1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Acı ortak, sorumluluk da ortak…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Geçmişi bırak, geleceğe odaklan

A+A-

İzlemedim ben o meşhur! diziyi…

Hani o bize tarihimizi hatırlatacak olan diziyi...

Hani TRT yapımı, hani Türkiye’nin en yüksek makamından direktifli, burada Elçilik koordinesinde galası yapılan ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ dizisi…

İzlemedim çünkü senaryosunun adımı bilir gibi ne olacağını tahmin ettiğimden sinir olmamak için izlemedim.

Ama şimdi izlemek gerekecek.

O kadar tartışmanın yapıldığı, tepkilere yol açan o meşhur diziyi izlemek şart oldu.

Bu dizinin bir amacının 6-7 Eylül 1955 olayları gibi bir galeyan yaratıp milliyetçi-şoven Türkiye insanını şimdi sosyal medya olanağını da kullanarak “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak” politikasını hortlatmaktı.

Bir noktaya kadar da başarılı oldu.

Baksanıza hakaretler başladı; “Dizide unutuldu” diye tepki gösterilen Kıbrıs Türk toplumunun unutulmaz lideri Dr. Fazıl Küçük’e bile ağza alınmayacak hakaretler yapılıyor, “geberdi gitti” deniyor. Sosyal medya, dizideki çarpıtılmış gerçeklere tepki gösterenlere şoven ve ağza alınmayacak sözlerle saldırmanın yeni saldırı alanıdır artık… 6-7 Eylül olayları gibi fiziksel saldırılara gerek yok!

Diğer amaç ise 27 Nisan’da Cenevre’de yapılacak 5+BM toplantısı öncesi “bakın işte Rumlar bunları yaptılardı, şimdi ne barışı, ne Federasyonu!” gibi çocukça bir algı operasyonu da yaratmaktı.

Sanki görüşmelere katılacak olanlar, TRT’nin dizisini izleyerek iki toplumu uzlaştırma çalışmalarından uzak duracaklarmış gibi!..

“Vay be! biz bunları bilmiyorduk, o zaman vazgeçelim uğraşlardan da, Federasyon’dan da…” diyecekler ve TRT’ye kendilerini uyandırdı diye teşekkür edecekler!..

Bu mu yani?

Beklenti bu mu?

Evet, birinci amaçlarında başarılı olabilirler, yani şoven unsurları harekete geçirip Kıbrıs Türk toplumuna da, liderlerine de hakaret ettirip, savaş çığlıkları attırabilirler ama ikinci amacın gerçekleşmesi hiç mümkün görülmüyor.

***

Kimse Kıbrıs’ta Rumların Kıbrıslı Türklere saldırmadığını, öldürmediğini söyleyemediği gibi Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıslı Rumlara saldırmadığını, öldürmediğini söyleyemez.

O zamanki İngiliz hükümetlerinin böl-yönet politikaları sonuç verirken ne yazık ki iki toplumdan da can kayıpları verdik ve hâlâ toprak altında aradığımız canlar var.

Ama biz bu geçmişi artık unutmak ve geleceği karşılıklı güven zemini üzerine oturtmak istiyoruz. Medeni insanların yapması gerektiği gibi… Bu amaçla görüşmeler yapılıyor, iç içe olamasa da yan yana iki federe devletin bir çatı altında buluşacağı ortak bir vatanda yaşamanın çareleri aranıyor.

İki toplumun (farklı düşünceler olsa bile) da gelecekle ilgili düşünceleri tekrar çatışma ortamı yaratmak değil, huzur ve barış içinde nasıl yaşanabileceğinin yollarını aramak…

Tek taraflı anlatılan, senaryoları yazılan devlet destekli dizilerle İngilizlerin politikasını yani böl-yönet politikasını tekrar uygulamaya sokmanın kimin yararına olacağını merak ediyorum.

Tekrar çatışma yaratmak, şoven-milliyetçi duyguları tekrar gündeme sokmak ve bunların sonunda ekonomik kazanımlar elde etmekse amaç yanlış bir politika izleniyor.

Savaşlarla toprak işgal etmek, oralardaki üretimlerden pay almak veya vergi toplamak yerine artık barış ve huzur ortamında işbirliği yaparak elde edilebilecek ekonomik kazanımlar revaçta…

Çağdaş dünyada artık barış ve huzur ortamında kazanç ve kâr elde edilebiliyor. Nerede huzur ve demokrasi, orada üretim ve refah var.   

Not: Yazıyı bitirince dizinin bazı yerlerine baktım, keşke bakmasam…

Bu yazı toplam 954 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar