1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. BİZİM 80’lerrr (6)-JukeBox.
Eralp Adanır

Eralp Adanır

BİZİM 80’lerrr (6)-JukeBox.

A+A-

“JukeBox”... ya da Türkçeleştirilmiş şekliyle; “Müzik Kutusu”...

JukeBox, ‘80’lerde keşfedilmiş bir müzik aleti değildir kuşkusuz. Fakat ‘80’lerin başına kadar bazı mekanlarımızda yaşamını sürdürmeyi becermiş sihirli bir müzik kutusuydu bizler için de.

Şimdi, kısaca şu JukeBox’un tarihine bir göz atalım dilerseniz.

Özetle, plâk çalan yarı otomatik bir aparat olarak değerlendirebileceğimiz bu alet, kişinin kendi kendine yettiği, müzik kutusunun menüsünden seçimini yapıp, bozuk parayla çalışan bir makinedir. JukeBox, üzerinde harfler ve rakamlar bulunan tuşlara sahiptir, bunlar kombinasyon halinde girildiğinde belirli bir şarkıyı çalmak için kullanılır. Meselâ; bozuk parayı atıyorsun, menüdeki şarkıyı bulup nasıl kodlandığını görüp örneğin K-5’ basıp makineye görevi vermiş oluyorsunuz. Siz gidip yerinize otururken 45’lik plâkların olduğu o silindir döner ilgili kodlamaya gelir, bir uzun plâk alıcı aparatı on alıp pikap’ın (turn table) üzerine yerleştirerek çalınmasını gerçekleştirir.

İlk zamanlar bu alete JukeBox denmiyordu, “Jetonlu Fonograf”, “Otomatik Fonograf” denilmesine rağmen 1930 yılında daha güzel bir isme, “Müzik Kutusu” yani Juke Box’a kavuştu.

Ülkemizde JukeBox'ların 1960'ların başlarından 1970'lerin ortalarına kadar popüler olduklarını söyleyebiliriz.

Şimdi dönelim benim hatırladıklarıma...

JukeBox’la ilgili ilk hatıram Limasol’da oluşmaya başlar.

Evimize en yakın kebap restoranı Niyazi Kebap’tı. Her haftasonu dolup taşan bir mekândı. Zaten o yılları düşündüğümüzde; yani, ‘60’lı, ‘70’li yılların başında; “eğlence” denilen; insanın ruhunu tazeleyen bu eylem biçimi içerisinde ya haftasonları restorana, oradan da müzikli bir yere gitmek vardı (Park Gazinosu gibi), ya da herkes kendi bütçesine göre evinde birşeyler yapıp yiyip içmekten geçerdi. Limasol’da hafta sonları ailemizle birlikte Niyazi Kebap’a gittiğimizi hatırlarım. Orada canlı müzik yapan yoktu ama müthiş bir müzik kutusu vardı, adına da JukeBox derlerdi.

Aslında bugün bile bu cihazlara bakıldığında; bir “ev eşyası” muamelesi gördüğü hemen anlaşılır. Ahşap ve metalden oluşan, bazıları renkli ışıklı ama genelde “albenisi” yüksek bir mobilyayı andırırlardı.

İşte söz konusu JukeBox’dan müzik dinlemeye ‘70’li yılların ilk yarısından itibaren başlamıştım. Bu arada JukeBox’ların üç isim-model şeklinde anılıyor olduklarını da belirtmek isterim: Rock-Ola, Seeburgh, Wurlitezer JukeBox’ları...

1974 sonrası Kuzey’e-Girne’ye göç ettikten sonra JukeBox’larla daha bir iç içe olmaya başladım. Çocukluktan ergenliğe geçiş dönemlerime denk gelen JukeBox’lar artık sadece restoranlarda müzik dinlemek için değil, bu alanlarda yapılan doğum günü partilerinin de vazgeçilmez dans-eğlence eşlikçisiydiler.

Girne’de Rahmetli Ömer dayımızın “Moonlight” kebap restoranı vardı, hatırlayanlar vardır mutlaka. Bu restoranda da olmazsa olmazlardan biri; JukeBox vardı. Birkaç kez burada okul arkadaşlarımızın yaptıkları doğum günü partilerine katılmıştım. Hatırlıyorum da JukeBox’da en güzel slow şarkılar da vardı. Mesela; “If You Go Away”... bu şarkıda dans etmemek olmazdı. Kızlar erkekler; haremlik-selamlık gibi pisti önlerine alacak şekilde dizili sandalyelere oturuyorlar, özellikle de slow şarkı çaldı mı, erkek kalkıp bir bayanı dansa davet ediyordu. Tabii şarkı bitip seçilmiş olan ikinci şarkının yerleşip çalınacağı sürede ise pistte “sap” gibi durma haliniz de kaçınılmazdı (Hahaha)...

19-haziran-2022-eralp-bizim-seksenlerrr-6-juke-box-3.jpg

Bir diğer JukeBox hatıram ise; Girne Eski Limanın girişinde yer alan ilk restoranda vardı... MARTI GAZİNOSU-restoranı... Rahmetli Suna dayının ve oğluları; dostlarım Osman ve Ahmet’in çalıştırdıkları bu mekândaki hatıram; kışın soğuk günlerinde arkadaşım Mehmetali’yle birlikte sığındığımız, çay içip ayçiçeği çitlediğimiz (Hahaha), müzikleri de JukeBox’tan dinlediğimiz anılarla doludur.

Bob Marley’den Jimi Hendrix’e, Country müziğin duayenlerinden; Gordon Lightfood’dan Johny Cash’e kadar aradığınız her türden plak-tür vardı bu JukeBox’ta. Piyano gibi tuşlarında harfler ve sayılardan yola çıkarak çok beğendiğimiz şarkıları hafızamıza kazımamız çok da zor olmamıştı.

Meselâ yukarıda da örnek verdiğim “K-5” kodlaması. Parayı attıktan sonra K-5’i tuşladığmızda Jimi Hendrix’in “All Ower The Watch Tower”ı dinlemeye başladığımız daha dün gibi aklımda.

Tabii şunu da eklemek gerekir ki, plâktan müzik dinlemenin apayrı bir zevki vardır. Ve diğer önemli bir nokta ise, JukeBox’lara yerleştirilen müzik menüsü.

Şimdi bir kebap restoranında Jimi Hendrix yer almazdı ama onun yerine Tom Jones’un “Delilah” şarkısı yer alabilirdi. Fakat bar-kafe modeli yerlerdeki müzikler ise tahmin edebileceğiniz gibi daha bir farklı oluyordu.

19-haziran-2022-eralp-bizim-seksenlerrr-6-juke-box-2.jpg

Sanırım ‘80’lerin ilk yarısına kadar böylesi mekânlarda JukeBoxlar yaşamını sürdürebilmişti.

Tabii ki gelişen teknoloji karşısında o da fazla direnemedi. Kaset Çalarlar çıkınca, bu tip yerlerde küçük kablolu hoparlör desteğiyle kasetten müzikler dinleniyor, bireysel olarak da “Walk Man” akımının içinde kaybolmaya başlamıştık.

işte böyle... aradan yıllar geçti ve bir dostumun yardımıyla çalışır durumda değil ama bir ücret karşılığı eski bir JukeBox bulmayı, satın almayı başardım yıllar önce. Teknik olarak anlayan birini bulana kadar maalesef o vaziyette ve cam altındaki menüsündeki pennayla (mürekkepli kalem) yazılı şarkı repertuarına bakmaya devam edeceğim (Hahaha).

19-haziran-2022-eralp-bizim-seksenlerrr-6-juke-box-1.jpg

Bu yazı toplam 402 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar