1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Bariyerin İki Yüzü
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Bariyerin İki Yüzü

A+A-

Anlaşıldı mı?” diyor polis amiri…

“Bu bariyeri kimse geri itemeyecek. Buna fırsat vermeyeceksiniz. Bunları devirmeyeceksiniz; copla değil, kalkanlarla, ilk aşamada… Baktınız ki iş değişiyor biraz, o zaman cop kullanma izni amirlerinizden gelecek. Siz ilk nazarda elleri, ayakları engelleyecek şekilde hareket edeceksiniz. İtfaiye de muhtemelen su sıkacak…

Sabah dokuz gibi saat…
Meclis’in önüne iki ayrı soğuk demir bariyer çekilirken, polisler de talimatları dinliyor.

Polis amiri çekim yaptığımızı fark ediyor.
O andan itibaren bal damlıyor ağzından…
Yurttaşlara elbette şiddet uygulamayacağız, gerekirse kendimizi müdafaa edeceğiz ve Meclis’i koruyacağız…

Elbette o barikatlar devriliyor yine…
O kalkanlar, o coplar kullanılıyor.

Hırsız hükümet istifa” diyen kalabalık Meclis’in kapılarına kadar dayanıyor.

Bir kez daha psikolojik bariyer aşılıyor böylece… Bir sınırın tahayyülü… “Bizi tutmadınız” hissi bu… “Size yenilmedik” duygusu…

O boşalma hissiyle birlikte, kalabalık çözülmeye başlıyor.
Birer birer…

Gencecik bir kız kalıyor gözümün önünde, korkudan ağlayan, hıçkıra hıçkıra… Yerlerde sürünen bir delikanlı… Bir emekli yere yığılmış… Bir gazeteci ambulansta…

***
Polisler de mağduru bu gerilimin…
Görevlerini yapıyor.
Ya da talimatlara uymaya çalışıyorlar aslında…

Polislere dense, “Ne geliyorsa içinizden, bunu yapınız…
Meclis’in içindeki “hükümet” kılıklı iradesizleri tutacaklar birer birer yakasından, dışarıya atacaklar…
Adım gibi eminim bundan…

***
Eylemler çok coşkuyla, kararlılıkla, inançla başlıyor ama sonu gelmiyor genelde…
Hani “sonuç alınıncaya kadar” deniyor ya…
Bu hükümet gidene kadar…
Olmuyor bu…

Şuna yoruyorum…
Çünkü eyleme katılanların çoğunluğu, hatta neredeyse tamamı “güvencesi” olan çalışanlar…Özel sektör çalışanlarına kıyasla görece konfor alanları geniş…

Hani denir ya, “zincirlerimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz yok…
Böyle değil manzara…
O nedenle örneğin EKTAM eylemlerindeki direnç yok; gece gündüz…

Ne yazık ki “hükümet” denen mide bulandırıcı ortaklık da buna bilerek hareket ediyor.

Eylemdeki enerji çok yüksek başlıyor ama sürekliliği olmuyor; saatler ilerledikçe bir “savrulma” hâli yaşanıyor. “Kontrolsüz güç, güç değildir” gibi…

***
Bu yazıyı kaleme alırken, Meclis’i açmadı henüz hükümet… Sendikalar, "hükümet"le görüşüyor mu görüşmüyor mu, binbir söylenti...  

Bir söylenti; temmuza kadar oluşan hayat pahalılığı maaşlara yansıtılacak ama yarısı ödenecek, gerisi ocak ayına bırakılacak. 

Yalan çok, gerçek az buralarda…
Göreceğiz…

Ama…
Çok daha korumasız şimdi herkes…
Çok daha yorgun...
İşçisi, memuru, doktoru, hekimi, hâkimi, çiftçisi…
En çok da gençler…

Yine de “bıçak kemiğe” dayanmamış hâlâ anlaşılan…
Ya da…
Sandık gününü bekliyor sessiz çoğunluk, gerçekten hesap sormak adına…

 

Bu yazı toplam 589 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar