Zavallı bile değiliz!
Şimdi bütün bunları ben söyleseydim - ki zaten benzerlerini söylüyorum – eminim “Git Rum tarafında yaşa”, “hain”, “Rumcu” ve bilimum söylemlerle karşımıza dikileceklerdi!
-*-*-
Ama bütün bunları, şu andaki mevcut koalisyon hükümetinin üç ortağından biri olan Demokrat Parti’den bir yetkili söylüyor!
-*-*-
Haaa pardon ne mi diyor?
Diyor ki, “KKTC, Türkiye’nin işgali altındadır…”
-*-*-
Yok canım öyle demedi!
Peki ne dedi?
-*-*-
Dedi ki, “KKTC doğrudan Türkiye tarafından yönetiliyor”…
-*-*-
Açıkça öyle de demedi!
-*-*-
Peki açık ve de seçik ne dedi?
-*-*-
Dedi ki, “Türkiye’nin Lefkoşa büyükelçisi (bir önceki) beni tehdit etti!”…
-*-*-
Aaaaa!
Türkiye’nin büyükelçisi vekilimizi tehdit etmiş!
Olur mu canım!
-*-*-
Vekilimiz nerede söyledi bunları?
Kanal T’de!
Nazar Erişkin’e söyledi!
-*-*-
Şöyle sormak lazım; Hollanda’nın Brüksel’deki Büyükelçisi; Belçika Koalisyon Hükümeti’nin ortağı olan bir partinin genel sekreterini tehdit ederse ne olur?
Normal demokratik ülkelerde bu türden bir tehdit, savaş sebebidir!
O büyükelçi anında geri çekilir!
-*-*-
Böyle bir şey olamayacağı için, hiçbir şey de olmaz!
Nerede?
Normal demokratik ülkelerde!
-*-*-
Bizimkisi normal değil, demokratik hiç değil!
-*-*-
Evet, DP Genel Sekreteri Serhat Akpınar açıkçası “açtı ağzını yumdu gözünü” de diyebiliriz; özellikle milliyetçi kanat için “anne bak kral çıplak” dedi de diyebiliriz!
-*-*-
Serhat Akpınar ilk kez mi tehdit edildi?
Bir kez mi tehdit edildi?
-*-*-
Daha önce hiç tehdit almadı mı?
Ekrem İmamoğlu meselesinde de tehdit edilmemiş miydi?
-*-*-
Bu ülkede “ben tehdit almadım” diyen bir siyasetçi var mı?
-*-*-
Doğrudan ya da dolayı tehdit edilmeyen “siyasetçi” var mı?
-*-*-
Kim tehdit ediyor?
-*-*-
Niye tehdit ediyorlar?
-*-*-
Tehdit edilenler niye susuyorlar?
-*-*-
Yok canım ne işgali!
Hep Rumların işi!
-*-*-
Ünal Üstel ve Erhan Arıklı ne yapıyormuş?
Onlar da hükümette mızırlık eden olursa, gidip Ankara’ya şikayet ediyorlarmış!
Bu yılların bir geleneği!
-*-*-
İşin aslı şu: Zavallı bile değiliz!
-*-*-
Gammazız…
İşbirlikçi hırsızlarız…
Yalakayız…
Rumların mülklerini 53 senedir satıyoruz, dağıtıyoruz hala bitiremedik!
(Girne Kalesi’ne resmen talibim, Sayın Tayyip Erdoğan yakınımdır)
İstanbul Teknik Üniversitesi’ne Karpaz’da 3 bin 500 dönüm alçak orman arazisi veriliyormuş!
Aaa ilk kez mi oluyor bu?
Daha önce kimseye, hiçbir kuruma, benzer şekilde arazi hatta araziler verilmedi mi?
-*-*-
3 bin 500 dönüm kimin arazisi?
-*-*-
Önce buna karar vermek lazım!
-*-*-
3 bin 500 dönüm, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin arazisi!
-*-*-
Yok hayır, biz 52 senedir üzerinde yaşadığımız bu topraklarda, 43 sene önce de devlet kurduk!
İstediğimiz araziyi veririz!
Uuuuu!
Öyle mi?
-*-*-
Dileyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Loizidou v. Turkey davasına bir baksın!
Mülkiyet hakkı, 1974 öncesi tapulardadır!
-*-*-
Efendim Karpaz’daki 3 bin 500 dönümlük peşkeşe 62 örgütümüz karşı çıkmış!
-*-*-
Aynı 62 örgüt, 53 senedir dağıtılan evlere, arazilere, arsalara, sahillere de ses çıkarmış mıydı?
-*-*-
Yani demek istediğim, bu ülkede 53 senedir her türlü toprak hareketi aslında yasadışıydı!
Hala da yasadışıdır!
Ve Kıbrıs sorununun en çetrefilli bölümün oluşturan mülkiyet ve toprak meseleleri çözülmediği müddetçe de yasadışı kalmaya devam edecektir!
-*-*-
Ne yapacaktık?
Barakalarda mı yaşayacaktık!
Yooook, barakada yaşamayacaktınız ama yaptığınızın yasadışı olduğunu bilecektiniz!
Ona göre çözümü zorlayacaktınız!
-*-*-
Yarın, olur da rüzgar ters döner ve bu dönüşle birlikte çok da sert eserse; 53 senedir çalıp sattığımız; peşkeş çektiğimiz, ektiğimiz, biçtiğimiz, üzerine on binlerce ev ve apartman diktiğimiz mülkler için, “yasal sahiplerine iade edilecek” denirse; silaha mı sarılacaksınız?
-*-*-
Çözümsüzlükle ilgili olarak dilediğiniz tarafı suçlayınız!
İster ELAM’ın oylarını artırmasından endişeleniniz, ister Nikos Hristodulidis’in ülkeye tüm NATO ve AB üyelerinin askeri desteğini davet etmesinden huylanınız!
-*-*-
Ağzınızla kuş tutunuz!
Osuruğunuzla bir dolu şişe birayı deviriniz!
-*-*-
Çaldığınız mülkleri bir gün ya yasal sahiplerine iade edeceksiniz; ya da belki Güney’de bıraktığınız ve henüz satmadığınız mülkünüz varsa takas yapacaksınız; ya da parasını ödeyip satın alacaksınız!
-*-*-
“Rumlar suçluydu, savaşı onlar çıkardı, biz de gelip aldık ve hepsi artık bizimdir” diyerek, sadece kendi kendinizi ve birbirinizi kandırabilirsiniz!
Bu düşüncede olmaya “mülkiyette 31’cilik” derim!
Ki son 53 senedir her siyasetimiz sadece mastürbasyondan ibaret!
Kendi kendimize!
-*-*-
Haaaa 3 bin 500 dönüm İTÜ’ye verilmiş!
Bence bu 3 bin 500 dönüm İTÜ’ye verilmedi!
İTÜ paravandır!
Bu işin arkası karanlıktır!
Ya mafya işidir ya da daha büyük olasılıkla “militarizm” kokan bir durumdur!
-*-*-
Türkiye’ye askeri üs mesela!
-*-*-
Eğer bu ihtimal doğruysa, hazırlanın Kıbrıs meselesinde gelişmeler olabilir!
-*-*-
Yok yok korkmayın, sadece spekülatif bir yorum yaptım!
Sizin ganimet sağlamdır; satmaya devam edin!
-*-*-
Beytambal bitmedi – gitmedi!
Bu Rumlar da küçücük Ada’da, ne bitmez - tükenmez mallar bırakmışlar bizlere!
-*-*-
Sahi, şaka yapıyordum ve Girne Kalesi’nin yılda 4 TL’ye kiralamak istediğimi söylüyordum!
Şaka yapmaktan vazgeçiyorum, ciddiyim, kaleyi bana verin!
Yatırım yapacağım!
-*-*-
Şöyle bir durum olsa, mesela; düşünün Recep Tayyip Erdoğan Ankara’daki öğrencilik yıllarımdan çok ahbabım… Ramazan aylarından birlikte sahur, birlikte iftar, birlikte teravi falan!
Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor!
-*-*-
Bir Kıbrıs ziyaretinde karşılaşıyoruz…
- Vaaay Serhatcııım; n’aaaber?
- Sayın cumhurbaşkanım, sağ olun!
- Ne cumhurbaşkanı lan, Tayyip – Tayyip, biz eski dostuz…
- Olur mu Sayın cumhurbaşkanım!
- Olur olur, bana Tayyip de!
- Tamam!
- Hah şöyle! Var mı benden bir dileğin?
- Tayyip be; bizimkilere söyle, Girne Kalesi’nin işletmesini bana versinler…
- Cevdet Bey, Vevdet Bey; Duydunuz Serhatcığımı; kardeşimi; söyle Ünal Beylere, hemen bizim Serhat’ın işini halletsinler…
-*-*-
8 saat sonra, Başbakan Ünal Üstel’in aracında, Girne Kalesi’nin kapısındayız!
Fikri Ataoğlu da yanımızda…
Erhan Arıklı bu esnada Türkiye’deki bazı tanıdıklarını telefonla arayıp, “yaaa bu Rumcu, bu hain, Tayyip beyle nasıl arkadaş olur, bakın engelleyin, kaleyi vermesinler”le uğraşıyor!
-*-*-
Neyse!
Kale artık benim!
Hem turizm, hem üretim!
Hem de orada yaşayacağım!
Üretim mi?
Defalarca söyledim; turizm maksatlı cannabis!
Ölümüne Erdoğan’cı!
Yaşasın Tayyip Bey!
-*-*-
Cannabis olmazsa, sahte diploma yapar satarız!
-*-*-
İTÜ’ye 3 bin 500 dönüm verilebiliyorsa; bana kale niye verilmesin?
Yatırımsa, en dumanlısı!
Gençliğe de hizmet!
Sentetik – kimyasal uğraşmasın çocuklar!
Saf, Kıbrıs gannavurisi!
Çekelim, güzelleşelim, bu kafayı başka bir şey asla temizleyemez!







