1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Avrupa Parlamentosu’nun ‘1974'te Türk kuvvetleri tarafından cinsel şiddet suçları işlendiği’ iddiaları üzerine…
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Avrupa Parlamentosu’nun ‘1974'te Türk kuvvetleri tarafından cinsel şiddet suçları işlendiği’ iddiaları üzerine…

A+A-

Oldu mu olmadı mı?

-*-*-

Savaş, insanlık tarihinin en vahşi “oyunu”dur!

Ve savaşlarda, insanlık dışı her şey olur, olmuştur!

-*-*-

Bu insanlık dışı iğrençlikleri elbette konuşmak, yazmak, cezalandırmak, kınamak gerekir!

-*-*-

Avrupa Parlamentosu, “Türkiye veya Kıbrıslı Türk toplumunun” yokluğunda, geçtiğimiz hafta kabul ettiği bir kararda, 1974 ‘teki iğrenç savaş sırasında, Rum kadın ve kız çocuklarına yönelik cinsel şiddet ve tecavüz iddiaları ile ilgili bir karar aldı…

-*-*-

Bu kararın hukuken bir geçerliliği yok!

Siyasi bir karar ve çağrıdan ibaret!

-*-*-

Avrupa Parlamentosu bu kararı alırken, tek taraflı davranmıştır; belki benzer iddialar, Kıbrıslı Türk toplumu için de geçerli olan cinsel şiddet ve tecavüz “söylentileri” içermeliydi!

-*-*-

Neden içermedi?

-*-*-

Çünkü “Türk tarafı”, yukarıda da belirttiğimiz gibi orada yoktur!

-*-*-

Rum lobiciliği çok etkilidir…

-*-*-

Bu konu, yani “lobicilikteki eksiklik” hatta “lobicilikteki sıfır olma pozisyonu” “Türk tarafı” açısından ciddiyetle değerlendirilmelidir!

-*-*-

Sadece bu iğrenç konuda değil, birçok konuda “Avrupa’daki tüm kurumlardaki boşluğumuz” bir şekilde ele alınmalı ve o boşluğun doldurulması için çaba harcanmalıdır!

-*-*-

O boşluğun doldurulması ve en kötü ihtimalle iki Kıbrıslı Türk parlamenterin o parlamentoda yer almasının önemi, büyüktür!

-*-*-

Ve bunun yolu – yordamı tektir; Kıbrıs’ta siyasi çözüm!

-*-*-

Kıbrıs sorunu çözülmediği müddetçe, Kıbrıs Türk toplumu veya Türk tarafı için söz konusu olan tüm olumsuz olasılıklar bir yana; Avrupa kurumlarındaki lobicilik veya propaganda eksikliğimiz artacaktır… 

-*-*-

Rum lobiciliği, 1974'teki Türk askerî harekâtını ve devam eden askerî varlığı her fırsatta kınıyor, bunun “işgal” olduğunu savunuyor…

-*-*-

Kıbrıs Türk tarafı veya Türk tarafı oralarda olmadığı müddetçe, “işgal” bir yana; işlendiği iddia edilen cinsel şiddet ve tecavüz vakalarının savaş suçu ve uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlalleri olduğu yönündeki değerlendirmeler bitmeyecektir…

-*-*-

Türkiye, her yerde ve her zaman karşısında, “… Cinsel şiddeti bir savaş silahı olarak kullanmak” iddiası ile kınanacaktır!

-*-*-

Kıbrıs sorunu çözülmediği müddetçe, dediğimiz gibi mesela “mülkiyet sıkıntısı” gibi; ilelebet “… 1974 mağduru Rum kadın ve kızların resmen tanınması, hesap verilebilirliğin sağlanması, uygun tazmin ve destek mekanizmalarının oluşturulması çağrıları” devam edecektir!

-*-*-

Ve tabii ki bütün bunlar, Türkiye’nin kendi içindeki adalet – hukuk – insan hakları suçlamaları ile birleştirilince; bu ülkenin “Avrupalılaşması yolundaki” engel sayısı artacak, barikat sayısı yükselecektir!

-*-*-

Haaa” zerre umurumuzda değil, bir Türk cihana bedeldir” gibi bakışlarla yola devam edecekseniz, onu da paşa gönlünüz bilir!

-*-*-

Sonuca gelelim…

-*-*-

Avrupa Parlamentosu kararında, 1974'te Türk kuvvetleri tarafından cinsel şiddet suçlarının işlendiği iddia ediliyor…

-*-*-

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu bu konuda 1976’da bir rapor hazırlamıştı…

-*-*-

Avrupa Parlamentosu’nun geçtiğimiz haftaki kararı bu raporu bir kez daha gündeme taşıdır ve karar metni içerisinde yayınladı…

-*-*-

Bu rapor, “siyasi tavsiye kararı” olarak kabul edilip “s.ktir edin, takmayın” diyebileceğiniz Parlamento kararına, aslında “hukuki” bir ağırlık kazandırıyor!

-*-*-

Çok dikkat edilmesi lazım!

-*-*-

Bu raporda, Komisyona sunulan deliller değerlendirilmiş ve bazı cinsel şiddet iddiaları bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlallerine ilişkin tespitlere yer verilmiştir. Bu rapor, Avrupa Parlamentosu kararından farklı olarak ayrı bir hukuki inceleme sürecinin ürünüdür.

-*-*-

Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Türkler de,  1963-1974 döneminde – hatta 1955 – 1974 arasındaki yıllarda ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldı…

-*-*-

Bu gerçekten kaçmak mümkün değil…

-*-*-

Ama asıl önemli olan, özelde Kıbrıs Türk toplumu, genelde Türk tarafının Avrupa’daki “yok”luğu, lobicilikteki ezikliği ve 1974 sonrasında geçen 52 yıldaki mutlak diplomasi başarısızlığıdır!

-*-*-

Mesele, “evet bu çirkin olaylar yaşandı” diyerek bu konuda suçlayıcı slogan atmak veya “yok canım böyle şey olmadı, olmuşsa bile bunu Türk askeri değil, Rumlar yaptı” diye saçmalamaya yatmak değildir!

-*-*-

Mesele, tüm gerçekleri iki tarafça da kabul etmek, tazmin etmek, şeffaflaştırmak ve tabii ki özür dilemektir!

Karşılıklılık esası!

Mütekabiliyet esası!

-*-*-

Yok eğer siz orada olmamayı tercih ediyorsanız, önünüze bu türden ciddi suçlamalar içeren daha çok karar da çıkabilir!


Gaz borusu: “Çözüme hazırız, buyurun pazarlık yapalım!”

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bir kez daha geldi, gezdi, gitti!

-*-*-

Bu gelişte, önemli bir “anlaşma” yapıldı!

Adı anlaşma!

-*-*-

Türkiye'den adaya uzanan yeni bir doğalgaz boru hattı “çekilecek!”…

-*-*-

Nedir bu boru hattı girişimi?

Bu boru hattı, “çözüme hazırız, buyurun pazarlık yapalım” önerisi, teklifi veya adımıdır!

-*-*-

Zaten Türkiye de bunu inkar etmiyor!

-*-*-

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Doğu Akdeniz'de doğalgaz keşfedilmesi durumunda bu boru hattı ile Kıbrıs üzerinden Türkiye'ye yönelik de gaz akışı olabileceğini açıklamıştı…

-*-*-

Yani meseleye “olumlu” bakmak lazım!

Çünkü çözüm adına olumlu bir adım, pazarlık, diplomatik fiziki bir adım söz konusu!

-*-*-

Haaa Türkiye’den KKTC’ye doğal gaz gelecek da elektrik üretimi ve otellerde kullanılacak ya da evlere dağıtılacak “şeyisi”, tamamen “şey”dir!

-*-*-

Şey!

Ney!

Ney değil, “zurna!”.

-*-*-

Peki sorun bakalım en çok merak ettiğim nedir?

-*-*-

Sordunuz farz ediyorum ve yanıtlıyorum:

“Avrupa’ya ihraç edilecek miktarda gaz bulunsun, Türkiye’ye de bu gazı sen taşı canım densin, Tahsin abim dağa çıkar mı?”

-*-*-

Atıp tutanlara mesaj açık; Anavatanınız Kıbrıs’a “win win” açısından bakıyor!

Ama bu “win” işinin içinde Kıbrıslı Türk Toplumunun varlığı satılabilirdir!

-*-*-

1878…

1923…

-*-*-

İnsan üzülsün mü gülsün mü bilemiyor!


746439886-1027492983200333-4953068098891922896-n.jpg

Başkan Mehmet ali Talat ile ideolojik anlamda her zaman aynı yolda yürüdük; zaman zaman tökezlemeler, yoldan çıkışlar elbette olmuştur… Ama kilo verme konusunda kesinlikle idolümdür… Geçtiğimiz Cumartesi akşamı elinden ödül alırken muhabbetimiz de “kilo vermek” üzerineydi; “… Çok iyi kilo verdin” dedi; “… bu konuda efsane sizsiniz başkanım” dedim… Bir kez daha Gazeteciler Birliği’ne teşekkürler; en başta Yenidüzen ve Sim Tv’dekiler olmak üzere, ödül alan – almayan tüm meslektaşlarımı da yürekten kucaklıyorum…

Bu yazı toplam 308 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar