1. YAZARLAR

  2. İbrahim Özejder

  3. Çocuklarda medya bağımlılığı ve ne yapılabilir?
Ongun Talat

Ongun Talat

Devletin “Eylem yasaklama” taktiği

A+A-

15 Kasım’da eylem yapacaklarını açıklayan örgütlerin temsilcileri geçen gece Polis Genel Müdürlüğü’ne davet edilerek uyarıldılar. Kendilerine Pazar günü Lefkoşa sınırlarında eylem yapılmasının, Polisin yeterli güvenlik önlemlerini alamayacağı gerekçesiyle Kaymakamlık tarafından yasaklanmış olduğu, eğer buna rağmen toplanırlarsa eylemleri güç kullanarak dağıtmak zorunda kalacakları bildirildi. Kaymakamlığın yasaklama kararını yazılı olarak kendilerine veremeyeceklerini, çünkü bunun iki kurum arasındaki bir yazışma olduğunu belirttiler. Bu şekilde “kararı” örgüt temsilcilerine sözlü olarak tebliğ etmiş oldular.

Bu durumun özgürlükler bakımından kabul edilemezliği ya da hukuken bu yasaklama ile ilgili yetki olup olmaması gibi konulara girmeden, evvela taktiksel bakımdan bir tespit yapmak lazım. Polis bu hamleyi yapmakla, temel olarak her iki eyleme de katılımın düşürülmesi amacını güttü. Bu yasaklama duyurusu sonradan gerekirse yalanlanabilecek şekilde yapılmalıydı. Bu nedenle yazılı bir tebligat yapılmadı. Daha sonra Kaymakamlık tarafından “yasaklamadık, tavsiyede bulunduk” denilecekti.

Buradaki temel motivasyon bu eylemlere kitlesel katılım olmasını önleyerek, eylemlerin sönük geçmesini sağlamaktı. Polisin müdahale edeceği algısını oluşturmak, eylemlere geniş kesimlerden insanların katılımını önleyecekti. İnsanlar muhtemel bir sert müdahaleden çekinerek eylemlere katılmaya çekineceklerdi. Böylece Türkiye Cumhuriyeti makamlarının kendilerini azarlama ihtimaline karşı, “Efendim, bunlar yalnızca marjinal gruplardır” denilebilecekti.

CTP Gençlik Örgütü yöneticileri kitlesel katılımın etkilenmemesini gözeterek ilk etapta bunu duyurmamaya karar verdiler. Bağımsızlık Yolu ve Sol Hareket ise daha farklı bir yaklaşım göstererek, bu girişimi kamuoyuna duyurmayı ve demokrat kesimlerin bu baskıya karşı dayanışmasını talep etmeyi tercih ettiler. Burada her iki yaklaşım da makul gerekçelere dayanmakta, bu nedenle üzerinde çok da fazla tartışmaya gerek yok. Ancak her iki eylemin barışçıl geçmesi yönündeki ortak tavrın, eylem yapmanın halk nezdinde radikal bir imaja kavuşmasını önleyebilmek bakımından oldukça isabetli olduğu bir gerçek.

Bunları not ettikten sonra şu bilgileri tazelemekte fayda var. Hukuken böyle bir yasaklamanın yapılması mümkün değil. Önceden izin alınmaksızın toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı Anayasal güvence altında. Bu nedenle sömürge dönemi yasası olan Fasıl 32’nin Kaymakamlıktan izin alma zorunluluğuyla ilgili hükümleri devre dışı durumda. Uygulamada eylem düzenleyenlerin ilgili makamlara bildirim yapıyor olması güvenliğin sağlanması ile ilgili bir durum, izin almakla falan değil.

Bu noktada Polisin bu gibi gösteri ve yürüyüşlerde yetkileri de öyle çok geniş değil. Polisin kamu güvenliğini ve düzenini korumakla ilgili yetkileri var. Korunması gereken noktalarda tedbir almak veya güzergahtaki trafiği düzenlemek için yol kapamak gibi. Fakat örneğin polisin kamuya açık alanları gösteri yürüyüşüne ya da toplantıya kapatma yetkisi yok. Yani Polis dün yaptığı gibi barikat kurarak eylemcilerin duyurdukları varış noktalarına varmalarını engelleyemez. Daha doğrusu bunu yapmaya yasal olarak yetkisi yoktur. Yoksa diğer hususlarda bulunan yetkilerini geniş yorumlamak, iyice esnetmek suretiyle Polis, pratikte pekala “yol keser”. “Meclis binasını korumak için tedbir” gerekçesiyle sık sık yaptığı gibi.

Sonuç olarak her iki eylemi de düzenleyen örgütler anti-demokratik bir girişime karşı durarak önemli bir tavır ortaya koymuş oldular. Çünkü biliyoruz ki, devletin gösteri yürüyüşlerini yasaklama hakkı olduğunu belki de sadece bir kez kabul etmek, hak ve özgürlüklerde ciddi bir gedik açmak anlamına gelir.

Tek önemli olan bir yasağın hukuken mevcut olup olmaması değildir çünkü. Belki de ondan daha önemli olan bir yasağın toplumun geniş kesimlerinde meşru olarak kabul edilmesidir. Halkın, devletin eylemleri yasaklamaya yetkisi olduğu kanaatine varmasını sağlayabilecek hiçbir geri adım atılmamalıdır.

Dün her iki eylemde de olduğu gibi, barışçıl gösterilerle en geniş kitleleri demokrasi mücadelesi etrafında toplanmaya davet etmek, sanırım şu an için yapabileceğimiz en iyi şey.  

Geri adım atmadan mücadele etmek... Adım adım büyümek..

Her kesimin kendi sözünü çoğalttığı bir çoğulcu anlayışın yanında, asgari bir müştereği de tüm topluma yayabilmek.

Pervasızca bir saldırı altındayken yapabileceğimiz en iyi şey, demokrasi cephesini artık doğru düzgün inşa etmek.

Yeni destekçiler ve daha büyük kitlelerle yapılan eylemler hedefiyle çalışıp, didinmek...

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 991 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar