Turistten hesap alırken utanmak
"Turistlerden hesap alırken gerçekten utanırım..."
Bunu söyleyen sıradan biri değil…
Bir restoran işletmecisi…
"Bonfilenin kilosu Rum tarafında 26 Euro... Bizde 43 Euro... Kuzunun kilosu orda 10 Euro... Bizde 37 Euro..."
Eğer barikatlar herkes için tamamen açık olsa; yani Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları da güneye özgürce geçebilse, bu sürdürülemez pahalılık karşısında kuzeyde neredeyse kimse kalmayacak.
Ha şu olacak yakında...
Gelip kuzeyde çalışacaklar, ödenecekler, geçip güneyde harcayacaklar.
Çünkü maaşlar, ücretler yükseliyor...
Ama yetmiyor...
Bu döngü de tamam değil.
Çünkü iş yoksa hangi işletme bu "asgari ücreti" ödeyebilecek?
***
Tam da bu akıl tutulması pahalılık üzerine notlarımı karıştırırken, beş yıl önceki rakamlar çarptı gözüme.
Sadece beş yıl önce dana kıymanın kilosu 90 liraymış... Bugün 1250 lira.
Düşünsenize aradaki devasa uçurumu!
"Yüzde bin" desen de anlatmaz farkı...
Maliye'nin kasasına ortak olmadıkça hayat pahalılığına karşı korunma şansınız yok çok fazla...
Ama bu da yetmiyor.
Çünkü esnaf var...
Çarşı var...
Sokaktaki emekçi var.
İşsizlik gibi bir bela var gençlerin önünde...
Üstelik her birinin eline "üniversite diploması" tutuşturan da bir düzen kurulmuş.
Gençlik, geleceksizliğe mahkum ediliyor.
***
Bütçeyi yazmıştım geçenlerde...
Yüzde 80'i maaşlardan oluşuyor.
Bütçe değil maaş bordrosu!
Yatırım yüzde 1.4...
"Cari Transferler"in açılımına bakınca onlar da çoğunlukla maaş niteliğinde ödemeler...
Şu soruyu yöneltmiştim...
"Bütçenin yüzde 80’ini, yurttaşın ya da bütün toplumun yüzde kaçı paylaşıyor?"
Bunun da yanıtı geldi.
Kadrolu ve geçici memur, işçi, sözleşmeli, emekli toplamı 47 bin 86 kişi...
Nisan 2026 resmi verisi...
Temmuza bu da artmıştır muhtemelen...
Bir o kadar da belediye çalışanı ve bütçeden pay alan diğer kurum çalışanlarını düşünsek bile...
Yani aslında...
Bütçenin yüzde 80'i nüfusun beşte birine gidiyor yalnızca...
Öyle "temiz, tertipli" çok zenginimiz de kalmadı...
Kayıt dışılık büyüdükçe büyüyor her gün...
Kontrolsüzlük...
Geleceğe dair güvensizlik...
"Bu düzen sürdürülebilir değil" kaygısı...
Yine de bir "çözüm" dendi mi...
Avrupa Birliği içerisinde yeni bir ortaklığa katılmak...
Dünyaya açmak buraları...
Türk Lirası'ndan kurtulmak...
Yeni bir yatırım iklimiyle tanışmak...
Uyanmak yeniden ve hayata bağlanmak...
İllegal yozlaşmışlığımızdan kurtulmak...
Kimilerinin statüko aşkı depreşiyor hemen...
Çünkü bu çözümsüzlük ve belirsizlik, kendi içinde illegal ve asalak bir ekonomik düzen yarattı. Bu düzen kimilerine muazzam, hesapsız kazançlar sağladı; kimilerine ayrıcalıklar dağıttı, kimilerine ise sahte ama konforlu bir alan sundu.
İnsanı bu çıldırtıyor işte...






