1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Asgari ücret
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Asgari ücret

A+A-

Asgari ücret keşke 5 bin, 10 bin, 20 bin TL olsa!..

Keşke asgari ücretli ayı nasıl çıkaracağını, faturalarını nasıl ödeyeceğini, çocuğuna harçlık verip veremeyeceğini, mutfağına ne alıp alamayacağını düşünmek gereği duymasa…

İşine severek gitse, ay sonu alacağı maaşın (pek olası değil ama) emeğinin karşılığını karşılayacağından emin olarak verimli şekilde üretime katılabilse…

***

Keşke! Ütopik de olsa asgari ücretli mutlu olabilse!..

Peki ya asgari ücreti verecek olan?

O da mutlu olabilecek mi?

Üç-beş büyük tüccarı düşünmeyin sadece…

Bu asgari ücreti verecek olan esnafı, küçük sanayiciyi, küçük üreticiyi düşünün…

İthalatçılardan söz etmiyorum…

Genellikle Türkiye’den alınan, üzerine kâr payı konularak ürünleri satan, bir şeyler üretmeye çalışan üretici gibi orantısal olarak çok büyük maliyetler gerektirmeyen işlerden/kişilerden söz etmiyorum…

Bir şeyler üretip cebine birkaç kuruş koymaya çalışan, üretiminin devamını nasıl sağlayacağını olmayan ekonomik koşullarda her gün her saat düşünmek zorunda olan, yanında da 3-5 kişi çalıştırıp onların evlerine de ekmek parası götürülmesini sağlamaya çalışan, kendi yağında kendi ciğerini kavurup kavuramadığı çok da belli olmayan, yarını nasıl getireceğini hesaplarken her akşam başını yastığa koyduğunda kâbuslar gören yerli üreticiden, atölyesi, dülgerhanesi, makinist dükkânı olanı, evinde bir şeyler üretip satmaya çalışandan söz ediyorum…

***

Oturmuş, üyeleri arasında asgari ücret almayan kamuda örgütlü sendika üyeleri ve hükümetle anlaşıp asgari ücrete bir ekleme daha yapmışlar…

Asgari ücretli sevindi elbette ama o ücreti ödeyecek olan esnafın üretimi, cebine giren parası, üretimini devam ettirebilecek maddi olanağı arttı mı, bunu konuşan oldu mu?

İşyerini kapatabileceği, belki 3 işçiden birini çıkarabileceği düşünüldü mü?

Belki bunlar klasik kapitalist bir düşünce biçimi içine girebilir ama etrafımızda gördüğümüz, bizzat kendimizin yaşadığı gerçeklikler bunlar…

İlle de bir ‘izm’ katarak bir kalıba sokmaya gerek yok.

Ekonomisi olmayan bir ülkede, üretimi çok kısıtlı, bu kısıtlı üretimi de satamayan, pazarlayamayan, yine Türkiye’den gelen ürünler karşısında haksız rekabet altında iş yapmaya çalışanların (keşke olsa ama) artan asgari ücretleri karşılayabilecek, sürdürülebilir bir altyapıları yok ne yazık ki!

Hükümetler asgari ücreti artırdık diye hava atabilir, kamuda asgari ücretle ilgisi olmayan komitedeki sendikalar muhatapları olmayan işvereni ‘alt ettik’ diye ellerini ovuşturabilir ama tekrar söylemekte yarar var; Bu memleketin normalde yükselmesi gereken, artması, çalışanın aç kalmamasını sağlaması gereken asgari ücreti sürekli artışlı verebilecek bir ekonomisi yok.

Sadece maaşla da kalmıyor bu maliyet… Sosyal yatırımları da artıyor... Devlet daha da para kazanıyor, sonuçta asgari ücreti kendi ödemiyor ama ne ödeneceğine kendi karar veriyor.

Bu durum sürdürülebilir değil. Ekonomi düzene girerse, üretim olursa, üretilen pazarlanabilirse, dünya bize kapılarını açarsa, kazanılan para memlekette kalırsa, esnafımız, (büyük olmadığına göre) küçük sanayicimiz, üreticimiz kazanabilirse ilk cümlede olduğu gibi asgari ücret 5 bin de olsun, 10 bin de, 20 bin de… Gelen para çok olursa giden para da paralel olarak kolaylıkla çok olabilir.

Peki pansuman tedbir olabilir mi? Evet. Sorunu çözmez ama asgari ücreti ödeyebilmek için teşvikler uygulanabilir, maliyetler düşürülebilir, kısa süreli geçici çözümler uygulanabilir ama 1-3 derken tıkanma sürekli yaşanır.

Makro düşünüp, makro çözümler için uğraş verilmeli.

Sorunu kökten çözecek açılımlar yaratılabilmeli, uzun vadeli, ülkenin önünü açacak siyasi çözümlemeler yapılabilmeli.

***

Şimdi asgari ücretli iki kuruş daha fazla alacak ama 3-5 ay sonra enflasyon onu da yiyecek.

Sonra?

Yine tıkanma. Asgari ücretli rahatlayamazken, vermesi gereken de tükenip gidecek.    

Bu yazı toplam 870 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar