1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Ben kadın gitarist değilim, ben gitaristim”
“Ben kadın gitarist değilim, ben gitaristim”

“Ben kadın gitarist değilim, ben gitaristim”

İngiliz blues, roots ve rock müzisyeni Bex Marshall YENİDÜZEN’e konuştu.

A+A-

İngiliz blues, roots ve rock müzisyeni Bex Marshall, güçlü sesi, etkileyici sahne performansı ve özellikle slide gitar tekniğindeki ustalığıyla uluslararası müzik çevrelerinde adından söz ettiren sanatçılar arasında yer alıyor. Blues, rock, soul, gospel, folk ve country gibi farklı müzik geleneklerini kendi özgün tarzında bir araya getiren Marshall, kariyeri boyunca birçok ülkede sahne aldı ve çağdaş blues müziğinin dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi. Kıbrıs ise onun için yalnızca konser verdiği bir yer değil; yaklaşık yirmi yıldır sahip olduğu Bahçeli'deki evinde ikinci bir yuva. Son albümü Fortuna ile yeniden dinleyicileriyle buluşan sanatçıyla müzik yolculuğunu, blues'a olan tutkusunu, kadın gitarist olarak yaşadığı deneyimleri ve Kıbrıs'la kurduğu özel bağı konuştuk.

 

“Tanık olduğum her şey müziğimin parçası hâline geliyor”

Şarkılarında ve bestelerinde yaşam deneyimlerini ve gözlemlerini samimi bir dille aktaran sanatçı Bex Marshall, ilk olarak müziğinin oluşum sürecini ve blues ile kurduğu güçlü bağı anlatıyor.

“Çok fazla seyahat eden biriyim. Müziğim de doğal olarak bu yolculuklardan, gördüğüm yerlerden, tanıştığım insanlardan ve yaşadıklarımdan besleniyor. Her söz yazarının kendine özgü bir yöntemi vardır. Ben de hayatın içinden topladığım her şeyi zihnimin bir köşesinde biriktiriyorum ve zamanı geldiğinde bunlar şarkı sözlerine dönüşüyor. Yazdıklarım bazen bir aşkın, bazen bir ayrılığın, bazen de mutfaktaki bir masanın hikâyesi olabiliyor. Hayatta tanık olduğum, beni etkileyen her şey müziğimin bir parçası hâline geliyor. Elbette iyi sözler yazdıktan sonra onları farklı müzikal türlerde ifade etmek mümkündür; rock, pop ya da enstrümantal müzik olarak yorumlayabilirsiniz. Ancak ben yapabileceğimin en iyisini yapmak istedim. Kendimi daha kolay bir yolla ifade etmek yerine sınırlarımı zorlamayı tercih ettim. Bu nedenle blues müziğini seçtim. Çünkü blues her zaman içimdeydi; kalbimde, duygularımda ve müziğimde. Pop ya da rock söylemek benim için daha kolay olabilirdi ama blues farklı bir derinlik gerektiriyor. Gerçek blues, teknikten önce hissedilen bir şeydir.”

2-541.jpg

“Kadınlar olmadan hiçbir şey mümkün değil”

Blues müziğine tarihsel olarak baktığımızda erkek egemen bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Kadın müzisyen olarak bu alanda kendine nasıl yer açtığını ve daha fazla kadının sahnede görünür olması için nasıl mücadele ettiğini anlatıyor.

“Blues hâlâ büyük ölçüde erkek egemen bir müzik türü. Katıldığım birçok festivalde ve programda bunu açıkça görüyorum. Bu ortamlarda sürekli başka kadın müzisyenler arıyorum, ‘Nerede bu kadınlar?’ diye düşünüyorum. Hatta bazen yeterince kadın göremediğimde buna öfkeleniyorum. Çünkü son derece yetenekli söz yazarları, müzisyenler ve yorumcular var. Bu nedenle daha fazla kadının bu alanda var olabilmesi için elimden gelen desteği vermeye çalışıyorum. Aslında dünya genel olarak erkeklerin kurduğu bir düzen içinde işliyor gibi görünse de kadınlar olmadan hiçbir şey mümkün değil. Hatta bunu anlatan bir şarkı sözü bile var. Saatlerce bir erkek müzisyeni dinlersiniz, ardından sahneye bir kadın çıkar ve atmosfer bir anda değişir. Ben de bu tarzın içinde var olmayı, kendimi başkalarıyla kıyaslamayarak başardım. Ne yaparsam yapayım, en iyisini yapmaya çalıştım ama bu her zaman kendi potansiyelimin en iyisi olmaya yönelik bir çabaydı. Benim asıl görmek istediğim şey, kadınların ve erkeklerin bu alanda yan yana, omuz omuza yer alması. Çünkü benim için blues bir rekabet alanı değil; insanın kendini en iyi şekilde ifade edebildiği ve gerçekleştirebildiği bir alan.”

Müziğini yalnızca blues ile sınırlamayan sanatçı, yıllar içinde oluşturduğu özgün tarzın farklı kök müzik geleneklerinden beslendiğini söylüyor. Blues, folk, country, gospel ve bluegrass gibi türleri bir araya getiren sanatçı, müziğini nasıl tanımladığını ve kendine özgü üslubunu nasıl oluşturduğunu anlatıyor.

“Aslında müziğimi tanımlarken sadece blues, rock ya da soul demek yeterli olmaz. Benim müziğim için ‘kök müzik’ (roots music) tanımını kullanabiliriz. Müziğimin içinde blues, folk, country, gospel ve bluegrass gibi türlerin izleri var. Artık hayatımın yeteneğimin farkına vardığım bir dönemindeyim ve geleceğimi sağlam temeller üzerine kurmak istiyorum. Bu nedenle kök müziklere özel bir önem veriyorum. Kök blues; ustalık gerektiren, son derece etkileyici ve teknik açıdan zorlayıcı performanslarıyla beni cezbediyor. Ben de bu anlayıştan beslenerek kendi müzikal tarzımı oluşturuyorum. Her çalışmamda biraz daha ileri gitmeye, kendimi aşmaya çabalıyorum. Albümlerimi hazırlarken de bu farklı müzik geleneklerini bir araya getirmeye özen gösteriyorum. Kök müziği gösterişli, çekici ve güçlü bir estetikle buluşturmak istiyorum. Çünkü ben bir kadınım. Bu da benim müziğime yansıyan, onu özgün kılan özelliklerden biri.”

1-buyukaa.jpg

“Özgürce çalmayı seven bir müzisyenim”

Sanatçıyı blues dünyasında öne çıkaran özelliklerden biri de slide gitar tekniğini kullanmaktaki ustalığı. Gitar telleri üzerinde metal, cam ya da seramik bir parçanın kaydırılmasıyla icra edilen bu teknik, notalar arasında kesintisiz geçişler sağlayarak hüzünlü, akıcı ve karakteristik tınılar yaratıyor. Özellikle blues ve country müziğin vazgeçilmez unsurlarından biri olan slide gitarın sanatçı için ne ifade ettiğini de konuşuyoruz.

“Slide gitarı her zaman çok sevdim. Çocukluğumdan beri hayranlık duyduğum bir teknikti. Dinlerken etkilenir, bir gün bunu kendim de yapabilmeyi hayal ederdim. Bir bakıma o hayalimi gerçekleştirdim. Ancak slide gitar çalmak hiçbir zaman kolay değil. Zaten mesele mükemmel olmak da değil; hissetmekle ilgili. Ben bu tekniği doğal bir şekilde kullanmayı seviyorum. Çalarken bazen kendiliğinden ortaya çıkıyor. Duygularını müziğinin merkezine koyan bir sanatçıyım. Elbette zaman zaman bu tekniğin zorlayıcı yanları da oluyor. Çünkü ciddi bir strateji ve teknik hâkimiyet gerektiriyor. Ama ben özgürce çalmayı seven bir müzisyenim. Sahnede hesap yapmak yerine hissetmeyi, müziğin içinde kaybolmayı ve o anı yaşamayı tercih ediyorum.”

ned-0004.jpg

“Ben gitaristim, kadın gitarist değil”

Yaklaşık on yıl aradan sonra yayımladığı Fortuna albümüyle dinleyicilerinin karşısına çıkan Bex Marshall, bu çalışmayı hem kişisel hem de sanatsal yolculuğunun bir özeti olarak görüyor. Adını Roma mitolojisindeki talih ve kader tanrıçasından alan albüm, sanatçının gözünde yalnızca şansı değil, yaşamın sunduğu fırsatları, dönüm noktalarını ve insanın kendi yolunu çizme çabasını da simgeliyor. Marshall, albümün hikâyesini anlatırken gitarla kurduğu yarım asırlık ilişkiye ve erkek egemen bir müzik dünyasında var olma mücadelesine de değiniyor.

“Ben romantik biriyim. Tarihi hikâyeleri de çok severim. Aslında kendimi şanslı bir insan olarak görüyorum. Hayatım boyunca pek çok konuda şanslı oldum ve bunun için Tanrı’ya her zaman teşekkür ettim. Bir müzisyen olarak yolum uzun ve zorluydu. Belki de bu yüzden biraz şansa ihtiyacım vardı. Şarkı söyleyebilmek, şarkı yazabilmek başlı başına büyük bir armağan. Bunun yanında insanın sahip olduğu özel enerji de onu hayatta bir adım öne taşıyabiliyor. Ben bunu Tanrı’nın bir hediyesi olarak görüyorum. Bu albümü aynı zamanda bir ‘gitarist albümü’ olarak tanımlıyorum. Çünkü her şeyden önce ben bir gitaristim. Yedi yaşından beri gitar çalıyorum. Buna rağmen uzun yıllar boyunca bir kadın olarak baş gitarist kimliğiyle kabul görmek kolay olmadı. Grubumla çalışmaya başladığım yıllarda daha çok akustik gitar çalıyordum. Bu benim uzmanlık alanımdı ve zaman zaman gerçekten güçlü performanslar ortaya koyuyordum. Kariyerim ilerledikçe elektrik gitara yöneldim ve müzikal tarzım da bu doğrultuda şekillendi. Zamanla buna söz yazarlığı da eklendi. Sanki bütün bu deneyimler yaratıcılığımı besledi ve sonunda bir şarkının tüm üretim sürecini üstlenebilen bir müzisyene dönüştüm.

Bugün geriye baktığımda gitar çalmak hayatımın son elli yılını ifade ediyor. Akustik gitarla bile erkeklerin hâkim olduğu bir dünyada yer edinmek kolay değildi. Bunu başardım. Çünkü kadın olarak bu alanda var olmak çoğu zaman diğerlerinden daha iyi olmayı gerektiriyor. Ama ben kendimi ‘kadın gitarist’ olarak tanımlamıyorum. Ben bir gitaristim.”

bur-8364.jpg

Çok ilginçtir ki Bex Marshall'ın Kıbrıs'la ilişkisi bir konser davetiyle değil, tesadüf sonucu çıktığı bir tatille başlıyor. Yirmi yıl önce adaya gelen sanatçı, o günden bu yana Kıbrıs'ı ikinci evi olarak görüyor. Bahçeli'de bir ev sahibi olan Marshall, adaya duyduğu sevgiyi ve Kıbrıs'la kurduğu bağı gülümseten bir anıyla anlatıyor.

“Son yirmi yıldır Kıbrıs’ta Bahçeli’de bir evim var. Tüm tatillerimi burada geçiriyorum diyebilirim. Kıbrıs’a gelişimin de çok komik bir hiakyesi var aslında. Yirmi yıl önce Kıbrıs’a tatil için geldim. Aslında planım güney Kıbrıs’a gitmekti. Daha doğrusu Kıbrıs’I büyük bir Yunan adası sanmıştım. Tabii o zaman internet bu kadar da yaygın değil. Televizyonda gördüğüm bir reklam üzerinden telefonla tatil ayarladım. Christmasa yakın bir tarihti. Eski eşimle birlikte gelmiştik. Ercan Havalimanı’na indik. Sabah satin ikisi. Bizi bir taksi aldı. Bizden başka kimse yok bu tatil grubunda. Şaşırmıştık. Ucuz bir tatildi. Taksi şöförüne yolda giderken sordum. Bizim için ne gibi Christmas planlarınız var diye. Bana yanıt olarak, biz Christmas kutlamayız dedi. şok olmuştuk. Eski eşim dönüp bana sordu. Nereye gittiğimizden emin miyiz diye? Hiçbir fikrim yoktu ama hayatımın en güzel tatili oldu diye bilirim. Kıbrıs’ın kuzeyine bayılmıştım. O zamanlar ada daha da güzeldi tabii. Hava, insanlar, doğa, kültür, yemekler her şey şahaneydi. Böylece burada bi rev almaya karar verdim. Hala dab u adayı çok seviyorum. Dört ayda bir gelmeye çalışıyorum. Çünkü hayatımın büyük bölümü turla geçiyor. Farklı kıtalara gidiyorum. Kıbrıs’ta ilk kez Lefkoşa Türk Belediyesi’nin etkinliği ile sahne aldım diye bilirim. Diğerleri küçük barlarda arkadaşlarıma yaptığım kısa performanslardan ibaretti. Kıbrıs’ta bi rev sahibi olarak değil de müzisyen olarak sahne almak da bana büyük bir keyif verdi.”

Röportaj fotoğrafları: Nedim Enginsoy
Sahne fotoğrafları: Burçin Aybars

Bu haber toplam 580 defa okunmuştur