… 

-*-*-

Anlatmaya çalıştığım şudur!

-*-*-

Sendikacılık, demeç vermek, promosyon dağıtmak, bağırmak, çağırmak değildir.
Sendikacı arkadaşlarımı eleştirmek veya suçlamak için söylemiyorum.

-*-*-

Sadece bu memlekette artık bu işin cılkı çıktığını ve oturup çare üretilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum…

-*-*-

Ne yazık ki sendika ağalığı bence ciddi bir sorundur…
Tüm sendikalar için değil ama bazı önde gelen sendikalarda bu durum “irrite edici”dir!
Türk sendikacılığına mahsus kötü bir alışkanlık olan ağalık, sendikal harekete olan inancı isteseniz de istemeseniz de azaltır!

-*-*-

Çok kolay algı operasyonları yapılmasına sebep olabilir!
Çalışma, iş üretme, kavga verme kapasitesi, ağalıkla azalabilir, hatta azalır!

-*-*-

Ülkede ne yazık ki özellikle genç işsizlik oranı çok yüksektir; yabancı işçi tercih edilmektedir; kaçak işçi istihdamı kesinlikle çok yüksektir… 
Bu faktörler, “işi kaybetme korkusuyla sendikal eylemlere daha temkinli yaklaşılmasının ilk sebebi” olur!

-*-*-

Özellikle bazı sektörlerde, mevsimlik, geçici veya taşeron çalışılıyor olması, örgütlenmenin temel sıkıntılarının en başında gelir… 

-*-*-

EKTAM gibi, çok sayıda yabancı şirket ve KKTC – TC siyasi mafya ilişkileri nedeniyle çok rahattır; ne yasa tanır, ne anayasa!

-*-*-

EKTAM gibi, “kapatırım uleyn!” şeklindeki tehditler sendikalaşmayı veya emekçinin olası pazarlık gücünü elinden alır! 

-*-*-

KKTC gibi bir sözde devletin, uluslararası çalışma hukukunun doğrudan denetiminden çok uzak olması, sendikal yaşamın en ciddi desteğini kesmiş durumdadır!

-*-*-

Türkiye gibi otoriter bir devletin kopya edilmesi de sendikal yaşamda sıkıntıdır… 

-*-*-

Kolektif mücadele inancı yitirilmiştir ki bu küresel bir sıkıntıdır… 
Dünya genelinde kolektivizm yerini bireyciliğe bırakmıştır… 

-*-*-

Sendikal başarı diyebileceğimiz toplu sözleşme imzaları özellikle özel sektörde neredeyse sıfırlanmıştır… 
Kamu sektöründe ise örneğin asgari ücret saptanmasında “işveren + hükümet ortaklığı ahlaksızlığı” sendikal yaşamı zayıflatmıştır… 

-*-*-

Peki çözüm?

-*-*-

Çözüm sokak!

-*-*-

Oturun, anlaşın, örgütlenin, grev yasağını tanımayın, bir ay – iki ay gerekirse kuru peksemet yiyelim; ülkede her şey tamamen dursun!

-*-*-

Uçak inmesin, uçak kalkmasın!
Acil olmayan tüm ameliyatlar iptal!
Çocuklar eve!

-*-*-

En azından deneyelim!

-*-*-

Yoksa, tatilde Dubai’ye mi gitsek?

-*-*-

Neyse; yazmış olmak için yazmadığımı eklemek isterim… 
Belki benimkisi de bir hayal ama hayali bile güzel!

Bu yazı toplam 551 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar