1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. İYİLEŞTİRME GÜCÜ
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

İYİLEŞTİRME GÜCÜ

A+A-

İnsanlığın ölümü temsil eden Thanatos ile cebelleştiği bir dönem daha yaşandı ve hala sürüyor. Bunun karşısında ise yaşam enerjisini temsil eden Eros var. Erotik duygu bir cinsellik enerjisi gibi anlaşılsa da aslında çok daha kapsamlı bir şeyi yaşam enerjisi ve tutkusunu temsil ediyor. Yeniden kalabalıklaşan sokaklar, bir açlık dönemi sonrası saldırıya geçilmiş sanat etkinlikleri filan biraz da kendini gösteren ölüme karşı bir direniş, bir başkaldırı gibi de okunabilir. Ekonomik krize rağmen yaşama tutkusu içindeki insanlık hayattan ne alabilirse onu almanın telaşı içinde. Ölebilirdik her birimiz ama yaşıyoruz. Yakınımızda pek çok ölüm gerçekleşti. Onların yasını bile doğru düzgün tutmamıza izin vermeyen bir dönemdi yaşadığımız. Geçmişte çok az aklımıza gelen ölüm birden hayatlarımızın baş köşesine kuruldu. Sadece kendi küçük birimlerimiz köyümüz, mahallemiz içinde yaşadığımız hayatlar geçmiş yüzyıla ait artık. Bütün dünyayı evimize taşıyan bir çağda, başka aidiyetler kapsamı içinde sürdürüyoruz artık hayatlarımızı. Değişimler baş döndürecek kadar hızlı.

Herkes kendi bedeni, kendi sınırlı yakın çevresi içinde yapayalnız yine de. Geçmişimizin ağırlığını, geleceğin belirsizliğini sırtımızda taşıyarak bugünü anlamlı kılmaya çalışıyoruz. Başkalarının acı veren pek çok ayrıntısını bilemeyeceği birer hayatımız var her birimizin. İçimizin derinlerinde kırgınlıklarımıza basa basa ilerliyoruz, uğradığımız haksızlıkların öfkesi, vicdanımızı yaralayan anılarla başa çıkmaya çalışıyoruz belki… Kimsenin bilmediği kaygılarımız, yen içinde gizli kırık kollarımızla çevreye gülümsüyor, farklı bir intiba için çabalıyor da olabiliriz. Başkalarının hayatlarıyla kıyaslıyoruz ya kendi hayatlarımızı, pek de iyi tanımadığımız bir şey bu kıyasladığımız. Görünenin ardındakinin ne kadar farklı olabileceğini kendimizden biliyoruz oysa.

Mutluluk neden bu kadar zor ve ulaşılmaz biliyor musunuz? Kolay ulaşılabilir olsa değersizleşirdi çünkü. Önemli olan ona doğru yapacağımız yolculuğun bizi zenginleştirip keyif verebilmesi.

Hem içimiz karmakarışık hem de çok ürkütücü dışarısı. Göremediğimiz yaralara, ruhsal hastalıklara sahip pek çok insan normal taklidi yaparak dolanıyor ortalıkta. Görünüşe aldanıyor, pek çok narsistin kollarına düşebiliyoruz farkına varmadan. Biz onlardan daha mı düzgünüz bir yandan da. Kendi travmalarımız, örselenmiş varlıklarımızla ne ölçüde başa çıkabildik?

En güvenli olan zırhsız dolaşmak bir yandan da. Kırılganlıklarımızla barışık halde, onların bizi gerçek insanlar yaptığının bilinci ile hareket etmek, başkalarından önce hak ettiğimiz şefkati kendimize gösterebilmek, içimizdeki yaralı çocuğu avutup gerçek ne kadar acımasız olursa olsun onu teslim etmek.

Zaman hızla geçiyor. Hayatın temposu öylesine hızlı ki şiddetle akan bir nehrin kollarında oradan oraya sürüklenerek ilerliyoruz. Yıllar geçmiş oluyor sonra, aynadaki bir başka insana dönüşüyor. Hayat söndürmüş oluyor gözlerimizdeki ışıkları, bazı şeyler için çok geç kaldığımız sanısına kapılıp onların kederine sürükleniyoruz, hayat hikayelerimiz bizim hiç de arzu etmediğimiz biçimlerde yazılıyor.

Sonunda insanların muradına erdiği bir peri masalı değil hayat. Böyle olmasa bile bu acı-tatlı serüven içinde keder kadar hazlar ve sevinçler de taşıyor. Bu hayata kendi iyiliğimizi saçmışsak bir biçimde meyvesini veriyor bize.

Rüzgâr hep istediğimiz yönde esmese de dönüyor bir gün. Kırık kalpler kolay iyileşmiyor belki ama her şeye alışıyor insan.

En zor zamanların nasıl atlatıldığını deneyimledik hayatta, yeri doldurulmaz kayıpların acısını yaşadık kimi zaman.

Yaşanan bütün felaketlerin en büyük tesellisi insanın direnme ve kendini iyileştirme gücü. Yenik düşmek de mümkün hayatta ama teslim olmamakta bütün mesele.

Bu yazı toplam 522 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar