Erdoğan, Hristodulidis ve Mitsotakis, Gazze’deki sorunu birlikte çözecek!
Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan, Donald Trump tarafından Gazze’nin geçici yönetimini denetleyecek olan sözde “Barış Konseyi”ne katılmaları için davet edilen ülkeler arasında yer aldı…
-*-*-
Çeşitli kaynaklarda yayımlanan haberlere göre, konseyin 25 kurucu üyesi arasında Fransa, Kanada, Körfez ülkeleri, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin de dahil olduğu, tarihi Şarm El Şeyh toplantısına katılan tüm ülkeler bulunuyor.
-*-*-
Daha önce Türkiye Cumhurbaşkanlığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a söz konusu “Barış Konseyi”ne katılması için bir mektup gönderdiğini duyurmuştu.
-*-*-
Aynı duyuru Güney Kıbrıs’tan da geldi ve Başkan Nikos Hristodulidis’in davet aldığı açıklandı. Bu davet, “büyük bir prestij” olarak yorumlandı!
-*-*-
ABD Başkanı’nın Gazze’ye yönelik barış planının ikinci aşamasının uygulanması kapsamında, Barış Konseyi’nin kurulması Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı uyarınca öngörülüyordu.
Konsey, geçiş sürecinin uluslararası denetiminden ve anlaşmanın tam olarak uygulanmasına yönelik istikrarlaştırma çabalarının desteklenmesinden sorumlu yetkili organ olarak görev yapacak.
-*-*-
Bu arada eski Bulgar diplomat Nickolay Mladenov, geçici yapılar ile Barış Konseyi arasındaki koordinasyonu sağlamakla görevli Yüksek Temsilci olarak atandı.
-*-*-
Erdoğan’ı temsilen toplantılarda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yer alabileceği dillendiriliyor.
-*-*-
Ancak tabii ki olayın “bizim” açımızdan en önemli yanı; “Kıbrıs Sorunu”nun önemli taraflarının aynı masada Gazze’ni sorununa çözüm arayacak olması!
-*-*-
Bir diğer önemli yanı; örneğin eski İngiliz Başbakan Sir Tony Blair’in de bu grupta yer alıyor ve haliyle Kıbrıs’taki üç garantörden birini temsil ediyor olması!
-*-*-
Ve haliyle “Kıbrıs Türk Tarafı”nın bulunmaması! (KKTC hiç yok…)
-*-*-
“İlla ki toplanacaklar, Gazze’yi konuşacaklar ve bu arada fırsat bulup Kıbrıs meselesine de bakacaklar” demek doğru olmayabilir ama yine de “bu buluşma”, birçok çevrede “ilginç” ve de “sürpriz” beklentilere sebep olmuş durumda!
En sert rüzgarda bile ayakta kalmanın önemi!
Bu tarz, bu tür yazılar yazmak adetim değil!
Ama hani çok klişe bir iddia ya da gerçektir; “adet dönemlerinde kadınların duygusal tavırları bozulur” falan derler ya; ben de sanki 58’inci yaşımda, duygusal tavırlarımda sakatlanma yaşıyor gibiyim!
-*-*-
Duygusal kırılma veya hassaslaşma yanında; sol omzumda, hiç sebepsiz bir ağrının verdiği ayrı bir “halsizlik” ya da “çökmüşlük” hissi!
-*-*-
Kesinlikle herkesin zaman zaman çok ciddi bunalım ya da stres veya bir üst satırda dediğim gibi, çökmüşlük yaşadığını düşünürüm…
Veya öyle olduğunu sanırım…
Veya tecrübeyle sabittir ki bu saptamam bir gerçektir…
-*-*-
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, özellikle yaşadığımız ülkenin sosyo – ekonomik koşullarında, sosyal ve ekonomik durumunuz iyi veya kötü olsun, yine de mutlaka stres – sıkıntı peşinizi bırakmaz!
-*-*-
Biri çıkar karşınıza, bir lafıyla hayatınızı resmen “incitir” veya “incitebilir”…
-*-*-
Savunmanız kavga olmamalıdır!
Çünkü kavga ile çözülen sorun yoktur!
Dünya tarihinde savaşarak sorunlarını çözen toplum – halk ya da devlet olmadığı gibi!
-*-*-
Bu gibi durumlarda, “koşulsuz – karşılıksız sevgiye”; sorgulamayan, eleştirmeyen, kırmayan, kınamayan bir şefkate ihtiyacınız olur!
-*-*-
İşte o sevgi ve şefkatin bizimkisi gibi kültürlerdeki karşılığı – kaç yaşında olursanız olun, “anne” ve / veya “baba”dır!
-*-*-
Ve tabii ki enfes doğamızın kucaklayıcı huzurudur…
-*-*-
Elbette kardeş, arkadaş, hısım, akraba, dost, gibi sıfatlar taşıyanlar veya “profesyonel anlamda” doktor ya da psikologlar da işe yarayabilir ama; tecrübeyle sabittir; “baba ve anne” gittiği anda, çok sert bir rüzgarlı havada, tutunacak tek bir dalınız olmaksızın, bin metre yüksekliğindeki uçurumun dibinde ayakta durmaya çalışırmış gibi olursunuz!
-*-*-
Bazen o kadar zorlanırsınız ki; rüzgara teslim olmak, ayakta durmaya çalışmaktan daha kolay hale gelebilir!
Aman dikkat!
Gelmesin!
-*-*-
Ne mi yapın?
-*-*-
Bol bol doğa yürüyüşleri…
Ağaçlarla konuşun, rüzgarla dans edin, taşlarla şakalaşın!
Bugünlerde çok bol; uçsuz bucaksız yeşili seyredin!
Doyasıya da içinize çekin!
Tamamen bedava!
Enflasyonsuz!
-*-*-
Ayrelli arayın, toplayın…
Ve bulabilirseniz mantar!
-*-*-
Ya da hepsinden daha önemlisi, sesi “zehir” değil; “şifa” olan dostlar – arkadaşlar edinin…
Öyle dostlarınız, arkadaşlarınız varsa onlara sarılın!
Kırmayın!
-*-*-
Çünkü ne demiş şair, “… Bazı insanın sesi şifadır… Bazı insanın yüzü… Bazı insanın konuşması şifadır, bazı insanın sadece gülüşü… Bazı insanın da sadece bir yerde varlığı şifadır…”
-*-*-
Ve asrın duasını – internetten çalıp, belki bir miktar da çaldığımızın günahıyla birlikte yapmış olalım; “Allah karşınıza, size şifa olacak insanlar çıkarsın ve Allah bi birine şifa olan insanları birbirinden koparmasın…”
Yalan şampiyonluğu!
Fıkra bu ya; Pamuk Prenses, Süpermen ve Pinokyo yürüyüşe çıkmışlar...
Yürürlerken önlerine bir tabela çıkmış.
-*-*-
" Dünyanın En Güzel Kadını Yarışması” yazıyormuş üstünde.
-*-*-
“Bu yarışmaya katılıyorum” demiş Pamuk Prenses..
Yarım saat sonra arkadaşlarının yanına dönen Pamuk Prenses'e sormuş
Süpermen ve Pinokyo.
“Eeee, nasıl gitti?”
“Birinci oldum” demiş Pamuk Prenses.
-*-*-
Yürüyüşlerine devam ederken önlerine bir tabela daha çıkmış.
"Dünyanın En Güçlü Adamı" yarışması...
-*-*-
“Bu yarışmaya katılıyorum” demiş Süpermen.
Yarım saat sonra arkadaşlarının yanına dönen Süpermen'e sormuş
Pinokyo ve Pamuk Prenses.
“Eeee, nasıl gitti?”
“Şüpheniz mi vardı?” demiş Süpermen.
-*-*-
Yürüyüşlerine devam ederken önlerine bir tabela daha çıkmış.
"Dünyanın En Yalancı insanı" yarışması...
-*-*-
“Bu yarışmaya katılıyorum” demiş Pinokyo.
Yarım saat sonra arkadaşlarının yanına gözyaşları içinde dönen Pinokyo'ya sormuş Süpermen ve Pamuk Prenses.
“Ne oldu?”
-*-*-
Pinokyo soruya soruyla karşılık vermiş; "Kardeşim, ilk 30’a bile giremedim, isimleri lazım değil ama Türkiye’den ve KKTC’den hükümet üyeleri ilk sıraları açık ara kapmışlar!
-*-*-
Sürekli yalan!
Sürekli yalan!
-*-*-
Not: Sayfadaki fotoğrafla bağlantılı bir fıkra olduğunu düşünüyorum.
Koyun, koyundur!
Ahmet Altan, bu satırları 2015’te yazmış…
Birlikte okuyalım:
-*-*-
“… Siz, insanoğlunun koyunları nasıl evcilleştirdiğini biliyorsunuz değil mi?
Dikbaşlı koçları ve direnen dişileri kestiler, o kadar çok kestiler ki sonunda koyunlar boyun eğip sessiz kalmanın hayatlarını kurtaracağına inandı.
Sessizce boyun eğdiler.
Bu onları kesilmekten kurtarmadı.
Sadece sessizce kesiliyorlar artık, sessizce uzatıyorlar başlarını kasapların satırlarına.”
-*-*-
İsteyen Ahmet Altan’ın ne yazdığını anlar, istemeyen anlamaz!
“Anlayanlar anlamayanlara anlatsın”a da gerek yok!
-*-*-
Öyle ya da böyle, koyun kesilecek!








