1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Babaya özlem…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Babaya özlem…

A+A-

Babalar vardır, hayatınıza dokunur, sarar sarmalar, yol gösterir, korur, geleceğinizi hazırlar…

Babalar vardır, Şam babasıdır, bazıları da iskele babası… Babalık adına bir şey yaptıklarını duymaz, görmezsiniz… Hatta babası olduğunu gizler bazı evlatlar utançlarından…

Bazılarımız baba sevgisini, baba korumacılığını, güveni tadamamışlardır hayatlarında çünkü erken kaybetmişlerdir onlar babalarını… Belki de tanımamış, hatırlamıyorlardır…

Bazılarımız da ilerlemiş yaşlarında babalarını kaybetmelerine rağmen yine de özlüyorlar, eksikliklerini hissediyorlar, arıyorlardır hâlâ o baba kokusunu…

Üç-dört yaşındaydı kızım bana da “baba kokusu” geldi dediğinde…

İşten dönmüş, evin kapısını açmış, küçük kızım kapıda karşılamış ve “baba kokusu” geldi demişti. “Ter kokusudur herhalde babam” demiştim. ‘Hayır’ anlamında başını iki yana sallamış; “Yok, baba kokusu” demişti ya!.. İşte ben de ilerlemiş yaşımda kaybettiğim babamın 12 yıl geçmesine rağmen, o güvenlik hissini, o baba kokusunu hâlâ özlüyorum…

O’nu kaybettiğimizde yazdığım yazıyı dünkü babalar gününde yeniden hatırladım;

*

Bir kamyonu vardı,

Bedford…

İlk modellerinden…

Taşımacılık yapardı, genellikle Limasol ve Baf köylerine…

Odun taşırdı, kömür taşırdı…

Üzüm zamanı üzüm…

Ve daha hatırlayamadığım…

Oldukça erken çıkardı evden, oldukça geç gelirdi yine…

Limasol’da KEO ile okullar arasındaki sokaklardan Çamlıca Sokak’taki asmalı evimizde mutluyduk.

Verigo zamanı mutluluk artar, ev daha da büyürdü sanki…

74 sonrası ilk kez evimizi gördüğümüzde o büyüklük küçülür, herkeste olduğu gibi hayal kırıklığı olur ya!

Bana da olmuştu…

Ama şimdi yerinde yeller esen evimizin verigoları hâlâ gözümün önünde.

Budama zamanı büyük bir ustalıkla budardı asmayı…

İlaçlama zamanı en iyi ilacı kullanırdı…

Elimizle salkımı koparmaya hiç izin vermezdi,

Mutlaka asma makası kullanmamız gerekirdi.

Öyle bir özen gösterirdi.

Ev işleriyle ilgili her türlü alet mutlaka elinin altındaydı,

Benim hiç beceremediğim bir ustalık gösterirdi.

Anlamadığı iş yok gibiydi…

***

Çocuktum ama bazen köylere beni de götürürdü kamyonuyla…

Yıllar sonra gazeteye yazmak için ziyaret ettiğim köyleri o zamanki halleriyle, yıllar öncesi halleriyle de getirirdim gözümün önüne…

Örneğin Aytuma’da gündüz kahvehane, gece meyhane olan yeri tekrar gördüğümde farklı duygular kapladı içimi…

74 öncesi taşıdığımız eşyalar ve 74’te savaş sonrası kaldığımız kampın bulunduğu Paramal’ı gezerken, yazarken başka duygular…

74 savaşı sonrası bizim eşyalar da Bedford kamyonumuzla taşındı Kuzey’e…

Bir süre daha o kamyonla eve ekmek getirmeye devam etti.

Ta ki artık yüklenen yükü bağlamaya, düzenlemeye, indirmeye, yüklemeye takati kalmayana kadar…

Satıldı kamyon…

Ama o hiç durmadı.

Evde sürekli kendine iş çıkardı,

Hiçbir şey atılmazdı,

Ne bir parça ip, ne bir çivi, ne bir demir, ne bir çinko…

Hepsinin yeri vardı.

İşe yaramasalar bile saklanırdı kendine has bir üslupla…

Bir de hayvan beslemesi…

Önce tavukları, güvercinleri de vardı, sonra onlar tükendi.

Ama köpeği hep oldu.

Ya onundu, ya bizimkilere bakardı.

‘Köpek sadıktır’ derler ya...

Sanki O’na başka bir sadıktılar…

Annem ‘Hasan’ diye çağırsa, köpekleri olduğu tarafa koşar, sanki çağrıldığını haber verirlerdi, anneme de nerede olduğunu gösterirlerdi.

Parçası gibiydiler…

Yemek yedirmesi başka bir alem;

Tabağına yemeği konan köpek hemen yemeğe saldırır ama O’nun köpekleri öyle değildi.

Tabağa yemekleri döker, köpek bekler…

Yürür, uzaklaşır, köpek bekler…

Eve girerken “hade başla” der, köpek o zaman yemeğe başlardı.

***

Hayatlara hiç müdahale etmez, aşırı bir demokrasi yaşatırdı.

Belki de fazlaydı bu demokrasi, biraz kısmalıydı sanki…

Ama O hiç düşünmedi bunu…

Sadece hep en iyiyi isterdi, özen, disiplin olmazlarıydı.

O çocuklarına hiç sarılmayanlardandı ama sevgisi hep oradaydı.

Şimdi O yok.

15 Eylül sabahı, gece yarısından sonra kalbi yenik düştü.

Hayat O’nu yormuştu,

Dayandı dayanmasına ama her şeyin bir sonu vardı.

Ve o son da geldi.

Babam artık yok.

 


 

Golf sahasında politika…

Atanmış Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Antalya’da golf sahalarını gezerken verdiği pozların yanında bir de yapılan toplantıda ezberletileni söylemiş ve “Bizim için Federasyon defteri kapandı” demiş.

Tamam da bunu söylerken kime sordun Sayın Tatar? Kıbrıslı Türkler Federasyon’un bittiği konusunda sana bir yetki mi verdiler? Bunu söylerken sen kimi temsil ediyorsun?

Senin muhatapların seni oraya atayanlar değil, bu topraklarda yıllardır her şeye karşın direnen, ayakta kalan ve ancak (bir kesim olmasa da) yeniden birleşmeyle önünün açılacağını düşünen kesimlerdir.

Onun için de her ne kadar atanmış olsan da temsil ettiğin toplumun gerçeklerini görüp ona göre kendine bir politika oluşturman kendi yararına da olacaktır yoksa gelecekte şimdi izlediğin politikanın acısını çok yaşayacaksın. Ama sen bu acıyı yaşarken ne yazık ki bu acı sadece seni acıtmayacak.

***

Öte yandan Tatar daha önce Maraş’ın Vakıf malı olduğunu, Maraş’taki malların hepsinin Türk malı, Osmanlı malı olduğunu, “bütün mallarımıza sahip çıkacağımızı” söylerken şimdi de Maraş’taki malların uluslararası hukuka göre ilk sahiplerine iade edileceğini söylüyor. Nedir bu sayın Tatar? Antalya’da golf topuna vururken biri kulağınıza “bugünkü politikamız budur” diye mi fısıldadı!

Karar verin artık… Siz kimsiniz, niçin o makamdasınız, yaptıklarınız, söyledikleriniz, tutarsızlığınız, çelişkileriniz, düştüğünüz durumlar sizi rahatsız etmiyor mu?    

Bu yazı toplam 427 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar