Bu ülkede yaşamak?
Her son bir başlangıç mı?
-*-*-
Bu soruyu kendi kendimize soruyorsak, “kesin kafayı yedik!”
-*-*-
Yedik ya da yemedik; soruyorum; “Mesela ölüm bir son mu?
-*-*-
Veya çok daha kötüsünü sorayım; “ölüm en kötü şey mi?”
-*-*-
Peki çaresiz kalmak?
Hiç bitmek bilmeyen acılar çekmek?
-*-*-
Avrupa’da bazı ülkelerde “ötenazi” var mesela!
-*-*-
Çaresiz kalan ve acı içinde olan insan, buna başvurabilir!
-*-*-
Aman sakın ha!
-*-*-
Nazım Hikmet’in dediği gibi, “… Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, / hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, / ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, / yaşamak yanı ağır bastığından.
-*-*-
Peki öldük diyelim!
-*-*-
Yine oraya geldim!
Sonrasında yaşam var mı?
-*-*-
Kimse görmedi!
Kimse gidip de dönmedi!
-*-*-
Yahya Kemal Beyatlı ne demişti?
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan, / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…”
-*-*-
Bilgi kaynakları der ki; İslam, Hristiyanlık ve Yahudilikte ölüm bir son değildir.
-*-*-
Hinduizm ve Budizm gibi inançlarda ruh ölmez. Kendini geliştirene ve olgunlaşana kadar farklı bedenlerde tekrar tekrar dünyaya döner…
-*-*-
Din insanlarını, inananları kızdırmayalım; onlar öyle inanıyorsa, öyledir!
-*-*-
Haaa bilim ne der bu işe?
-*-*-
Bilim, ölümü beyin ve kalbin faaliyetlerinin kalıcı olarak durması şeklinde tanımlar…
-*-*-
Ve bilim, varsa “öteki tarafı” bilmediğinden; “ruhun, vücut dışında yaşadığını” kabul etmez!
Kanıt ister!
-*-*-
Haydi bir miktar Elenizim yapalım!
-*-*-
Efendim, Antik Yunan filozofu Epikür (MÖ 341-270) insana ait arzuları üçe ayırır…
Doğal ve zorunlu olanlar (su, ekmek), doğal ama zorunlu olmayanlar (lezzetli yemekler) ve doğal olmayanlar (şöhret, lüks).
-*-*-
Mutluluk için sadece doğal ve zorunlu olanlar yeterlidir.
KKTC hariç!
-*-*-
Epikür, yaklaşık 2 bin 400 sene öncesinden bugünkü KKTC’yi öngöremediği için bence haksızdır çünkü bizde “doğal olmayan” arzular en yüksektedir!
Ne yazık ki!
-*-*-
Haaa aynı Epikür “Ölüm Korkusu”nu da açıklar ki burada beyamcama katılırım:
"Biz varsak ölüm yoktur, ölüm varsa biz yokuz" der.
-*-*-
Ölümden korkmamayı öğretir.
Tabii ki bana göre “Anasının örekesi!”
-*-*-
Ölümden korkmamak, sadece filmlerdedir ve Epikür’ün eminim Rambo’dan da hiç haberi olmamıştır, Cüneyt Arkın’ı tanıma fırsatı da mümkün olmamıştır…
Tabii ki birinin ruhuna girip de 2 bin 350 sene yaşamamışsa!
-*-*-
Epikür’e göre, “… Tanrılar evrenle veya insanlarla ilgilenmez. Bu yüzden tanrıların cezalandırmasından korkmaya gerek yoktur…”
-*-*-
Şimdi gel bunu yaz; “dini eleştirdin” diye içeri atsınlar!
Yazmıyorum!
-*-*-
Zaten yazsam da içeri atılabileceğim ülkeye sokulmuyorum bile!
-*-*-
Efendiler ve hanımefendiler!
Bu ifade cinsel ayrımcılık içeriyor!
Değişelim!
-*-*-
Şöyle seslenmek lazım; “kadınlar ve erkekler ve LGBTQI + insanlar!”
-*-*-
Evet, her son yeni bir başlangıç olabilir.
-*-*-
Hayat, yaşam, mesela mevsim gibi olabilir!
-*-*-
Kış biter, bahar gelir!
-*-*-
Yüzünüze bir kapı kapanırsa da başka yerde eminim başka kapılar veya biraz zorlanarak da olsa girebileceğiniz pencereler mutlaka vardır!
-*-*-
Ve yüzünüze kapanan her kapı, illa ki olumsuz bir gelişme midir?
-*-*-
Sanmam ama öyleyse de – mesela kazık yemişseniz; o kazıklar bile “pozitif” değerlendirilmelidir!
Çünkü tecrübe denen “şey”, o kazıkların birikimidir!
-*-*-
Değişim, bir şans veya motivasyondur kesinlikle!
Her son yeni bir başlangıçtır!
Bir daha tekrar edeyim; “Kesinlikle!”
Ama iyi, ama kötü!
Yeni, bir şey başlıyor ve bu “ölüm” değildir!
Hastalık değildir!
-*-*-
Bazı bitişler, mutlak özgürlüktür ya da!
-*-*-
Keşke, insanlar, birbirini hiç kırmasa, hiç üzmese, hiç acı çektirmese!
-*-*-
Keşke “ego” olmamış olsaydı!
Narsizm hiç mesela!
-*-*-
Türkiyeli Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Anadolu Ajansı’na şunları söylemiştir:
“… Ego ve narsizm aynı şey değildir. Ego, sağlıklı bir benlik algısı ve "ben buradayım" deme şeklidir. Narsizm ise başkalarını yok sayan, aşırı hayranlık bekleyen ve empati yoksunu bir kişilik yapısıdır. Uzmanlara göre her narsist yüksek egoludur ama her egoist narsist değildir.”
-*-*-
Allah var mı?
Hadeee tartışmaya gel!
Tam içeri sokulmalık!
-*-*-
Ben kurtulayım, kavga başlamadan, “Tekbiiiir!”
"Allah en büyüktür" - "Allah her şeyden üstündür"…
-*-*-
Ve sanırım anladınız; Allah’ım yardım et!
Sevgili meslektaşım Ulaş Barış’ın sık sık sosyal medyada paylaştığı bir şey var; “usandım!”…
Ben de be Ulaş!
Bu ülkede yaşanmaz!
-*-*-
Mış gibi yapalım ve yaşayalım mı?
Hep yalanla!
Pasaport Güney’den, ganimet Kuzey’den gibi yani!
Bilemedim!
-*-*-
Neyse, hala umudum – ümidim var!
Sağlığım da şükür yerinde!
Bu yazıyı çok da ciddiye almayın! (Kafa gidik, deyin, geçin bence)
-*-*-
Emin olun yazdığım her yazının karşılığını maaş olarak alırım da yine de “beğeni” çok olursa, “egom” da bir miktar daha mutlu olur!
-*-*-
Hele “yılın yazısı” veya “yılın köşe yazarı” gibi “ego tatmin” meselesinin üzerine…
Kaymaklı ekmek kadayıfı!
-*-*-
Hayır, dondurmalı!
Ve kesinlikle Resa!
Aman reklam olacak ama beş senedir yemedim!
Diyetten!
Değdi mi?
-*-*-
Bu da ayrı bir yazı konusu olsun!
Günde en az bir büyük daşinobidda, bir hellimli – zeytinli bulla, bir – kaç orta boy pilavuna yerken, kilo vermek adına beş seneden beri bütün bunları kesip de 150’lerden yüz’lere düşmek iyi miydi?
-*-*-
Tekrar sorayım, değdi mi?
Değdi!
-*-*-
Ve söz, alkole de veda etmeye hazırlanırım!
Hatta kestim!
-*-*-
Geçen akşam, Ulaş, Rasıh Reşat ve Levent Kutay, DP’nin 34’üncü kuruluş yemeğine gittik; bir duble bile içmedim…
Turizm işletmesi eleştirisi ya da siyasi mesaj verdiğim anlamı çıkmasın sakın ama Elexus’un servisi kötüydü; salon da tıklım tıklım doluydu!
-*-*-
Neyse!
Bugünkü yazı da bitti!
Bir de sayfamda kullanacak fotoğraf buldum!
-*-*-
Meslektaşımız Mustafa Alkan DP gecesinde çekti…
Sevgili Mustafa, “Kompozisyon güzel; sahnede Ersin Tatar, dev ekranda Rauf Denktaş ve Serhat İncirli…” dedi, yorum yapmadı!







