1. YAZARLAR

  2. Ferdi Sabit Soyer

  3. Dünya Bankası, AB, Kuzey ve Güney
Ferdi Sabit Soyer

Ferdi Sabit Soyer

ULUSLARARASI KRİZ GRUBU

A+A-

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Kriz Grubu bir bildiri yayınladı.Görüşmelerin başlaması ile birlikte sorunun çözümüne yardımcı olacak her girişim önem taşır. Değerlendirilmelidir. Ancak UKG'nun bu açıklaması çok düşündürücü ve bence bu çözüm sürecinin tersine özellikler taşımaktadır.

Şimdi bakın metnin ilk cümlesi, "bölünmüş Kıbrıs'ta çözüm için görüşmeler başladı." diyor. İkinci cümle ise, "Federasyona yönelik çabalarda tekrar başarısızlığa uğramamak için yeni fikirlere ihtiyaç var" diyor.
Bunu okuyunca insan, her halde Federal  çözüme yardımcı olmak için yeni bir şey ifade edecek diye düşünüyor. Ama arkasından gelen çok ama çok önemli. Bakın ne diyor?

"Görüşmelerde ve perde arkasındaki yeni diplomaside Kıbrıslı taraflar ve uluslararası toplum, Kıbrıslı Türklere tam bağımsızlık ve AB üyeliği verilmesi yoluyla farklı bir birliğe giden yolu denemelidir" diyor.

Yani bölünmüş Kıbrıs vurgusu yaparken, şikayet ettiği bölünmenin, Federal birleşme ile değil, ama ayrılma ile tescilini istiyor. Bunu da "Federal çözümde tekrar başarısızlığa uğramamak" için diyen , sözde bir samimiyetle bunu gizlemeye çalışıyor.

Yani hastalığı tedavi yerine yok etmeyi öneriyor. Bu çok tutarsız. Ha ayrılmadan sonra da birliği AB çatısı altında öngörüyor.

Ama çok ilginçtir,  Federasyona dönük umutsuzluğa dayandırdığı tespit ve ayrılık için öne sürdüğü gerekçeler ise çatısında buluşmayı önerdiği AB'nin temel mantığına ve ilkelerine de aykırı.

Bunu kendi ifadeleri ile öncelikle ele alalım. Federal çözüme dönük umutsuzluğunu ve engelleri ise UKG şöyle ifade ediyor.

"En önemli engel, Kıbrıslı Rum ve Türklerin birbirinden ayrı hayatlara dillere ve alt yapılara sahip olmaları ve birleşik yeni yönetimin barışçıl statükodan daha riskli olacağından endişe duymaları"

Evet, UKG böyle bir tespitte bulunuyor. Statükonun korunmasını, yani,1964 ve 1974 statükolarının korunmasını böyle ifade ediyor.

Barışçıl statüko.Yani fiili durum.

Peki buna bir bakalım.Özellikle ayrı devlet fikrini dayandırdığı " ayrı dilleri" olduğu tezi, AB'nin hangi ilkesine uygundur?

Eğer bu doğru ise, bugün ne bir federasyonun, ne de bir üniter devletin toprak bütünlüğü kalmaması gerekirdi… Hele Ukranya'nın toprak bütünlüğünün hararetle savunulduğu bu dönemde, Kıbrıs' ta ayrı devlet önermek, batının samimiyetsizliğinin en büyük göstergesidir.

Ne yani Uluslararası Kriz Grubunun  bu önermesine bağlı olarak, Türkçe ve Kürtçe dilleri var diye,Türkiye toprak bütünlüğüne dayalı demokratik birliğe laik değil mi? Bu eğer böyle ise, ayrı din, etnik köken ve dilleri olan, hatta ayrı ayrı yapıları ve alt yapıları olan AB üyesi ülkeler, AB bütünlüğünde birleşmeyecek miydi?
Bu tez AB'ye  karşı olan,ister milliyetçi,isterse muhafazakar kesimlerin yıllardır savundukları tezlerin benzeridir.
Eğer Kıbrıs'ta bölünerek AB'de buluşma çıkış yolu ise, Katalonya'nın ayrılarak İspanya ile AB'de buluşması, ya da İskoçya’nın Ingiltere’den veya Italya’dan ayrılmak isteyen bölgelerin de ayni yolu tutması ve ayrıldıkları ülkelerle AB'de buluşmasını mı savunacak UKG?

Bu mantık yalnız Kıbrıs'a özgü olamaz. Bu tez dünyada çatışmaları tetikleyecek bir tezidir.Üstelik Kıbrıs' ta böyle bir adımla AB' de buluşmak söz konusu olacaksa başka yerlerdeki ayrılma dinamiklerini nasıl durduracaksınız?  Şimdi olayı biraz daha ele alalım. UKG metninin 4. Paragrafında ise şöyle diyor.
" Mevcut durum, uzun ömürlü ve barışçıl görünüyor ve sürekli olarak daha iyiye gidiyor.1996' dan bu yana adayı ayıran Yeşil Hat'ta ölüm yaşanmadı.Günlük yaşamadaki temel sorun, adanın bölünmüşlüğü değil, defakto bölünmenin müzakere edilmemiş olması"

Ama 7. Paragrafta ise şöyle diyor. "Bir çözüme ulaşılamazsa müzakere edilmemiş bölünmeden kaynaklanan sürtüşmeler devam edecektir" diyor.

Bakın kendi içinde ki tutarsızlık çok açık. Ama ortak çıkarlar temelinde bu adada ,ortak yurtta, ortak gelecek kurmak devinimleri oluşmazsa , Kuzeyin ve Güneyin iki ayrı devleti, açıktır ki buluşacakları AB içinde çatışmanın tarafları olacaktır.Birbirlerine rakip olarak bakacaklardır.

AB içinde birinin evet değine öteki hayır, diyecek. AB'nin içinde siyasi, ekonomik çatışmalarda bu iki ayrı devlet, birbirine karşı olacakları için, güç yarışlarının oyuncağı olacaklardır.

Ortak gelecek ve ortak çıkar gelişmeyeceği için Doğu Akdeniz’deki her siyasi dalgalanmada farklı noktalarda olacaklardır. Bu gelecek için birliği değil, daha da büyük çatışmayı getirecektir. Dünyanın büyük oyuncuları,  bu bölgedeki varlıklarının devamını sağlayacakları siyasi girişimlerinde, bu adanın küçücük devletlerini  birbiri ile yarıştıracakları bir huzursuzluk alanı yaratacaklardır.

UKG ayrı Türk devletinin Kıbrıslı Rumlarca benimsenmesi için, Kıbrıslı Türklerin kabul etmesini istediklerini de şöyle sıralıyor.

' Kıbrıslı Türkler, Türkiye'nin Garantörlüğünden vazgeçmeli. Türk Silahlı Kuvvetlerinin tamamının veya tamamına yakının geri çekilmesini desteklemeli. Maraş’ın iadesi.Toprakların tazminatlarının ödemeli. Ayrıca Güneydeki gazın da tamamen Güneydeki devletin denetiminde ve egemenliğinde olmasının kabul etmeli' diyorlar.

Üstelik bu UKG şöyle de diyor?" Kıbrıslı Türkler, 2010 da kendi toplumları için mümkün olan en fazla bağımsızlığı destekleyen lidere oy verdiler"

Hadi bakalım, en fazla bağımsızlığı isteyen lider konuş.

Sayın Eroğlu, yıllardır Federal çözüme karşıtlığını hep bunların üzerine kurdu. Asker geri çekilmez.

GARANTÖRLÜK kaldırılmaz. Maraş iade edilemez ,Gazda bizimde hakkımız var. Falan filan .
Federal çözüme karşı olarak " bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir" diyen Sayın Eroğlu, buna dönük şimdi ne diyecek? Çünkü sindi kaldı.

UKG ,Güneydekilere de, bunları alın ve Kıbrıslı Türklerin ayrı devlet kurmalarına destek verin diyor.

Peki o zamanda onların statükocuları yani adanın bütünlüğünde, ortak vatanda, Kıbrıslı Türklerle yetki ve güç paylaşımını Federal ilkelerde yapmayı içlerine sindiremeyen ve buna sürekli engel olanlar, şimdi bunlara evet mi diyecekler? Yani ayrılmaya.

Böylece Kuzeyin ve Güneyin, yıllardır Federal çözüme karşı olan statükocuları dün kırmızı çizgi dedikleri bu noktaları kabul mu edecekler? O zaman halklarına ve tarihe  karşı nasıl hesap vereceklerdir?

Bence Kriz grubunun bu önermesinin en püf noktası gaz konusunda önerdiğidir. Yani Güney denizlerinde bulunan gazın ve İsrail gazının dünya pazarlarına sorunsuz taşınması için, Kıbrıs sorununun Federal ilkelerde çözümü yerine,  bölünme ve ayrı devlet oluşmaları ile bunun aşılmasını düşünüyorlar. Çünkü bu olursa, onlara göre her şey tıkır  tıkır işleyecek. Güneydeki devlet, İsrail, Türkiye, ABD,AB şirketleri bu gazı politik gerginliklerden uzak değerlendirebileceklerdir.Perde gerisi dediği diplomasinin bugün uğraştığı budur.
UKG'nun  Kıbrıslı Türkler ve Rumları göz ardı ettiği şundan bellidir.

"Günlük yaşamadaki temel sorun,adanın bölünmüşlüğü değil, defakto bölünmenin müzakere edilmemiş  olmasıdır" diyor.

Onlara şöyle söylemek gerekir. Öyle mi? Ada'nın Kuzeyinde ve Güneyinde çözümsüzlüğün getirdiği onca sorun,  militarizmin, şovenizmin, ekonomik ve demokratik, hukuki ve insan haklarının göz ardı edildiği ve  insani pek çok sorunun yaşandığı,  her Allah'ın günü insanların, felaketten felakete uğradığı bu topraklarda  günlük yaşamda sorun yok ha.

Bu yaklaşımı, zamanında bazı Türk siyasetçileri de ifade etmişti.  Onlar, "adada bir Türk olmasa dahi, Kıbrıs bizim için stratejik bir topraktır" deyip, insanı harcayan o mantığın benzeridir.  UKG'nun da Kıbrıslı insanı kurban olarak gördüğünün en açık ifadesidir bu yaklaşım.

Görüşmelerin bu aşamasında artık Kıbrıslı Türkler ve Rumlar kendi geleceklerini kendi ellerine almalıdırlar.
Federal çözüm için artık inisiyatif almak gerekir. UKG'nun bu bildirisi, ülkemiz üzerinde art niyetlerin dolaştığının göstergesidir. Eğer biz sahip çıkmazsak,  bu güzel vatan, bizden başka herkesin olacaktır.

Bu yazı toplam 2050 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar