Ekonomiyi Yönetemeyenler Yine Emeği Ucuzlatıyor
Başbakan Ünal Üstel’in, barınma ve beslenme giderlerini karşılayan işverenlere, işçinin de “rızasıyla” maaştan yüzde 40’a kadar kesinti yapabilme imkânı tanıyan yasa tasarısının Meclis’e sevk edildiğini açıklaması, çok ciddi hukuki ve ekonomik tartışmaları beraberinde getiriyor.
Açıklamanın ardından Meclis’in resmi web sitesine baktım ancak söz konusu düzenlemeye ilişkin yasa metnine ulaşamadım. Bu nedenle değerlendirmemi, basına yapılan açıklamada yer alan bilgilerle sınırlı olarak yapmak durumundayım. Ancak orada ifade edilen çerçeve bile tek başına ciddi tartışmalara gebe. Çünkü özellikle “rıza” kavramı, iş hukuku bağlamında başlı başına sorunlu ve tartışma kaldırır bir mesele olarak karşımızda duruyor.
Bu mesele ilk kez gündeme gelmiyor. Benzer bir düzenleme daha önce yasa gücünde kararname ile hayata geçirilmeye çalışılmış, ancak Anayasa Mahkemesi bu konuda ara emri vermişti. Söz konusu düzenleme yalnızca bir “çalışma modeli” tartışması değil. Aynı zamanda anayasal haklar, iş hukuku ilkeleri ve uluslararası çalışma standartlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Anayasa ve Asgari Ücretler Yasası başta olmak üzere yerel iş mevzuatı ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri açısından değerlendirildiğinde, bu tür kesintilerin ciddi hak ihlalleri ve emek sömürüsü riski barındırdığı açıktır.
***
Rıza mı?
Öncelikle iş hukukunda işçi ile işveren arasında eşit bir ilişki yoktur. İşçi, işini kaybetme korkusuyla önüne konulan şartı kabul etmek zorunda kalabilir. Bu nedenle “rıza” kavramı, özellikle emek ilişkilerinde her zaman özgür irade anlamına gelmez. Hele ki konu, çalışanın yaşamını sürdürebileceği ücretse.
Barınma ve beslenme gideri adı altında yapılacak yüzde 40 kesinti, fiilen asgari ücret güvencesini aşındırır. Çünkü mesele sadece kağıt üzerinde yazan maaş değildir, işçinin eline gerçekte ne kaldığıdır. İnsan onuruna yaraşır yaşam hakkı da tam burada devreye girer.
“Barınma” ve “beslenme” gibi kavramların sınırları son derece belirsizdir. Hangi standart esas alınacak? Çalışma yaşamındaki mevcut denetimsizlikte bu koşullar nasıl denetlenecek? İşçiye düşük standartlı yaşam alanları sunulup bunun bedeli maaşından mı kesilecek? Yasada bunlar netleşmezse, keyfi ve denetimsiz uygulamaların önü açılır.
Üstelik bu ülkede yabancı işçilerin hangi koşullarda barındırıldığına dair çok kötü örnekler de deneyimlendi. Bunun için çok uzağa gitmeye gerek yok; Cypfruvex’teki yabancı işçilerin yaşam koşullarına ve maruz kaldıkları insan ticareti suçu iddialarına dair kamuoyuna yansıyan görüntüleri ve tartışmaları hatırlamak yeterlidir. Dolayısıyla mesele yalnızca “işveren barınma sağlıyor” demekle bitmez. Asıl soru, bunun hangi standartta, hangi denetim mekanizmasıyla ve insan onuruna uygun şekilde yapılıp yapılmayacağıdır.
***
Yerli işgücüne etkisi ne olacak?
Bu düzenleme aynı zamanda yerli iş gücü üzerinde de ciddi bir baskı yaratacaktır. Daha düşük maliyetli ve daha bağımlı bir emek modeli teşvik edildiğinde, yerli çalışanların pazarlık gücü zayıflar, ücretler aşağı çekilir, güvencesiz çalışma yaygınlaşır ve yerli işsizlik artar. Çünkü mesele yalnızca “iş yaratmak” değil, nasıl bir çalışma düzeni kurulduğudur.
Ekonomik açıdan bakıldığında da işçinin cebindeki paranın azalması iç piyasayı daraltır. Yerel esnaf, küçük işletmeler ve günlük ekonomik döngü bundan doğrudan etkilenir. En ağır sonuçları ise yine göçmen ve düşük gelirli emekçiler yaşar. Dünyada bunun örnekleri çoktur: “Barınma sağlıyoruz” denilerek emeğin ucuzlaştırıldığı ve insanların bağımlılık ilişkisi içine hapsedildiği modeller.
Elbette şu anki ekonomik kriz koşullarına bakıldığında, işverenler açısından da ciddi sorunlar olduğu inkâr edilemez. Artan maliyetler, döviz baskısı, enerji fiyatları ve plansız ekonomi birçok işletmeyi zor durumda bırakıyor. Ancak çözüm, işçinin eline geçen ücreti daha da azaltmak ya da kırılgan emek grupları üzerinden maliyet düşürmek olmamalıdır. Çünkü kısa vadede avantaj gibi görünen bu yaklaşım, uzun vadede hem çalışma barışını hem de ekonomik sürdürülebilirliği zedeleyecektir.
Sosyal devletin görevi, işçinin maaşını dolaylı yollarla azaltmanın yollarını üretmek değil, insanca yaşam ve adil çalışma koşullarını güvence altına almaktır. Çünkü emek, sadece bir maliyet kalemi değil, doğrudan insan hakkıdır.






