1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. “Yalan içinde yaşamak”
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

“Yalan içinde yaşamak”

A+A-

Bir süre önce kaleme aldığım bir yazıda Thukididis’in 2500 yıl önce dile getirdiği ünlü deyişine yer vermiştim ve günümüzün dünyasını onun sözleriyle betimlemiştim: “Büyük güçler istediklerini yaparlar, güçsüzler ise mecbur oldukları şeyleri...”

Kanada başbakanı Mark Carney Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Formunda yaptığı tarihi konuşmada gerçekten de günümüz dünyasında Thukididis’in sözlerini doğallaştıran bir anlayışın hüküm sürdüğünü ve büyük güçlerin belirleyiciliğinin “kaçınılmaz” sayıldığı bir dönemden geçildiğini vurguladı.

Carney konuşmasında şöyle diyordu: “Neredeyse her gün büyük güç rekabeti çağında yaşadığımızı hatırlatıyoruz kendimize. Kurallara dayalı düzenin aşındığını, güçlülerin istediklerini yaptığını, zayıflarınsa katlanmak zorunda kaldığını... Thukididis’in sözleri kaçınılmazmış gibi sunuluyor. Uluslararası ilişkilerin ‘doğal mantığının’ yeniden sahneye çıkışı gibi sunuluyor... Bu mantık karşısında ülkelerde güçlü bir eğilim doğuyor: uyum göstermek, sorun çıkarmamak, boyun eğerek güvenlik elde edebileceğini ummak...”

Kanada başbakanı bunun bir yanılsama olduğunu ve büyük güçlere boyun eğerek hiçbir şeyin elde edilemeyeceğini vurguladı.

Büyük olmayan güçlerin en önemli silahının “dürüstlük” olduğunu söyleyen Mark Carney, son derece dürüst davranarak sadece günümüz dünyasının değil, dünün dünyasının da sorunlu olduğunu, uluslararası hukukun bugün olduğu gibi dün de uygulanmadığını, seçici yaklaşımlarla mağdurun ve failin kim olduğuna bakılarak kararlar alındığını ama devletlerin kendi çıkarları yüzünden bu sisteme katıldıklarını ve boyun eğdiklerini büyük bir açık yüreklilikle itiraf etti: “Bu düzen hikayesinin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk. Güçlülerin işine geldiğinde kendilerini muaf tuttuklarını, ticaret kurallarının asimetrik olarak uygulandığını, uluslararası hukukun failin ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı sertlikte işletildiğini biliyorduk. Fakat, bu kurgu işe yarıyordu. Özellikle Amerikan hegemonyası kamusal kazanımlar sağlıyordu. (...) Biz de ritüellere katıldık. Söylemlerle gerçeklik arasındaki farkları büyük oranda görmezden geldik.”

Kanadalı devlet adamı buna “Yalan İçinde Yaşamak” diyordu...

Mark Carney eski dünya düzeninin sona erdiğini, büyük  güçlerin artık ekonomiyi silah gibi kullanmaya başladığını, gümrük vergilerinin baskı aracına dönüştürüldüğünü, BM gibi kurumların tehdit altında olduğunu söyledi ve yalandan uyanmak gerektiğini vurguluyordu.

Değer Temelli Realizm

Carney, Finlandiya cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın belirttiği gibi “değer temelli realizm” çizgisini izleyeceklerini, ilkelerle birlikte pragmatizme de yer vererek yeni bir düzen kurulması için mücadele edeceklerini ifade ediyordu. “Egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması, BM Şartı ile uyumlu olmayan güç kullanılmasının yasaklanması, insan haklarına saygının hayata geçirilmesini” talep eden Carney, aynı zamanda pragmatik bir tavır sergileyeceklerini söylüyordu: “Dünyayı olmasını istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görüp öyle karşılayacağız.”

Mark Carney’nin sözlerinin Trump’ı hedef aldığı açıktı. Nitekim, ABD başkanı konuşmadan son derece rahatsız oldu ve Davos’ta konuşma sırası kendine gelince Mark Carney’nin ismini telaffuz ederek hoşnutsuzluğunu ifade etti. 

“Yalan İçinde Yaşamak”

Mark Carney, gerçekleri görmezden gelme anlamında “yalan içinde yaşamaktan” söz ederken bir bakıma bugüne kadar olup bitenler karşısında suskun kalan devletleri eleştirirken, aynı zamanda öz eleştiri yapıyordu. Çünkü, Kanada’nın da  gerçeklere göz kapadığını söylüyordu ve artık Kanada’nın bu yanılsamadan uyandığını vurguluyordu.

Carney, “Yalan İçinde Yaşamak” saptamasına açıklık getirmek için Vaclav Havel’in 1978 yılında kaleme aldığı “Güçsüzlerin Gücü” adlı denemesine gönderme yapmayı uygun gördü.

Adı geçen denemesinde Havel, “komünist sistem kendini nasıl ayakta tutuyordu” sorusuna yanıt arıyordu ve aradığı yanıtın sıradan bir manavın tutumunda saklı olduğunu söylüyordu: “Manav her sabah dükkanının vitrinine “dünyanın bütün işçileri birleşin” tabelasını asıyordu. Aslında buna inanmıyordu. Ama yine de asıyordu. Başı belaya girmesin diye, sorun yaşamasın diye, uyumlu biri olduğunu gösterip hayatını kolaylaştırsın diye... Diğer dükkan sahipleri de aynı şeyi yaptıkları için sistem ayakta kalıyordu.”

Havel buna “yalan içinde yaşamak” diyordu.

Sistem gücünü hakikatten değil, herkesin mış gibi yapmasından alıyordu.

Kıbrıslı Türkler açısından son derece tanıdık bir durum, değil mi?

Bu yazı toplam 1372 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar