YOLSUZUZ!!!
Kaos dolu bir haftayı daha geride bıraktık.
Sendikaların hafta başı yeniden start veren eylem ve grevleri, çok uzun zamandır edilgen duran sivil toplum yapısını yeniden ayağa kaldırdı.
Hükümetin geçen haftaki geçici zafer ilanlarına rağmen, bu haftaki kararlı duruş, bu eylemleri desteklesin ya da desteklemesin birçok kesimde ortak bir görüşün daha da güçlenmesini sağladı;
Bu hükümet ömrünü tamamladı!
Ne var ki, Kıbrıs Türk siyasi tarihinin neredeyse en uzun ömürlü hükümeti, bugüne gelene kadar türlü ağır yolsuzluk, usulsüzlük ve rüşvetle anıldı.
Hükümet kadrolarının denetim ve karar alma mekanizmalarındaki en üst düzeyindeki birçok kişi, bugün çok ağır sahtecilik ve yolsuzluk suçlamalarıyla mahkeme koridorlarında.
Daha birkaç hafta önce, Bugün Kıbrıs Gazetesi, Halil Falyalı’nın muhasebecisi ya da kara kutusu olarak adlandırlan ve tanık koruma programındayken Hollanda’da öldürülen Cemil Önal’ın ses kayıtlarını yayınlandı.
Daha önce de gazetenin yayınladığı bu iddialar, Önal süikasti ile daha ileri bir boyuta taşındı.
Bu iddiaları sesinden dinlemek ise ayrıca tüyler ürperticiydi. Ne var ki kimsenin kılı kıpırdamadı.
Bugün Başbakan başta olmak üzere, mecliste bulunan eski bakan, milletvekili eski Cumhurbaşkanı gibi UBP önde gelenleriyle ilgili iddiaların yarısı, dünyanın herhangi bir yerinde dile getirilse, bu hükümet koltukta olamaz, kimse bugün dışarda dolaşamazdı.
Son örneğini Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Tarım fonunda yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla karşı karşıya olan 11 milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırma kararında gördük.
Burada iddia edilen suçlar yanında, fon yolsuzluğu devede kulak değil. Ama demokrasi bunu gerektiriyor.
Kendi iç demokrasisini çalıştıramayan, ilçe seçimlerinin neredeyse tamamı mahkemeden dönen, genel kurul yapmaktan aciz bir parti konumuna sürüklenen UBP’nin, bugün hala söz söyleyebiliyor olması biraz da sivil toplum ve muhalefet zafiyetinden kaynaklanıyor.
Ve tabii ki bütün bu ağır ithamlara rağmen, belki de sırf bu yüzden açıkça kollanması karşısında çaresiz kalınmasından.
Bugün bu ülkenin en eski iki partisinden biri olan ve Cumhuriyet kurmakla iftihar eden bir siyasi parti, geçmişine sünger çekercesine itibarını yerle bir etmiş değil sadece, bugün bu ülkenin demokratik işleyişinde ağır tıkanmalar yaşandığına şahitlik ediyoruz.
Her geçen gün daha da ağırlaşan bir kelepçe altında eziliyor demokrasi dediğimiz, bu ülkede.
**
Önde gelen uluslararası düşünce kuruluşlarından Frederic Ebert Vakfı’nın destekleriyle bu yıl 9’uncusu hazırlanan Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı Raporu, son derece çarpıcı bir tablo çıkarıyor karşımıza.
Rapor, iş dünyasının aktif aktörleriyle yapılan anketler sonucu oluşturuluyor.
Kuzey Kıbrıs’ta yatırımı olan, iş yapan 352 iş insanının %73’ü, ülkede yolsuzluk ve rüşvetin çok yaygın olduğunu ve bunun ciddi bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor.
Her 3 iş insanından 1’i rüşvet verdiğini söylüyor.
%62’si kamu kaynaklarının yolsuzlukla özel şirket ve bireylere aktarılmasının çok yaygın olduğunu düşünüyor.
Bunun hiç olmadığını düşünenlerin oranı sadece %6!
Bu tespitler, Kuzey Kıbrıs’ı 182 ülke arasında 150. Sıraya yerleştiriyor. Bangladeş, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Paraguay ile birlikte!
Türkiye bu sıralamada 124. sırada
Yunanistan 56, Kıbrıs Cumhuriyeti 49. Sırada!
2017’de ilki hazırlanan rapor, aslında yıllar içinde istikrarlı şekilde artan bir yozlaşmaya da işaret ediyor.
Sonuçlara bakıldığında, özellikle pandemiyle birlikte yolsuzluk algısında ciddi bir artışın ortaya çıktığı ve bunun mevcut hükümet döneminde tırmandığı anlaşılıyor.
Ve bu tabloyu gururla taşıyan Başbakan, dün Ankara’da 2027 yılı Mali Protokolü’ne imza koydu.
Kendisinin görevde olmayacağı bir dönemde, içeriği açıklanmayan ve bugüne kadar birçok dayatmaya dayalı bir programla, kendinden sonra gelecek olası yeni hükümetleri de zincirliyor.
Öyle ki, sağlıktan, emeklilik sistemine, limanlar yönetiminin devrinden, kamunun yeniden yapılandırılmasına kadar halihazırda tamamlanmamış birçok başlık yenileriyle birlikte yeni görev tablosuna yazıldı.
Ortak basın toplantısında, 1 yıllık icraat raporunu sunan Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ı dinlerken, aslında yönetenin ve yönetimin kimin olduğu daha net ortaya çıkıyor.
Ne var ki, sıralanan icraatların teki bile, bir skandalla anılmadan gündeme gelmiş değil.
4600 kameranın yeni sistemle takıldığını söyleyen Cevdet Yılmaz örneğin, bu yatırımın neden şeffaf bir ihale süreci olmadan yapıldığını ve harcanan onca kaynağa rağmen neden trafik kamera cezalarının sene sonuna kadar ertelendiğini, kameralardan birinin bile şu anda çalışmadığını söylemiyor.
“Ercan turizme büyük bir ivme kazandırdı” derken mesela, atılan her adımda başka skandal yaşandığından habersiz bir tavır sergiliyor.
Bugün sendikalar belki kitlesini uyandırdı, meydanlarda gövde gösterisine başladı ancak açıktır ki, önümüzdeki günler çok daha zor olacak.
Sadece bu hükümet değil, yozlaşan bu yapı sürdürülemez bir noktaya geldi, çünkü.
Tablo sadece ne kadar büyük bir yolsuzluk batağına saplandığımızı değil, aynı zamanda yolumuzun da tıkandığını ortaya koyuyor.
Beklenen ya da beklenmesi gereken bu sistemin eski yöntemlerden ari olarak, yeniden yapılandırılmasına zemin hazırlayacak yapısal bir dönüşümün kıvılcımının ateşlenmesi, yoksa bu devasa çukur hepimizi acımasızca yutuyor.






