1. YAZARLAR

  2. Hasan Yıkıcı

  3. Güç, Sermaye, Medya ve Çürüme
Hasan Yıkıcı

Hasan Yıkıcı

Güç, Sermaye, Medya ve Çürüme

A+A-

Türkiye’deki mafya liderinin Kutlu Adalı ve Halil Falyalı iddiaları ülkedeki medya, siyaset, güç, para ve çıkar ilişkilerini çok net bir şekilde oraya seriyor.

Kutlu Adalı cinayetiyle ve Falyalı’ya dair iddialarla ilgili devlet ajansları, iktidara yakın ve iktidara bağlı gazeteler, gazeteciler sanki bu iddialar hiç olmamış gibi susuyor.

***

Kutlu Adalı cinayetine dair iddiaları iktidar partileri hariç neredeyse muhalif tüm siyasiler ve partiler soruşturmanın tekrar başlaması ve eski dosyaların tekrar açılması için sesini yükseltiyor. Haklı olarak. Yıllardır zaten dillendirilen, yıllardır hiçbir hükümetin ve hükümet etmiş siyasi odağın üzerine düşemediği bir cinayetle ilgili, bir mafya liderinin iddiaları üzerine kamuoyu oluşması her ne kadar trajik olsa da yine de bu meselenin üzerine gitmek anlamlıdır.

Zaten yıllardır birçok kişinin ve kurumun dillendirdiği, yüksek sesle konuştuğu bir cinayetle ve ortaya atılan iddialarla ilgili konuşmak ve soruşturma yeniden başlatılsın talebinde bulunmak aslında zor veya yeni bir şey değil. Hatta neredeyse bu konuyu konuşan herkes için cazip bir de tarafı var. Çünkü bu içerisinde tehlike barındırmayan, iktidar yapıları hariç herkesin rahatça konuşabileceği, geçmişte de hak örgütleri tarafından dillendirilen bir konudur.

***

Burada bir parantez açmak gerekirse, Kutlu Adalı cinayetinin yeniden gündeme gelmesi ve geliş biçimi, bizlere bu olayın aynı zamanda Geçici 10’uncu maddenin kaldırılması, sivilleşme ve demokratikleşme mücadelesinden ayrı düşünülmeyeceğini de göstermektedir.

***

Konumuza dönecek olursa. Adalı cinayetinin yanında kaynayan, herkesin konuşamayacağı, konuşmaktan sakındığı, konuşamaz duruma geldiği bir konu daha var. Falyalı ile ilgili iddialar.

Öncelikle altını çizelim. Falyalı’ya dair bir tespit, bir suçlama veya bir yargıda bulunmuyoruz. Bir iddianın, doğruluğu veya yanlışlığı kesinleşinceye kadar da böyle bir şey yapılamaz. Fakat burada mide bulandırıcı ve ülkedeki çürümenin bir başka yansıması olan mesele, Falyalı ile ilgili konuşulmaması, konuşmaktan sakınılması ve insanların da konuşmaması yönünde bir suskunluğun örgütlenişidir.

Örgütlenişidir ifadesini tamamen bilinçli kullandım. Çünkü bu konudaki konuşmama, ifade edememe ve koruyucu suskunluk tamamen organize edilmiş, örgütlenmiş ve satın alınmış bir suskunluktur.


***

Medya alanında son yıllarda Falyalı’nın hayli etkin olduğunu gözlemliyoruz. Satın aldığı internet gazeteleri, sıfırdan kurulumunu sağladığı medya yapıları, kollarının arasına aldığı kah iktidar yanlısı kah sözde muhalif gazeteciler, dolaylı yoldan kendisine bağladığı kalemler ve adım adım etrafında ördüğü çok başlı bir medya kalkanı.

Bu hızlı ve yayılmacı tavır bir yandan hem sermaye hem de nüfuz sahibi birinin ülkedeki etkisini arttırmak için başvurduğu yol; bir yandan da ‘olası tatsızlıklara’ dair koruyucu bir kalkan işlevi görüyor.

Keza bugün yaşanan ‘tatsızlık’ durumunda medyanın neredeyse hepsinin (alternatif basın hariç) bu konuda ya keskin bir suskunluğa bürünmesi, ya da meseleye yaklaşmakta utangaç tavır takınması bu güç ve etkinin bir sonucudur.


***

Halbuki tavır çok basit olmalıydı. Nasıl ki Adalı cinayetiyle ilgili iddialar üzerine yüksek sesle yeniden soruşturma açılması ve konunun nihayete vardırılması talep ediliyor ise; aynı şekilde Falyalı’ya dair iddiaların da araştırılması, iç hukukun işletilmesi, gerçekten böyle faaliyetlerin ve ilişkilerin olup olmadığına dair, kimseyi yaftalamadan ama gerekli araştırma-soruşturmaların başlatılması için ses yükseltmek lazımdı. Ama tam tersi oldu.

Konuşulması kolay konu hakkında iktidar dışında herkes sesini yükseltirken, konuşulması zor konu hakkında bir avuç insan hariç herkes bir çürüme suskunluğuna yattı.

Bu suskunluk orkestrasına sadece gazeteciler değil, muhalifler de dahil olmak üzere siyasilerin büyük bir çoğunluğu da eşlik etti. Çünkü Falyalı’nın yalnızca gazetecilerle değil siyasilerle de ‘iyi’ ilişkileri var.

Ve tüm bu ‘iyi’ ilişkiler ardından sızan kopkoyu bir suskunluk, sindirilmişlik ve katman katman paslanan ama için için de canlılığını sürdüren bir çürüme var. 

Medyanın uzun bir süredir sermaye, kirli para ve özel güç odaklarının çıkar ilişkileri arasında yeniden şekillendiğine şahit oluyoruz. Bu süreç belli ki artık bir olgunluğa kavuşmuş.

İnsan merak etmeden duramıyor, tüm bu suskunluklar kaç para?

Bu yazı toplam 873 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar