İki bakkal, bir eczane, bir kasap, dört oto galeri
Çok uzun yıllardır Lefkoşa’da yaşıyorum; Hamitköy’ün yeni yüzünde, bir apartman dairesinde… Beton yorgunu buralar… Yollar köhne olabildiğince...
Uzun yıllar desem de…
Yine de aidiyetim Girne’ye, çocukluktan kalma…
Şimdiki Girne’nin, çocukluğumuzla hiç ilgisi kalmasa da… Yine de İnsanın kalbi, büyüdüğü sokaklarda takılı kalıyor. İlk kez yüzdüğü plajda, okul sıralarında, ilk gençlik heyecanlarını taşıdığı limanda, top sahasında, kale arkasında…
Mesele çocukluğumuz değil elbette…
Şimdiki mahallemde iki bakkal, bir eczane, bir kasap ve tam dört oto galeri var.
Üstelik öyle ana yol üzerinde falan da değiliz... Birkaç mahalle ötesini de hesaplarsam oto galeri açısından bu rakam on...
Bu tablo, bu aritmetik, bu yerleşim hayatın doğal akışına aykırı.
Aklım almıyor; kurabiye satmıyor sonuçta bu insanlar. Bu galerilerde sergilenen arabalardan sadece birini almaya, benim otuz senelik İhtiyat Sandığı birikimim yetmiyor. Tek bir araç için bile biz borçlanma ihtiyacı duyarken, yüzlerce binlerce araç bu ülkeye hangi sermayeyle girebiliyor? Mahalle aralarına kadar sızan bu galeriler nasıl mantar gibi çoğalabiliyor?
O kadar çok arabayı ülkeye getirmek ciddi bir sermaye gerektiriyor.
Kimseyi şüpheli göstermek değil niyetim…
Eminim hemen herkes benzer sorgulamaları yapıyordur.
Son yıllarda pek çok tehdidin, kundaklamanın, kurşunlamanın oto galerilerde yaşanması elbette dikkat çekicidir ve insanı korkutuyor.
Ama daha öncesinde sorgulamamız gereken, bu kadar çok oto galerinin nasıl açıldığı olması gerekmez mi?
Üstelik Türk Lirası'nın içler acısı hâli ortadayken…
Bu galerilerin sahiplik yapılarına baktığınız zaman da öyle holding patronu falan değiller… Kimileri sıradan esnaf ya da emekli...
***
Mesele sadece oto galerilerin kimin olduğu da değil. Ülkenin kısıtlı kaynakları, yol kenarlarında bekleyen binlerce lüks araç için yurt dışına akıp gidiyor. Bu önemli servet ne üretime yarıyor ne de özlü bir istihdama…
Karayollarımızın bu araç yükünü kaldırıp kaldıramayacağını da bilmiyoruz.
Plan yok. Ölçüm yok. Öngörü yok.
Ama kaosu görüyoruz.
Trafik, tam anlamıyla rezil bir hâl aldı.
Saat fark etmiyor.
Yer fark etmiyor.
Şehir içi, şehir dışı, sabah, akşam…
Ülkeye bu kadar çok araç geliyorsa, peki bunun için toplanan vergi, harç, ruhsat niye karayollarında kullanılmıyor, örneğin?
***
İki bakkal, bir eczane, bir kasap ve dört oto galeri…
Bu matematik tutmuyor.
Ne arabada tutuyor, ne villada…
Böylesine ihtişamlı köhnelik, böylesine yaldızlı yalnızlık, böylesine gösterişli karanlık…







