Bosna-Hersek’te yanlış kimliklendirmeler, ailelerin acısını katlıyor: “Kardeşim nerede?”
Geçmişle yüzleşmeye dair dünyada ne tür zorluklar yaşanıyor? Bu konuya bakmaya devam ediyoruz... Bosna-Hersek’te yanlış kimliklendirmeler, ailelerin acısnı katlıyor... Yanlış kimliklendirme nedeniyle mağdur olan bir kayıp yakını, “Kardeşim nerede?” diye soruyor...
Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı BİRN’de Emine Dizdareviç Tahmişiya’nın 16 Ocak 2026’da yayımlanan araştırmasını okurlarımız için özetle derleyip Türkçeleştirdik... Yazı özetle şöyle:
*** Telefoniyen yaptığımız röportajda, Cemile Hodziç’in sesi ağırdı, neredeyse konuşamıyordu... Nihayetinde sohbetimizin sonunda kendisi gözyaşları içerisindeydi... Cemile Hodziç, 29 yıl boyunca kardeşi Cemo’nun mezarını ziyaret ettiğini anlatıyor... Ancak şimdi bu mezar boş çünkü aslında o mezarda gömülü olan kalıntıların, kardeşine ait olmadığı yönünde onu sarsan haberi almış bulunuyor ve mezar şimdilerde boş duruyor... Ve o hala, kardeşinin gömü yerini aramaya devam ediyor...
*** Telefondaki sohbetimizin üstünden geçen birkaç gün sonra, başkent Saraybosna’nın varoşlarında Vogoska yakınlarındaki Blagovaç’a gidiyoruz, o burada yaşıyor. Savaş başladığı zaman Vogoska belediye sınırları içerisindeki Tihoviçi köyündeki evlerinden kaçmıştı oğluyla birlikte Cemile Hanım...
*** Bizi Tihoviçi’de savaşta ölenler anısına yerli halk tarafından yaptırılan anıta götürüyor. Burada Müslümanlar’ın ölenlerin ardından okuduğu bir fatihayı okuyor, gözyaşları içerisinde en büyük isteğini dile getiriyor – kardeşinin mezarı artık boş kalmasın, kalıntıları bulunup defnedilsin...
*** Müslümanlar’ın beyaz renkli mezar taşlarını göstererek onları usulca okşuyor... “Sanki de bunca yıl sonra onu benden gene koparıp aldılar, sanki onu benden çaldılar, alıp götürdüler” diye konuşuyor. “Kaybolup gitti... Geri gelecekler mi acaba, kemiklerini getirecekler mi, bunu bilmiyorum” diyor.
*** 1992-95 Bosna savaşı sona erdiği zaman, Tihoviçi’deki bir toplu mezarda, öldürülmüş olan köylülerin kalıntıları bulunmuştu. Bunlar arasında Hodziç babası Kasım’ı ve 21 yaşındaki kardeşi Cemo’yu tanımıştı... Onları giysilerine bakarak tanımlamıştı, DNA teknolojisi kullanılmaksızın... Babasının iş gömleğinin yanında elektrikli traş makinesini ve ona ait olduğunu düşündüğü Plava Morava marka bir paket sigara bulunmuştu... Kardeşine gelince, onu giymiş olduğu mayodan tanımıştı... Cenazeleri 4 Temmuz 1996’da yapılmıştı – dört sene önce 4 Temmuz’da öldürülmüşlerdi ve cenazeleri öldürülmelerinden tam dört yıl sonra yapılmıştı...
*** Bunu izleyen yıllarda onların Tihoviçi’deki mezarlarını sürekli ziyaret etti Cemile Hanım. Ancak Mayıs 2025’te herşey değişecekti... Birkaç yıl önce Cemile Hanım’dan ve diğer köylülerden, bu mezarların açılarak DNA testleri yapılması için izin istemişti yetkililer... “Sonrasında, Mayıs 2025’te bizleri tekrar çağırarak kalıntıları tanımlamamız istendi. Oraya gittim. Gittiğimde, “Bunlar, Kasım Hadziç’in kemikleridir” dediler. “Kardeşim Cemo’nun kemikleri var mı? Ben kardeşim Cemo için de geldim” dedim. “Kardeşin Cemo burada değildir” dediler. Kalıntıları alıp gittiler” diye hatırlıyor.
*** Cemile Hodziç için bu keşif, savaştan hemen sonra yürütülen toplu mezar kazısından bile daha da şoke ediciydi. Çünkü kardeşinin mezarı şimdi boş duruyor... Cemile Hodziç, savaştan hemen sonra, henüz DNA analizlerinin yapılmaya başlamasından önce yürütülen kimliklendirme çalışmalarında mağdur olan tek kişi değil, bu konuda başka kayıp yakınları da bulunuyor.
*** Bosna Kayıp Şahıslar Enstitüsü’nden Saliha Cuderiya BİRN’e yaptığı açıklamada, Tihoviçi’deki kalıntıları incelediklerini, kimliklendirilmemiş iki kişiye ait kalıntıların olduğunu, kan örneği verilmesi ardından, bulunan kalıntıların daha önce defnedilmiş olan 4-5 kişiye ait olduğunu anladıklarını söyledi. Bu işlemi yürütmek için toplam 14 aileden onay almışlar. Bu ailelerden 12’si, akrabalarının mezarının kazılarak kemiklere DNA analizi yapılmasını kabul etmiş...
*** “Sözkonusu 12 mezarda bulunan kalıntıları çıkardığımız zaman, bunlar arasında başka kemikler ve başka bedenler bulduk... Bu kemiklerin yeniden dizilimini yaparak iskeletleri birleştirmek ve kimliklendirme yapmak durumundaydık. 12 şahıstan 11’ini kimliklendirdik. Bir kişinin kimliği hala bilinmiyor” diyor Cuderiya...
*** Bosna-Hersek savaşında öldürülüp kayıp edilenlerden bugüne kadar 23 bin kadarı kimliklendirilmiş... Ancak klasik yöntemle yani giysilerine ve mezarda bulunan başka şeylere bakarak kimliklendirilmiş olanlar, bu rakamın üçte birini oluşturuyor. Yanlış kimliklendirme sorunlarıyla başedebilmek maksadıyla şu anda başka bir prosedür var: O da, ölmüş olan akrabalarını vakti zamanında “klasik yöntemle” tanımlamış olan kayıp yakınları, şimdi artık DNA analizi için kan örneği vermek zorunda... Ancak bazı kayıp yakınları 30 yıllık acıdan sonra, bir kez daha kimliklendirmenin belirsizliği sürecinden geçmeye yanaşmak istemiyor...
*** Adli antropolog Ewa Klonowski, bir kez daha kimliklendirme sürecine onay verme konusunda pek çok ailenin yaşadığı dilemmaya tanık olmuş... Visoko kentindeki mezarlıkta bulunan ölülerin kemiklerinin muhafaza edildiği noktaya doğru giderken, başka morglarda ve kemiklerin muhafaza edildiği başka yerlerde ve de kazılar esnasında gömü yerlerinde yürütmüş olduğu çalışmaları hatırlıyor...
*** Visoko’daki morg soğuk bir yer, hangi amaca hizmet ettiği düşünüldüğü zaman olduğundan daha da soğuk hissettiriyor, hele de kış aylarında... Beyaz fayanslı morgta, pencereler aralık... Kurşuni renkli çelik mesalarda torbalar dolusu kemik var... Bir sonraki odaya ağır bir çelik kapıdan geçiliyor, burada da raflarda insan kalıntıları bulunuyor.
*** Klonowski, bu ortama alışkın... Anlattığına göre Bosna’da bulunan morglarda halen 2 bin kişiye ait kalıntılar bulunuyor, bunlar DNA profili olan ancak ailelerle eşleşmeyen kalıntılar... 1995 ile 2003 yılları arasında 8 bin kişiye ait kalıntılar klasik yöntemle kimliklendirilmiş.
*** Bosna’nın kuzeybatısındaki Priyedor yakınlarında Kurevo’daki durumu hatırlıyor. Genç bir adamın kalıntıları mezardan çıkarılmış, annesi onu, giydiği fanelladan tanımış. Bu fanellayı kendisinin işlediğine inanmaktaymış. Ancak birkaç sene sonra DNA sonuçları çıkınca, bunların aslında o annenin oğlu olmadığı anlaşılmış. Bir başka aile gelmiş ve ikinci bir anne, aynı fanellayı tanıdığını ileri sürmüş. Klonowski, “Her iki anne de, bu fanellayı kendilerinin işlemiş olduğunu söylemekteydi” diye anlatıyor.
*** “Hrastova Glava’da iki aile vardı, her iki aile de tek bir bedeni istiyordu. Ancak biz o naaşı sadece tek bir aileye verebilirdik. Ki bunu da yüzde 100 bir kesinlikle bize ancak DNA analizi sağlayabilir” diye konuşuyor Klonowski.
*** Cuderiya ise 6 bin kişinin klasik yöntemle kimliklendirilmiş olduğunu ve bunun da yanlış kimliklendirmeler içerebileceğini anlatıyor. Yılda 50 ile 100 kişiye yeni yöntemle testler yapılıyor ki güvenilir biçimde kimliklendirilebilsinler...
*** Uluslararası Kayıp Şahıslar Komisyonu’nun Batı Balkanlar Programı’ndan Samire Krehiç, DNA analizleri öncesinde klasik kimliklendirmelerin yaygın biçimde kullanıldığını ve 2000’li yıllara kadar bunun devam ettiğini anlatıyor, bu durum Uluslararası Kayıp Şahıslar Komisyonu ICMP’nin DNA analiz laboratuvarlarını Bosna’da açmasına değin devam etmiş. Krehiç, yanlış kimliklendirme sorunlarının ancak klasik yöntemle sevdiklerini kimliklendirmiş olan ailelerin iyi niyeti ve dayanışmasına bağlı olarak çözülebileceğini anlatıyor.
*** Krehiç, “Örneğin bir şahsa ait kalıntılar kazılıp çıkarılıyor, örnek alınıyor, DNA analizleri bir kan referansıyla eşleşiyor oysa ailesi başkasını yanlış biçimde kimliklendirmiş – Ve şöyle şeyler olmuştur: Tek bir yanlış kimliklendirme konusu çözümlendiğinde, üç doğru kimliklendirme elde edilebiliyor. Domino etkisine sahip bir sistemdir bu” diye anlatıyor.
*** Ailelerin DNA örneği vermesi için hiçbir zaman geç olmadığını belirten Klonowski ise, kimi zaman ailelerin kan örneği vermeyi reddedebileceğini de hatırlatıyor. “Bir aile şöyle diyebilir: ‘Ben yıllardır mezarlığa, o mezara gidiyorum, o benim oğlumdan. Oğlum olduğunu hissediyorum. Kalbimin derinliklerinde o benim oğlumdur’... Öyleyse ne olacak? Bu sorunu çözmek isteyen kişi ne yapmalıdır?” diye soruyor...
*** Çok sayıda insan kalıntısı morglarda sonsuza dek kimliklendirilmemiş olarak kalabilir... Ve pek çok aile de hiçbir zaman sevdikleri için dua edebilecekleri bir yere sahip olmayabilir... Rvanda’da 1994 soykırımı ardından 250 bin insan için durum buydu... Bu nedenle başkent Kigali’de bir hatırlama, eğitim ve soykırımın kimliklendirilmemiş kurbanlarına onurlu bir defin sağlama sembolü olarak bir anıt inşa edildi.
*** Rvanda’daki Kigali Soykırım Müzesi Müdürü Honre Gatera, pek çok kayıp yakınının hiçbir zaman sevdiklerinin naaşlarına ulaşamdığını anlatıyor – kayıplar nehirlere atılıp Rvanda dışına sürüklenmiş olabilirmiş... Gatera, kayıp yakını aileler için babalarının, analarının, kardeşlerinin nerede gömülü olduğunu veya nasıl öldürüldüklerini bilmeyişin çok acı verici olduğuna dikkati çekiyor.
*** Gatera, “Soykırımda hayatta kalmış olanların, yakınlarının nereye gömülü olduğunu bilmeleri önemlidir, belli bir yere giderek onları hatırlamak ve ailelerin bir araya gelip yas tutmaları önemlidir” diyor.
*** Bosna’daki Visoko’da ise morgta halen kimliklendirilmemiş 375 kişi olduğunu söylüyor Kenan Karavdiç. Kendisi Visoko Kent Mezarlıkları yetkilisi... Mezarlıkta bir anı merkezi oluşturmak ve ortak bir anı plaketi yerleştirmek istediklerini anlatıyor.
*** “Böylesi bir anı merkezi ve anı plaketi, tarihsel kanıt için bir alan olacak... Bu insanlar acı çekmişler ve herhangi bir isim olmaksızın defnedilmemelidirler... Bir şekilde daha onurlu biçimde işaretlenmiş olacak bir yerde anılmalıdırlar” diye anlatıyor Karavdiç.
*** Bu arada Cemile’nin, kendi kardeşi için sonsuz dileği, onun nihayet kimliklendirilmesidir – çağrısı da henüz DNA analizleri için kan örneği vermemiş olan herkesin kan örneği vermesi ve böylelikle tüm diğer kayıp şahısların onurlu biçimde defnedilebilmesidir... “Böylece kemikler nihayetinde ebedi istirahatgahlarına kavuşabileceklerdir” diye konuşuyor...
(BIRN’de Emine Dizdareviç Tahmişiya’nın 16 Ocak 2026’da yayımlanan yazısını özetle derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN...)

Adli antropolog Ewa Klonowski...

Bosna Hersek'te klasik yöntemle kimliklendirmelerde pek çok hata ortaya çıktı...







