1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Mihalis Koççinovukkos, çok yakın arkadaşımdı...”
Ferdi Sabit Soyer

Ferdi Sabit Soyer

TC ve KKTC Cumhurbaşkanlıkları, Hükümetleri ve T.M.K

A+A-

 

Çıkarılması için büyük gayret, çıkmaması için de "dünyayı yakma" niyetleri gösterilen Taşınmaz Mal Komisyonu Yasası, zamanında Meclis'ten geçti. Bu yasa, çok önemli gelişmelere de kapı açtı. Ama bunun önemini, ağırlığına denk bir değerle ele aldığımız söylenemez.

Hatırlıyorum, 2004 Referandumundan sonra Kıbrıslı Rumların "Hayır" kararı sonrası ne yapılacağı düşünülürken,  partinin Genel Sekreteri olarak bir demeç vermiştim.

Annan Planına "Evet" diyen bir toplum olarak, çözüm isteğimizin sürekliliği için, bu Planda bulunan bazı unsurları yaşama geçirmemiz gerektiğini, ortak  parti değerlendirmelerimize bağlı olarak seslendirmiştim.

Bunun için örneğin, mülkiyet sorunu konusunda, Annan Planında bulunan ilkelere dayalı yasal düzenlemelerle, bu hususları yaşama geçirmemiz gerektiği,  söz konusu açıklamada yer almıştı.

Bu demeçten sonra, malum çevreler büyük tepki göstermiş. Bazı sol ve çözüm isteyen  çevreler de bu demeç üzerine bizi suçlamaya kalkmışlardı.

Zaten, 24 Nisan 2004 Referandumunun ertesi günü, iki DP milletvekilinin istifası ile Meclis'te,  kıl üstünde bir çoğunluğa sahip olan CTP- DP Koalisyon Hükümeti düşmüş ve ülkede siyasi kriz oluşmuştu.

Sonrasında hükümet kurulamamış ve Anayasa'nın kuralı nedeni ile 6 ay sonra, 'sürüklene sürüklene', 2005'te Erken Seçime gidilmişti.

Arkasından yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Sayın Talat, Cumhurbaşkanı seçilmişti.

Aldığım Başbakanlık görevi ile CTP-DP Hükümeti yeniden kurulmuştu.

Sayın Talat'ın CB seçilmesi ile birlikte, gerek Hükümet, gerekse Türkiye ile yapılan görüşme ve değerlendirmelerle, ortaklaşa olarak Taşınmaz Mal Komisyonu yasası yapıldı.

Bu yasaya dönük ortağımız DP 'nin eleştirileri, endişeleri, katkıları da alındı. Son şekil verildi.


Benim arzu ettiğim tüm unsurları kapsamasa dahi, bu yasa; mülkiyet sorununun aşılması ve Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde, önemli bu sorunsalın aşılma yolunda, yeni zeminler sağlayacak, bir düzenleme idi.

Bu yasanın, Meclis'teki görüşülmesi sırasında ve geçtikten sonra,  özellikle Sayın Eroğlu'nun karşı çıkışıyla, UBP ile birlikte malum odaklar bu yasaya dönük,  müthiş bir karşı kampanya açmışlardı.

Yasanın  iptali talebi ile Anayasa Mahkemesine de gidildi. Ancak Anayasa Mahkemesi bu talebi yerinde bulmadı. Buna yalnız UBP karşı çıkmadı.

O dönem muhalefet olan sol partiler ve bazı sendikacılar, çözümcü bazı kesimlerde bu yasaya karşı çıkmıştı...

UBP bizi bu yasa ile KKTC'yi dağıtmak ve mülkiyeti Kıbrıslı Rumlara teslim etmekle suçlarken.
Bazı Sol ve Çözümü savunan çevrelerde bizi, bu yasanın hiç bir soruna çözüm getirmeyeceği.
AİHM’in bunu kabul etmeyeceği öngörüsüzlüğü ile hukukun tek otoritesi kesilerek, bu yasanın çözümsüzlüğe hizmet edeceğini iddia ediyorlardı. Bununla da yetinmiyorlar ve CTPBG'nin artık Federal çözümden uzaklaştığı, Taksim'i kurumsallaştırmaya çalıştığı çamurları ile  itham eden açıklamalarla suçluyorlardı...

O günlerde, bu yasaya, birbirinden çok farklı temellerde gelen bu eleştirilere dikkat çekiyor ve bu ne? Biri bizi, bu adımdan ötürü, KKTC'yi dağıtmak, öteki kökleştirmek niyeti ile tanımlayarak suçluyor Bu nasıl bir iştir, biz neyiz diyordum. Gerçekte bu olay, Kuzey Kıbrıs'ta siyasi yaklaşımda meselenin; "üzüm yemek değil, bağcı dövmek" olduğunun en güzel örneklerinden biri olarak, siyasi tarihimize de yazılmış oldu.

ÇIKTIKTAN SONRA.

Sonuçta yasa uygulamaya girdi. Duyuruları yapıldı. Kıbrıslı Rumlarda duyarlılık oluştu. Bir, iki derken, başvurular yüzlerceye ulaştı.

2009'da Hükümet değişimi ile birlikte Başbakanlık görevini alan Sayın Eroğlu'nun ilk yaptığı iş, onca tantanasını çıkardığı T.M.K yasasına dayalı olarak kurulan  Taşınmaz Mal Komisyonu'nun  görev süresini uzatmak için  değişiklik yasasını Meclis'e sevk etmek oldu.

Buna karşı çıkan sol çevrelerde 2009 sonrası kurulan UBP Hükümeti ile birlikte Komisyon çalışmalarına dönük eleştiri değil, aksine önem vermeye başladılar. Bağcı dövmek meselesi.

Sayın Eroğlu bu adımla birlikte bir şey daha yaptı. Küçük, ama bu yasanın uygulanmasında tazminatlara dönük bir temel olması için  oluşturduğumuz fonu da iptal etti. Bunun yerine de bir şey konamadı. Tüm eleştirilerimize karşın...

Daha sonra Sayın Eroğlu muhalefet ettiği bu yasanın önemini kavradı. Ancak Başbakanlığı ve CB döneminde tazminat kaynağı ile ilgili olarak  konunun gelişmesi için bir çaba da  ortaya koymadı.

AİHM, kendi içimizde  böylesi bir maceradan geçerek yasallaşan T.M.K ile ilgili olarak, 2010 yılında, Demopuolos kararı denen, söz konusu kararları aldı.


BU KARAR, ÇÖZÜME KÖPRÜ AYAĞI.

AİHM'in aldığı karar, yalnız bu alanda bir uluslararası hukuk temeli oluşturmadı.

Ama günümüzde, Kıbrıs sorunun çözümü sürecinde toplumlararası görüşmelerde en önemli sorunlardan biri olan mülkiyet meselesinin aşılması yoluna da ciddi bir kanal açılmasını sağladı.

Söz konusu karar, Sayın Akıncı ile Sayın Anastasiadis'in görüşmelerinde iki taraf arasında,  bu  önemli konuda, bir ilk olan yakınlaşma sağlanmasına yol açtı.

Mülkiyet Komisyonu oluşumu ve bu sorunun, oluşturulacak Komisyonda, üzerinde görüşecekleri ilkeler ve kriterler temelinde çözülmesi yakınlaşması  bir ilk olarak, bu görüşme sürecinde oluştu.

Yani, T.M.K yasası, yalnız çözümsüzlük şartlarında bir sorunun aşılması yolunu göstermedi.
Karşılıklı kabul edilebilen bir antlaşmanın oluşması, yani Federal çözümün yolunun aşılması için,  iki taraf arasında var olan  bir uçurumun aşılmasında, iki karşı yakada,  birer köprü ayağı kurulmasına da yol açtı. Şimdi bu ayaklar üzerinden, köprüyü geçiş için bitirmek imkânı doğdu.


BU GÜN YOL AÇAN, TIKANMA SIKINTISINDA

İşte bütün bunlar bakımdan bu konuya büyük önem vermek gerekir. Ancak günümüzde çok büyük sıkıntılar var.

Bu sürecin içinde T.M.K, bazı davalar için karar verdi. Tazminata hükmetti. Ancak kararlaştırılan tazminat, davayı kazanan Kıbrıslı Rumlara, kaynak meselesi nedeni ile ödenemiyor.

Hak Sahibi olanlar, Hukuk sistemimiz içinde çare arayışına girdiler. Konu ile ilgili haciz dosyaladılar.

Basında okuduk. Bakanların makam araçlarına haciz uygulandı. Gerçi mahkeme haciz işlemini durdurdu. Ama adli tatilin bitmesi ile birlikte konu yeniden ele alınacak.

Beni  bu makaleyi ivedi olarak yazmaya sevk eden bir başka nokta daha var.

Bu yılın sonuna doğru AHİM, söz konusu kararının ne sonuçlar yarattığını inceleyecek.

İşte bu aşamada, özellikle Güney Kıbrıs'ta söz konusu AHİM kararından memnun olmayan ve günümüzde iki liderin mülkiyet konusunda çözüm için üzerinde yakınlaştıkları ilkeleri ret eden statükocu çevreler, şimdi bu konunun darbelenmesi için kolları sıvayacaklar.

Taşınmaz Mal Komisyon'unun karar altına aldığı tazminatların ödenememesi meselesini ele alıp, bunun erozyona uğratılması için AHİM indinde tam kapasite devreye girecekler.

Konu ile ilgili Güney Kıbrıs'ta Sayın Anastasiadis'e, Kuzey Kıbrıs'ta da Sayın Akıncı'ya kin ve nefretle saldıranlara, bu yeni zeminler yaratacak.

Bunlar, mülkiyet sorunsalının aşılması için oluşan bu ilk yakınlaşmayı, berhava etmek için bu fırsatı kullanacaklar.

Evet, bu konuda Türkiye ile kaynak oluşması ve bizim katkımız konusunda dünden gelen sıkıntı var. Ancak bu sıkıntı nedeni ile Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde oluşan, bu yeni ve önemli kanalın tıkanması tehlikesi, şimdi yaşanmamalıdır.

Liderlerin sorunun çözümüne dönük önemli bir gelişme yarattığı ve üzerinde yakınlaştığı bu temel, sarsılmamalıdır.

Üstelik AİHM’in söz konusu kararı, Türkiye'yi sürekli ve devamlı," kullanım kaybı tazminatı" ödemekten de kurtardı. Tazminat, evet ödenecek. Üstelik bu yalnız Kıbrıslı Rumlar için değil, Kıbrıslı Türkler için de geçerlidir.

2010'da AİHM’in Taşınmaz Mal Komisyonu ile ilgili aldığı kararın, sorunun Bütünlüklü çözümüne dönük yaptığı katkıyı düşünerek. 

Şimdi, orası, burası demeden, T.M.K'nın aldığı Tazminat kararlarının, yeni sorun oluşmadan ödenmesi gerekir.

Türkiye, tazminatın bütünü ile ilgili tartışma ve arayışlar sürerken, bu özel konuda kararlaştırılan tazminatlar konusunda, bu güne kadar yaptığı ve yapacağı katkılar düşünülerek  alınan, kararların yerine gelmesi tavrını devam ettirmelidir.

Bundan geri durması, kazanılan bir temelin çökmesi ve sorunun hem siyasi, hem ekonomik ve demokratik-  hukuki temelde, misli ile yeniden Türkiye'nin kafasına patlamasını getirecektir.

Bunun için Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanlıkları ve Hükümetleri başlarındaki çok değişik ve önemli dertlere karşın,  bir an evvel gözlerini,  bu günler ve haftalar içinde bu meseleye de çevirmelidirler. T.M.Komisyonu'nun kararlaştırdığı  tazminatların  ödenmesi meselesini çözmelidirler.

Bu aşamada, AİHM’in önüne bu mesele, "Türk Tarafı, bu konuya iyi niyetle yaklaşmıyor ve kararınıza riayet etmiyor" şeklinde gitmemesi gereklidir.

Bu yazı toplam 1783 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar