1. YAZARLAR

  2. Kutlay Erk

  3. CTP Meclisten Çekilmemelidir; Lenin de Öyle Yapmıştı…
Kutlay Erk

Kutlay Erk

SİYASET MEYDANI

CTP Meclisten Çekilmemelidir; Lenin de Öyle Yapmıştı…

A+A-

Zaman zaman ve özellikle radikal sol ve protest grupların inisiyatifi ile CTP’nin KKTC Meclisinden istifa ederek çekilmesi tartışmaları başlatılır. Ve gerekçe olarak da mevcut sağ hükümetin ülkeyi yönetmekteki beceriksizliklerinin tahammül sınırını aşmasından fazla Ankara hükümetinin KKTC meclisi ve hükümeti üzerindeki siyasi hegemonyası gösterilir. Seçim dönemlerinde de gruplar içinde ‘Boykotçu’ olarak nitelenenler seçimlerin de boykot edilmesini ve dahi oy kullanılmamasını dillendirir.

Bütün bu duruşlarının hedefi Ankara hükümeti ve onun tezgahından çıkan Kıbrıslı Türklerin sağ siyaset unsurlarıdır. Ancak, ‘tuhaf bir rastlantı’ gibi görünebilir, bu inisiyatifler ve duruşlar Kıbrıs Türk sol siyasetinin birinci partisi CTP’nin halkın yükselen takdirini, sempatisini ve desteğini aldığı, yapılacak bir seçimde üstün başarı ile çıkacağı genel kanısı yaygın olduğu dönemlere rast geliyor. Bu önerilere uyması ve uygulaması halinde CTP’nin yükselen seçmen desteğinin düşeceği, umut partisi olma özelliğinin gerileyeceği karamsar bir değerlendirme değil, Lenin’in öğretilerinden de edinilen bir yorumdur. Ve CTP Meclisten çekilmemelidir…

CTP parti dışı siyasi unsurların telkini ve talebi üzerine siyasal hareket ve davranışta bulunmamalı… Bunun dersi 1990 genel seçimlerinde alındı… UBP ve Denktaş karşıtı unsurlar birleşip DMP olarak seçimlere girdi; yenildi… Yenilgiyi Ankara hükümetine bağlayanlar DMP’den seçilenlerin meclise girmemesini, yani boykot yapılmasını kararlaştırdı. Boykotu kıran az sayıda seçilmiş meclise girdi… Meclis UBP’ye kaldı. Sonrasında ara seçim de yaparak boykotçuların yerine UBP kendi üyelerini de seçtirip meclisi tam hakimiyetine aldı; 1993 yılı sonuna kadar ülkeyi tek başına yönetti. Muhalifler dışardan muhalefet yapmaya gayret etti ama pek de etkili olamadılar, halkın algısına çok da giremediler… UBP’nin başkanı Eroğlu o kadar güçlenmişti ki Cumhurbaşkanı Denktaş’a kafa tutmaya çalıştı… O dönemlerde Ankara hükümetleri Denktaş yandaşı idi… Denktaş-Eroğlu çatışması UBP’den ayrılan dokuz milletvekilinin kurduğu Demokrat Partiyi (DP) doğurdu… CTP-DP-TKP muhalefeti içerde etkisiz idi; Eroğlu’nun Denktaş muhalefeti ise Ankara hükümetine sıkıntı yarattı… Sonunda dönemin Ankara Hükümeti Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü Kıbrıs’a geldi, CTP-DP-TKP’nin yapamadığını başardı ve Aralık 1993’te erken seçime gidilmesinde UBP’yi ‘ikna’ etti… Seçimde UBP gene birinci parti çıktı ama 1994 yılbaşında DP-CTP koalisyon hükümeti işbaşına geldi; iç siyaset normalleşti, halk da siyasal tansiyondan kurtuldu.

Bu deneyim bir öğreti oldu CTP’ye… Boykotun, meclisi boşaltmanın nelere yol açtığının öğretisi… Halkın nelere katlanmak zorunda kaldığının öğretisi… Dışardan gelen provokasyonlara ve tahriklere kapılıp analitik düşünmeden atılacak siyasi adımın bedelinin ne olacağının öğretisi… Ne mi olacak?! CTP’nin doğru siyasetlerle, kapsayıcı yaklaşımlarla, geniş halk kitlelerinin ve çalışan kesimlerinin örgütleri ile geliştirdiği güçlü iş birliği ve dayanışma neticesinde seçmende bulduğu yüksek karşılığın dış telkinlerle meclisten çekilmesi halinde gerileyecek…

Gündemde olan sorunları aşmak CTP’nin meclsi terk etmesiyle değil, onun mecliste bu sorunları dillendirmesi ve erken seçim baskısını tüm paydaşların hep birlikte yapmasıyla başarılabilecektir. Kız öğrencilerin başörtüsü konusu, fiberoptik yasası ve şimdilerde Hayat Pahalılığı ödeneği düzenlemesi konusunda sivil toplum örgütlerinin meclis dışında, CTP’nin de meclis içinde olmak üzere dayanışma ve amaç birliği içinde etkili çalışmalar yaptığı inkâr edilemez. CTP meclis dışına çıkınca ise, hükümetin hegemonyasında kalacak olan meclisten muhalif ses verilmeyince meclis dışında yapılacak muhalefet sonuç üretmeye etkili olamayacağı gibi, halk tarafından da çok yakından izlenemeyecek, algılanamayacaktır. Bu durum ve oldular 1990-1993 döneminde iyicene yaşandı…
Gelelim Lenin’e…Rus çarının 1906’da kurmayı kabul ettiği meclis (Duma) 1917’ye kadar beş defa kapanıp altı defa açıldı… Bu süreçte sosyalist gruplar (Bolşevikler ve Menşevikler) boykot yapıp Duma’ya girip girmemekte tereddütler yaşadı, tartışmalar yaptı. Sürecin ortasında, artık yeterince deneyim kazanmış olan Bolşevikler’in lideri Lenin boykotun çare olmadığına ve Duma’ya katılmak gereğine dair tespit ve yorumlarını, devrim stratejisine dayalı eylemlerini kendi kitlesi ile paylaştı. Özetle aktaracak olursak, Lenin Duma’nın devrimci bir araç olmasa da, hükümetin politikalarını eleştirmek ve işçileri devrime örgütlemek için, devrimci ajitasyon ve propaganda yapmak için önemli bir "kürsü" olduğunu savunmuş. Duma’daki Bolşevik temsilciler aracılığıyla partinin görüşlerini daha geniş kitlelere ulaştırılabileceğini vurgulamış ve demiş ki Lenin, boykot her kötü temsilî kuruluşa uygulanabilir gözü ile bakmak kesin bir yanılgı imiş; en kötü temsilî kuruluşları bile kullanmaya her zaman çalışmak ve propaganda, ajitasyon, eleştiri ve yığınlara olan-biteni anlatma amaçları için kullanmak da akılcı olmakmış.

Lenin başka neler demiş?! Duma’da olmamak siyasi süreçten kopmak ve partinin kitlelerden izole olmasına neden olabilirmiş; kitlelerin Duma’ya umut bağladığı durumlarda, partinin orada yer alarak kitlelere hükümetin sahtekarlığını göstermesi gerektiğini de vurgulamış… Ve Lenin’e göre meselenin özü Duma’da olmamak değil, kısmi yükselişi genel bir yükselişe, sendikal hareketi devrimci bir harekete, lokavtlar karşısındaki savunmayı gericilik karşısında saldırıya tahvil edebilmek için gösterilecek doğrudan ve acil çaba imiş…

Lenin’in Duma’da yer almamaya ve boykota karşı çıkması, devrimci durumu hızlandırmak ve işçi sınıfının bilincini artırmak için kullandığı bir taktikti. Duma’da yer almak için de demiş ki “Seçimlere hazırlanmak için de gündelik işlerimizi sürdürüp, temsil kurumlarına katılmayı evvelemirde reddetmeksizin, tüm propaganda ve ajitasyonumuzu özgürlüklerdeki azalma ve anayasaya saygısızlık arasındaki ilişkiyi halka anlatmaya yöneltmeliyiz. Halka, doğrudan kitle mücadelesi olmadıkça, bu saygısızlığın kaçınılmaz olarak süreceği ve daha da kötüleşeceği kanaatini telkin etmeliyiz.”. Lenin 120 yıl kadar önce bunları söylemiş; sanki de bizim bugünlerimize akıl vermek için söylemiş… Ve ne kadar da benzerlikler varmış onun o günlerde ne yapılması gerektiğine dair tespitleri ile bizim bugünlerde ne yapmamız gerektiğine dair ihtiyaçlarımızda…

Özet: CTP mecliste göreve devam etmeli; benzer düşünen sendikalar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerle verimli ve etkili dayanışmaya ve iş birliğine devam etmeli… Erken genel seçim için baskıya devam etmeli… Güzel günler öyle gelecek…

Bu yazı toplam 314 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar